Balkanların Özlemi

.
Şu anda Balkanlarda; vakıf eserlerin büyük bir kısmı yapılış maksadının dışında kullanılmaktadır. Sanat galerisi olarak kullanılan camileri, müze olarak kullanılan medreseleri, gazino olarak kullanılan hanları, bedestenleri, depo haline getirilen türbeleri… gözümüzle gördük. Ecdat yadigârı eserlerin büyük bir kısmı tamire muhtaçtır. Üzülerek kaydedelim ki mahalli makamlar, bu eserlerin tamirine izin vermemektedirler. Vakıf eserlerin gayesine uygun kullanılmasını sağlamak isteyen dini idarelere resmi makamlarca her türlü güçlük gösterilmektedir.

Balkanlarda; Komünizm döneminde yalnız insanlara zulmedilmemiş, aynı zamanda insanları Allah’a inanmaya, Peygamberlerini tanımaya ve kutsal kitaplarını öğrenmeye götürecek her türlü vasıta ortadan kaldırılmak ve her türlü malzeme yok edilmek istenmiştir. Camiler bunun için kapatılmış, dinî eğitim ve öğretim bunun için yasaklanmış, medreseler bunun için gazino yapılmış, müftüler, imamlar bunun için sürgüne gönderilmiş; imamlar mihrapta, müezzinler minarede bunun için kurşunlanmışlardır.

Komünizm yıkılmış olmasına rağmen mabetlere olan düşmanlık ve ilgisizlik halen yer yer devam etmektedir.

Balkanlarda; ibadete kapalı cami sayısı, ibadete açık cami sayısından çok fazladır. Şunu da sevinçle ve iftiharla kaydedelim ki; ibadete açık camilerin iç temizliği mükemmel yapılmakta, caminin kutsiyetine yakışır bir düzenlemeye gidilmektedir. Çok şükür müminlerin yüzleri gibi, camilerin yüzü de gülmektedir.

Balkanlardan söz edilince, hele hele Balkanlarla ilgili kitap yazılınca Batı Trakya’yı da unutmamak gerekir. Batı Trakya Türkleri dâhil Balkanlarda yaşayan Müslüman soydaşlarımız, bizim nazarımızda bir bütünün ayrılmaz parçalarıdır.

Türkiye sınırları dışında yaşayan soydaşlarımızdan bizim bir farkımız yoktur. Aynı davanın adamları ve aynı kültürün insanlarıyız. Aynı ecdadın torunlarıyız. Aynı kültürün yılmaz bekçileriyiz. Aynı gelenek ve göreneklerin gönüllü takipçileriyiz. Onlar sevindikleri zaman biz de seviniriz. Onlar ağladıkları zaman biz de ağlarız. Onlar üzüldükleri zaman biz de üzülürüz.

Çok şükür Türkiye, Komünizm dehşetini yaşamamış ve her türlü oyuna rağmen Komünistlerin tuzağına düşmemiştir. Buna rağmen Türk milleti Balkanlarda ve Orta Asya da yaşayan Müslüman soydaşlarımızın başlarına gelenlerden çok büyük ızdırap duymuş ve bu yetmiş yıllık acıyı derinden hissetmiştir. O kızıl cehennem hayatını sanki onlarla birlikte yaşamıştır.

Batı Trakya’da yaşayan soydaşlarımızın başlarına gelenler, hemen hemen Orta Asya ve Balkanlarda yaşayan soydaşlarımızın başlarına gelenlerin aynısıdır. Gerçi Batı Trakya da Komünizm olmamış ama Yunanlıların baskı ve zulmü komünistlerden geri kalmamış. Türkiye sınırları dışında kalan Türkler, hangi coğrafyada yaşarlarsa yaşasınlar aynı haksız ve öldürücü muameleye hep maruz kalmışlardır.          

Bu yazımda Orta Asya ve Balkanlara açılan pencerelerden baktım ve gördüklerimi yazdım. İstiyorum ki Türk Milleti, Balkanlara ve Orta Asya’ya açılan kapının gerisindeki insanı tanıya bilsin ve kültürü görebilsin. O zaman Türkiye bulunduğu halden ve üzerinde yaşadığı topraklardan ibaret olmadığını anlayacaktır. Bu yazı, balkanlarda gördüklerimden duyduğu sevinç ve heyecanını dile getirmek ve soydaşlarımızın varlığından sizleri haberdar etmek için yazılmıştır.

Bu yazı, Türkiye’de ve Orta Asya Türk cumhuriyetlerinde yaşayan vatandaş ve soydaşlarımızın dikkatlerini Balkanlara çekmek; camiler, medreseler, köprüler, türbeler, hanlar, kervansaraylar, kütüphaneler, bedestenler o kadar muhteşem ki, gidip görün, demek için yazılmıştır.

Bu yazı, benim ifadem değil Balkanların sesi, Tuna’nın dile gelişi, Vardar Ovası’nın soluk alışı, koca Balkan dağlarının yağmursuz bulutlara kafa tutuşu, soydaşlarımızın ana vatana bakışı, balkanların yeniden ayağa kalkışı, Orta Asya’yı, balkanları ve batı Trakya’yı gören gönlümün sesi ve heyecanımın ifadesi.

Bu yazımda; Balkanların secde edilecek camileri, ezan okunacak minareleri, Fatiha gönderilecek türbeleri, misafir kalınacak evleri, soğuk sular içilecek sebilleri, pırıl pırıl gençlere Kuran-ı Kerim öğreten ve okutan medreseleri, dinlenecek şarkıları türküleri, takdirle seyredilecek millî oyunları ve eli öpülecek Osmanlı efendileri halen var demek istedim.

 

Not: Bu yazı, “Tuna Nehri Konuşsaydı” isimli kitabımın önsözünden alınmıştır.

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri