Dünyada ülkeler arasındaki sınırlar inceldi. Ancak insanların arasındaki sınırlar giderek kalınlaştı. Fiziki olarak birbirine yaklaşanlar, psikolojik olarak birbirinden uzaklaştı. Madden zenginleşenler, manen fakirleşti, düşkün hale geldi. Villada yaşanlar ile gecekonduda yaşayanlar, bir başka deyişle kent ile kırsal arasında düşünce ve davranış farkı kalmadı. Yabancılık da yabana ait bir sorun olmaktan çıktı.
İnsanın insanla ilişki, hiçbir ruhu ve içeriği olmayan bir cıvatanın, bir başka cıvatayla ilişkisine dönüştü. Herkes herkesi, bu arada patron çalıştırdıklarını, satıcı alıcılarını kullanmakla meşgul hale geldi. Sonuç olarak herkes herkesi bir “mal/mevta” gözüyle görmeye başladı.
Geçmişte çok nadir görülen seri katiller vardı. Günümüzde yeni serseri katiller türedi. Nedeni olmayan cinayetler, tecavüzler, vahşi katliamlar ve sıradanlaşan boşanmaların hepsi, insanlık algısının, insani olmayan araçlar ve amaçlar tarafından değiştirilip dönüştürüldüğünü gösteriyor.
Bugün merhametini yitirmiş mekanik/teknik bir toplumla karşı karşıyayız. Bir zamanlar insanlar arasındaki ilişkilere yön veren sevgi, ilgi, aşk, merhamet, insaf, akrabalık ve acıma duygusu, geleneksel anlamlarını kaybetti. Bu kavramlar eski içerikli kullanılmıyor. Ortadoğu’da Fransız İhtilalinin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamelerinin, Sosyalizmin ya da Kapitalizmin geçmişte başaramadığını, günümüzde televizyon, facebook, twitter ve internet başarmak üzere.
Bu cümlelerimden, teknolojiye karşı olduğumuz anlamı çıkmasın! Türkiye giderek bilgi teknolojisinin hareketlendirici etkisinden daha çok, uyuşturucu etkisi altına giriyor. Gençler üzerinde yapılan araştırmalar da gösteriyor ki; okuma ve düşünme melekelerimizi büyük ölçüde ihmal ettik. Gençler üzerindeki televizyon, internet, facebook ve müzik egemenliği tehlikeli boyutlara ulaştı. Bu da sanallaşmayı doğurdu. Gençler arasında yapılan bir araştırmaya göre; gündemi gazetelerden takip eden gençlerin oranı 12 iken, televizyondan takip edenlerin oranı yüzde 88’dir. Gençlerin vazgeçilmezlerini yüzde 75 ile müzik, yüzde 67 ile internet ve yüzde 60 ile dini inanç takip ediyor. Araştırmaya göre internet üzerinden gerçekleşen sosyal medya sitelerine üyelik olma açısından, facebook yüzde 91 izlenme oranı ile en önde geliyor.
Değişen değerlerimizle birlikte, bayram geleneklerimiz de değişti. Her bayram aklıma, “köy odaları” gelir. Köy odalarında yapılan bayramlaşmalar, her evden getirilen yemekler, büyükten küçüğe sıralanışlar, misafir ağırlama, hülasa dayanışma ve safları sıklaştırma! Bugün ne köy odası kaldı ne de dayanışma.
Acı ama gerçek, artık bayramlara değişen değerlerimizle, samimiyetten ve dayanışmadan uzak bir toplum görüntüsü ile giriyoruz.
****
Bu yazdıklarımdan, gelecekten umutsuz olduğum anlamı çıkmasın. Benim ülkemde olumlu gelişmeler de var. Bir zamanlar en güvenilir kurum, Türk Silahlı Kuvvetler idi. Bu en güvenilir kurum, sık sık “askeri muhtıralar” verir, halkın seçtiği sivil yönetimi istediği çizgide tutardı. Her muhtıradan sonra, “şimdi ne olacak?” Sorusu sorulur, bir belirsizlik ortamı yaşanırdı. Askeri harcamalar, Sayıştay’ın denetiminden uzaktı. Hiç kimse bu kurumdan hesap soramazdı.
12 Eylül askeri darbesinde, milli refleksi silindir gibi ezen Netekim Paşa’nın ekibi değil miydi? 28 Şubat sürecinde sivil yönetim üzerinde otorite kurarak, sessiz darbe yapan, Çevik Bir Paşa aynı tornadan çıkmamış mıydı?
28 Şubat sürecinde Mersin’de Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde idareci idim. Mersin’in Toros Dağları ile kucaklaştığı Yörük Köyleri’nde, Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde, yetişkinlere yönelik kurslar açmaya gayret ederdim. Bu kursların çoğu, 28 Şubat Sürecinde, Çevik Bir Paşa’nın (!) ekibi tarafından kontrol ediliyordu. Müdür odasında çalışırken çalan telefonumun öbür ucunda, Mersin Valisi vardı. Titreyen sesiyle; “Hoca sen köylerdeki cemaat evlerine kurs açma onayı almışsın, bana da imzalatmışsın! Ben komutana ne diyeceğim? Bu kursları derhal kapat!” talimatını yağdırdı. Bu telefondan yarım saat sonra, aynı telefondan memurumun sesiyle bir kez daha irkildim. “Hocam Garnizon Komutanı sizi istiyor!” Valinin ardından arayan Garnizon Komutanı idi. Bana söylediği ilk cümle: “Ulan hoca sen nasıl irtica yuvalarına kurs açarsın!” Bu kaba cümleye nasıl karşılık verilir? Diye düşünürken, sendikacılığın verdiği cesaretle; “Komutanım, Türkiye’de askeri darbe oldu da ben mi bilmiyorum? Bu konu sizi ilgilendirmez, benim mülki amirim Sayın Validir!” cevabını yapıştırdım Hemen ardından da tehdidi yedim: “Ulan sana Hakkari’de su içirtir, seni top gibi oynarım!” Bu olaydan sonra psikolojik olarak yaşadıklarımı ben ve çocuklarımdan başkası bilemez!
Bu ve buna benzer olayları o dönemde, milli kimliğine bağlı olup, idarecilik pozisyonunda olan bütün arkadaşlarım yaşadı.
Bizi tehdit eden bur sözüm’ona komutanların, gündem değiştirmek için, Mehmedimi, Ahmedimi birer piyon olarak kullandıklarını zamanla öğrendik, Kimini mayın tarlasında yürüttüler, kimini bölücü terör örgütüne bir yem olarak attılar.
Bu komutanlar benim milli değerlerimle alay ettiler. Karşı çıkan yöneticilerimi de askeri darbe ile tehdit ettiler. Muhtıralarla istedikleri çizgilere getirdiler.
Ama artık bu dönem kapanmıştır. Bugün Türkiye’de asla geriye dönüş yaşanmayacaktır. Türkiye ağır bedeller ödeyerek çok mesafe aldı. Nihayet halktan kopuk, demokrasiyi içine sindirememiş, Üçüncü Dünya zihniyetli paşalar terhis edildi. En son yapılan Askeri Şura ve Milli Güvenlik Kurulundaki oturma şekli, tam bir demokrasi görüntüsü idi. Bu toplantılara ya sivil Cumhurbaşkanı ya da sivil Başbakan başkanlık etti. Hangi demokratik ülkede, Genel Kurmay Başkanı seçilmiş Başbakan’ın emrinde ve Milli Savunma Bakanı’na bağlı değil? Şayet demokrasiden bahsediyorsak, Genel Kurmay Başkanı’nın yeri Milli Savunma Bakanı’ndan sonradır. Bunu da göreceğiz inşallah!
Bu bayrama; halka tepeden bakan, demokrasiyi önemsememiş, muhtıracı Paşaları terhis ederek giriyoruz. Bu Türkiye için çok önemli bir kazanımdır.
****
Eski bayramlarda olduğu gibi; aramızdaki ilişkilere yön veren sevgi, ilgi, aşk, merhamet, insaf, akrabalık ve acıma duygusunun, yeniden gelenek haline gelmesi dileğimle, Mübarek Ramazan Bayramınızı kutlarım.
İnsanın insanla ilişki, hiçbir ruhu ve içeriği olmayan bir cıvatanın, bir başka cıvatayla ilişkisine dönüştü. Herkes herkesi, bu arada patron çalıştırdıklarını, satıcı alıcılarını kullanmakla meşgul hale geldi. Sonuç olarak herkes herkesi bir “mal/mevta” gözüyle görmeye başladı.
Geçmişte çok nadir görülen seri katiller vardı. Günümüzde yeni serseri katiller türedi. Nedeni olmayan cinayetler, tecavüzler, vahşi katliamlar ve sıradanlaşan boşanmaların hepsi, insanlık algısının, insani olmayan araçlar ve amaçlar tarafından değiştirilip dönüştürüldüğünü gösteriyor.
Bugün merhametini yitirmiş mekanik/teknik bir toplumla karşı karşıyayız. Bir zamanlar insanlar arasındaki ilişkilere yön veren sevgi, ilgi, aşk, merhamet, insaf, akrabalık ve acıma duygusu, geleneksel anlamlarını kaybetti. Bu kavramlar eski içerikli kullanılmıyor. Ortadoğu’da Fransız İhtilalinin, İnsan Hakları Evrensel Beyannamelerinin, Sosyalizmin ya da Kapitalizmin geçmişte başaramadığını, günümüzde televizyon, facebook, twitter ve internet başarmak üzere.
Bu cümlelerimden, teknolojiye karşı olduğumuz anlamı çıkmasın! Türkiye giderek bilgi teknolojisinin hareketlendirici etkisinden daha çok, uyuşturucu etkisi altına giriyor. Gençler üzerinde yapılan araştırmalar da gösteriyor ki; okuma ve düşünme melekelerimizi büyük ölçüde ihmal ettik. Gençler üzerindeki televizyon, internet, facebook ve müzik egemenliği tehlikeli boyutlara ulaştı. Bu da sanallaşmayı doğurdu. Gençler arasında yapılan bir araştırmaya göre; gündemi gazetelerden takip eden gençlerin oranı 12 iken, televizyondan takip edenlerin oranı yüzde 88’dir. Gençlerin vazgeçilmezlerini yüzde 75 ile müzik, yüzde 67 ile internet ve yüzde 60 ile dini inanç takip ediyor. Araştırmaya göre internet üzerinden gerçekleşen sosyal medya sitelerine üyelik olma açısından, facebook yüzde 91 izlenme oranı ile en önde geliyor.
Değişen değerlerimizle birlikte, bayram geleneklerimiz de değişti. Her bayram aklıma, “köy odaları” gelir. Köy odalarında yapılan bayramlaşmalar, her evden getirilen yemekler, büyükten küçüğe sıralanışlar, misafir ağırlama, hülasa dayanışma ve safları sıklaştırma! Bugün ne köy odası kaldı ne de dayanışma.
Acı ama gerçek, artık bayramlara değişen değerlerimizle, samimiyetten ve dayanışmadan uzak bir toplum görüntüsü ile giriyoruz.
****
Bu yazdıklarımdan, gelecekten umutsuz olduğum anlamı çıkmasın. Benim ülkemde olumlu gelişmeler de var. Bir zamanlar en güvenilir kurum, Türk Silahlı Kuvvetler idi. Bu en güvenilir kurum, sık sık “askeri muhtıralar” verir, halkın seçtiği sivil yönetimi istediği çizgide tutardı. Her muhtıradan sonra, “şimdi ne olacak?” Sorusu sorulur, bir belirsizlik ortamı yaşanırdı. Askeri harcamalar, Sayıştay’ın denetiminden uzaktı. Hiç kimse bu kurumdan hesap soramazdı.
12 Eylül askeri darbesinde, milli refleksi silindir gibi ezen Netekim Paşa’nın ekibi değil miydi? 28 Şubat sürecinde sivil yönetim üzerinde otorite kurarak, sessiz darbe yapan, Çevik Bir Paşa aynı tornadan çıkmamış mıydı?
28 Şubat sürecinde Mersin’de Milli Eğitim Müdürlüğü bünyesinde idareci idim. Mersin’in Toros Dağları ile kucaklaştığı Yörük Köyleri’nde, Halk Eğitimi Merkezi bünyesinde, yetişkinlere yönelik kurslar açmaya gayret ederdim. Bu kursların çoğu, 28 Şubat Sürecinde, Çevik Bir Paşa’nın (!) ekibi tarafından kontrol ediliyordu. Müdür odasında çalışırken çalan telefonumun öbür ucunda, Mersin Valisi vardı. Titreyen sesiyle; “Hoca sen köylerdeki cemaat evlerine kurs açma onayı almışsın, bana da imzalatmışsın! Ben komutana ne diyeceğim? Bu kursları derhal kapat!” talimatını yağdırdı. Bu telefondan yarım saat sonra, aynı telefondan memurumun sesiyle bir kez daha irkildim. “Hocam Garnizon Komutanı sizi istiyor!” Valinin ardından arayan Garnizon Komutanı idi. Bana söylediği ilk cümle: “Ulan hoca sen nasıl irtica yuvalarına kurs açarsın!” Bu kaba cümleye nasıl karşılık verilir? Diye düşünürken, sendikacılığın verdiği cesaretle; “Komutanım, Türkiye’de askeri darbe oldu da ben mi bilmiyorum? Bu konu sizi ilgilendirmez, benim mülki amirim Sayın Validir!” cevabını yapıştırdım Hemen ardından da tehdidi yedim: “Ulan sana Hakkari’de su içirtir, seni top gibi oynarım!” Bu olaydan sonra psikolojik olarak yaşadıklarımı ben ve çocuklarımdan başkası bilemez!
Bu ve buna benzer olayları o dönemde, milli kimliğine bağlı olup, idarecilik pozisyonunda olan bütün arkadaşlarım yaşadı.
Bizi tehdit eden bur sözüm’ona komutanların, gündem değiştirmek için, Mehmedimi, Ahmedimi birer piyon olarak kullandıklarını zamanla öğrendik, Kimini mayın tarlasında yürüttüler, kimini bölücü terör örgütüne bir yem olarak attılar.
Bu komutanlar benim milli değerlerimle alay ettiler. Karşı çıkan yöneticilerimi de askeri darbe ile tehdit ettiler. Muhtıralarla istedikleri çizgilere getirdiler.
Ama artık bu dönem kapanmıştır. Bugün Türkiye’de asla geriye dönüş yaşanmayacaktır. Türkiye ağır bedeller ödeyerek çok mesafe aldı. Nihayet halktan kopuk, demokrasiyi içine sindirememiş, Üçüncü Dünya zihniyetli paşalar terhis edildi. En son yapılan Askeri Şura ve Milli Güvenlik Kurulundaki oturma şekli, tam bir demokrasi görüntüsü idi. Bu toplantılara ya sivil Cumhurbaşkanı ya da sivil Başbakan başkanlık etti. Hangi demokratik ülkede, Genel Kurmay Başkanı seçilmiş Başbakan’ın emrinde ve Milli Savunma Bakanı’na bağlı değil? Şayet demokrasiden bahsediyorsak, Genel Kurmay Başkanı’nın yeri Milli Savunma Bakanı’ndan sonradır. Bunu da göreceğiz inşallah!
Bu bayrama; halka tepeden bakan, demokrasiyi önemsememiş, muhtıracı Paşaları terhis ederek giriyoruz. Bu Türkiye için çok önemli bir kazanımdır.
****
Eski bayramlarda olduğu gibi; aramızdaki ilişkilere yön veren sevgi, ilgi, aşk, merhamet, insaf, akrabalık ve acıma duygusunun, yeniden gelenek haline gelmesi dileğimle, Mübarek Ramazan Bayramınızı kutlarım.