Bana Ormandan Bahsetmeyin

.
Yalnız bana değil, ne olur hiç kimseye ormandan bahsetmeyin. Bu demektir ki ormanla ilgili beyanat vermeyin, açıklama yapmayın ve orman yangınlarını önlemek için alınan tedbirleri dile getirmeyin. Medyada da ormanla ilgili resimli resimsiz, sesli sessiz haberler yer almasın. Çünkü; benim aklım ermeye başlayalıdan bu yana vuku bulan olaylar sebebiyle ormandan olur olmaz yere bahsedilmesinden çok korkarım. Ormanlarımızdan sıkça bahsedilmiş olmasından bir hayır çıkmadı ve hiçbir fayda sağlanmadı.

Bu kısa girişten aman ormanı çok sevmediğim neticesini çıkartmayın. Bana çok büyük haksızlık olur. Aksine ormanı, yeşil vadileri ve tepeleri, ağaçların altından gökyüzünü seyretmeyi çok severim. Ormanlık bir arazide tepeleri aşarak saatlerce yürüsem yorulmak kesinlikle aklıma gelmez. Bilmiyorum siz Bolu'dan Seben'e, Akseki'den İmradı ve Gündoğmuş'a vasıtalı vasıtasız hiç gittiniz mi? Eğer gitmişseniz o gür ormanları ve dağların zirveleriyle yarışan ağaçları görmüşsünüzdür. Ayrıca Serik dağlarının, günlerce süren ve söndürülemeyen orman yangınından sonra ne hale geldiğini de görmek lazım.

Ben, ağacı ve yeşilliği çok seven Peygamber Efendimizin: “Ağaç dikmek, sadakadır.” buyurduğunu da bilirim, her dikilen ağaçtan, yakılandan değil sevap kazanılacağına da inanırım. Yine Sevgililer Sevgilisi Peygamberimizin: “Kıyametin kopmak üzere olduğunu bilsen bile vakit kaybetmeden elindeki ağacı dik.” buyurduğu tavsiyesine uymaya hazır olanlardanım. Nasıl olur da ben ormanı sevmem.

Bu yıl ülkemizi rahmetiyle güzelce yeşerten ve nimetiyle bereketlendiren Bahar mevsiminin son tatlı günlerini yaşıyoruz. Baharın nimetlerini toplayacağımız Yaz mevsimine girmek üzereyiz. Otlar yavaş yavaş sararmaya, ağaçlar meyvelerini ve ekinler kelleyi göstermeye ve ısınan hayvanlar yuvalarından çıkmaya başladılar bile.

Zamanı geldiği için olsa gerek bu günlerde yine ormandan ve ormancıdan çok bahsediliyor. Orman yangınlarını önlemek için özel timlerin kurulduğu duyuruluyor. Sanki hazırlık safhası gibi geçen bu söz fırtınasından sonra orman yangınları -Allah korusun- başlayacakmış gibi geliyor bana. Canım ormanlarımız bu kadar tedbire rağmen yine de yanıp kül oluyor. Anlaşılması ve çözülmesi zor bir mesele.

Bir şeyden veya bir yerden çok bahsedilmeye başlandığı zaman içim titremeye ve tüylerim ürpermeye başlar. Mübalağalı bir şekilde bahsedilen şeyde veya yerde bir tatsızlık olacakmış, bir zarar gelecekmiş gibi gelir bana. Benim üzerimde her nedense böyle bir tesir bırakır. Bu uğursuzluk benden midir, başkasından mıdır bilemem.

Örneğin;

Demokrasinin en çok bahsedildiği ve edebiyatının yapıldığı ülkelerden birisi de Türkiye. Buna rağmen ne hikmetse bizde demokrasi tam olarak benimsenmez ve kâmil manada uygulanmaz. İhtilâlden hiç bahsedilmez ama yapılır ve demokrasinin temeli olan parlamenter sisteme müdahale edilir.

