Aklımıza en kötüsünün gelmesi dünya denilen bu sahnede normaldir. Dışarıda karanlık bir dünya var mı? Yoksa bizlerin gözleri mi siyah? Dünyanın resmini kelimelerle çizersek aydınlığa kavuşmanın ne denli zor olduğunu, aydınlık da daimilik sağlamanın insan ruhunu nasıl yorduğunu gözlemleriz.
**
Aslında vicdanı temiz fakat aklı bulanık insan yığınlarının doldurduğu bir coğrafyadır dünya. Sorsanız herkesin vicdanı temizdir, ne var ki hormonları, yani onun biyolojik dengesi önce eylemlerine yansır sonra vicdanında bir karanlık peyda eder. Vicdanını rahatlatmak için başkalarının hayatını karartan iyi niyetli insanların varlığına bu sahnede sıkça şahit oluruz.
**
İnançları ve değerleri ne yazık ki öteki insanları rahatsız edecek kadar bencildir. İnsanları kendi iradesi ile hoş görür bir ortamda özgürce seçim yapmak yerine, fikirlerini, inançlarını dayatan insan yığınları görürüz. İnandığı gibi yaşaması inananın seçimidir, inandığını temsil ettiğinin farkına varan bir insanın inandığı şeyi lekelemesi kadar ahmakça ve düşüncesiz bir eylem var mıdır? İşte bu eylem yüzünden insanlar bir şeye inanacakları vakit mümessilden hareketle ideoloji ya da dini yargılayabilir. Yanlış bir tutum olmasına rağmen gösterilen ve sergilenen davranış genelde budur.
**
Hemen bütün düşünce sistemlerinin ve dinlerin özünde ve nihayetinde yüksek gaye, ulaşılmak istenen şey “mutluluk, huzur” kavramıdır. İdeoloji huzur ve barış ülküsünde örülüdür. İnsanın nihai amacı da budur. Sol ve sağ, radikalizm, orta ya da denge kavramı, şey, anti şey; bir şey ve karşısında bulunan fikir; bunların hepsi “huzur”, “mutluluk” için savaşırlar. Aynı şeyi isteyen insanlar birbirlerini “mutlu olmak” için birbiriyle kanlı bıçaklı bir savaş halinde olması ilginç bir durum...
**
İnsanın benimsediği, yürekten bağlandığı bir inancın ya da fikrin gözünü kör etmesi ve sağa sola vahşice saldırır hale gelmesi ne kadar acı bir durumdur. Birbirlerini fikirleri ve inançları uğruna darmaduman eden, tahrik eden gruplar oluşuyor. İnançlar ve fikirlerin belki de temelinde bir sıkıntı olmamasına rağmen, bu fikirleri ve inançları gözünü kör ederek benimseyen ve inandığı şeyi de köreltebilecek denli zihniyetler türüyor.
**
Şöyle barış isteyenlerden kaçası geliyor insanın. Siyasetçilerden kurtulası geliyor. Televizyon ekranlarında yaptıkları konuşmalar sadece kulak tırmalamıyor. Mide de bulandırıyor. Sanki insanlarda değil sorun, kendisine barışı ve huzuru ulvi görev edinenler yüzünden sanki bütün bu kargaşa ve yaramazlıklar…
**
Ayrıştıran, kutuplaştıran onlar. Nefret söylemleri ile insanları birbirine düşman eden onlar. İktidar, güç ve hırs hengâmesinin altında eziliyor insanlar. Hem de çoğu zaman bir hiç uğruna… İki koca dev adamın savaşında ayaklar altında ezilen küçük insanlar gibi…