Yine biz, ne yapar yapar bir fırsatını bulur insan haklarından ve ferdi hürriyetten çok bahsederiz. Bunun için resmi sivil dernekler, vakıflar ve komisyonlar kurar, toplantılar yapar, yayında bulunuruz. Yine de memleketimizde insan haklarına riayet edilmez ve ferdi hürriyetlerin kullanılmasına sınırlama getirilir. İslâm'ın emri olarak inançlarından dolayı başlarını kapatan kızlarımız okula gidemezler ve akademik haklarını kullanamazlar. Onun için de Türkiye sık sık AİHM’ye şikâyet edilir ve çokça tazminat ödemek zorunda bırakılır.

AB’ye girmeye aday ülkemizde en çok konuşan kavramlardan birisi de; çağdaşlıktır. İnsanlar rastgele çağdaş olup olmamakla suçlanırlar. Herkes sıkça çağdaş olmaya davet edilir. Çok konuşulduğundan olsa gerek hiçbir zaman çağdaş olmayız veya olamayız.

Lâiklik kelimesi de günlük düşüncenin ve sosyal hayatın hep içindedir. Lâikliğin yer almadığı siyasi yazı, konuşma, beyanat hemen hemen yoktur. Her nasılsa sistemin bir parçası olan bu kelimeyi gerçek anlamında kullanmayız ve uygulamayız. Laiklik dine, dindarlara ve hatta hiçbir dine inanmayanlara haksızlığı ve baskıyı önlemek içindir. Lakin dindar insanlara ülkemizde hep baskı yapılır.

Son günlerde moda haline gelen ve gündemden hiç düşmeyen alt kimlik ve üst kimlik sözleridir. Üst kimlik var, alt kimlik var. Neye göre? Ortadaki kimliğe göre. Yalnız o ortadaki kimlik ne, halen onu öğrenebilmiş değiliz. Alt kimlik ve üst kimlik sözleri de esas kimliği ön plana çıkartmak, dikkat çeker hale getirmek ve kimlik davası gütmeyenlere de hatırlatmak için söylenmiş gibi gelir bana.

Ukalalık kabul etmeyin ve kusura bakmayın da işte orman kelimesi ve orman yangınları da bu örneklere benziyor.

Bu günlerde yine ormanlarla ilgili haberleri gazetelerde okumaya ve haber bültenlerinde dinlemeye başladık. Sıcaklar başladığı için vatandaşlarımızın ormanlarımıza karşı duyarlı olmaları, ormanlık alanlarda piknik yapmamaları ve ateş yakmamaları sıkça vurgulanıyor.

Bütün bunlar bana yukarıdaki örneklerdeki mantığa göre, sanki ormanları yakın der gibi geliyor. Böyle bir şey düşünmeyenlerin bile ormanların yakılabileceği konusu akıllarına getiriliyor.

Ormanlarımızı her türlü tehlikeden ve sabotajdan korumak için alınacak tedbirlerin illaki reklâm edilmesi mi gerekiyor? Şimdiye kadar yanan ormanlarımızın zamanında söndürüldüğüne ve zararsız atlatıldığına hiç şahit olduk mu? Orman yanmaya başlar, o bölgedeki ormanlık bölge bitinceye kadar devam eder ve sonra söner. Neden? En basitini belirteyim: Yangının başladığı noktaya anında yetişip müdahale etmeyi sağlayacak yol yok. Ormanlarımızda güvenliği sağlayacak bekçilerin veya korucuların her an tetikte olduklarına dair bir işaret ve bu hazırlığı belgeleyen bir merkez yok. Ormanlarımız kötü niyetliler ve sabotajcılar tarafından yakıldığı ana kadar sahipsizdir. Dumanlar yükseldikten ve alevler dağları sardıktan sonra kıyamet koparmanın ve çevre illerdeki itfaiyeleri oraya sevk etmenin bir yararı olmuyor. Nasıl bir teknik donanıma ve nasıl bir yangın söndürme cihazlarına sahip isek yangını bir türlü söndüremiyoruz. Karadan müdahale yolsuzluk ve yangın söndürme merkezlerinin dışarıda olması sebebiyle yapılamıyor. Havadan müdahale de yetersiz ve tesirsiz kalıyor. Bilmiyorum ormanlarımızda çıkan yangınları söndürmek için bizde orman itfaiyeleri ve özel yetiştirilmiş teknik bilgi ve kabiliyetli elemanlar var mı?

Ormanlarımızı yetiştirmek sadaka olduğu gibi korumak da sadakanın en faziletli derecesidir.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri