Yazıma koyduğum başlık, bana ait değil. Yani; bu cümle bu günkü yazımın başlığı, ama benim sözüm ve buluşum değil.
Muhterem hemşehrimiz ve dostumuz Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay'ın, Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından çıkartılan Türk Yurdu Dergisinin, Aralık 268. sayısında çıkan 13 sayfalık makalesinin başlığıdır.
İçinde Balkanlar kelimesi geçtiğinden başlık çok hoşuma gittiği için aynen aldım. Kalabalık, seçkin bir heyetle ve süratle yapılan bir haftalık (24-31 Mayıs) bir geziye yakışan ve münâsip düşen çok güzel bir başlık olmuş.
Balkanlara asırlık hasretini bu kısa geziyle gidermeye çalışan Süleyman Hayri Bolay, Balkanlarda bir cevelânda enteresan bulgulara ulaşmış ve mutlulukla uzunca bir makale yazmış. Demek ki Balkanlarda boşu boşuna dolaşmamış, Gözünün göremediklerini gönlü görmüş ve dillerinin söyleyemediklerini bakışlarından anlamış.
Bir de Sırbistan, Makedonya, Bosna-Hersek ve Kosova'da cevelân etmeyip de yetecek kadar kalsaydı ve bu seyahat bir araştırma gezisi olsaydı bakalım daha neler görecek ve neler yazacaktı!
Geniş bir arazide süratle yapılan bir haftalık seyahate “Balkanlarda Bir Cevelân” yerine başka ne denebilirdi ki! O sebeple başlığı yadırgamadık ve maksada uygun bulduk. Balkan veya Balkanlar kelimelerinin geçtiği hiçbir yazı, konuşma ve dolaşma zaten yadırganmaz ki!
Balkanlar, bizim hasretimiz. Balkanlar; bizim tarihimiz, mazimiz ve kültürümüz. Balkanlar, soydaş ve dindaşlarımızın, idare tarzları hiç değişmemiş gibi halen yaşadıkları kutlu topraklar, Balkanlar; bizim camilerimiz, medreselerimiz, tekkelerimiz, türbelerimiz ve şehitliklerimiz. Balkanlar, bizim müftülerimiz, vaizlerimiz, imamlarımız ve hafızlarımız. Balkanlar, bizim gelinlik kızlarımız ve gerdeğe girecek damatlarımız. Balkanlar, bizim davullu zurnalı destanlarımız, türkülerimiz ve şarkılarımız.
Balkanlarda bir cevelân ettiniz mi bu değerlerin ve hatıraların tümüne rastlarsınız İnsanlarla Türkçe selâmlaşır ve yiğitçe kucaklaşırsınız. Minarelerden yükselen Allah-ü Ekber sesleri Balkanların dağlarında, ovalarında yankılanınca Osmanlı kubbelerinin altında saflar olur ve secdeye kapanırsınız. Balkanlar bizim manevî sığınağımız ve onur belgemiz.
Başkanlığını hizmet adamı Mehmet Cemal Çiftçigüzeli'nin yaptığı Mehmet Akif Kültür Ve Sanat Vakfı Novi İnternasyonal (Yeni Pazar) Üniversitesi ile beraber; “Balkanlarda Kültür ve Düşünce Hareketleri ve Yeniden Yapılanması” konulu bir sempozyum düzenliyorlar.
Bu içli, hayranlık ve sevgi dolu makalenin yazarı Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay da, Türkiye'den sempozyuma katılan ilim ve kültür adamlarından birisi.
Tekrar ediyorum; Balkanlar deyip geçmemek lazım. Balkanları gezen, Tuna Nehri boyunca yol keteden, Vardar Ovasında at koşturanları gören, Balkarda yağmura yakalanan, hele hele Türk, Arnavut, Boşnak, Tatar kim olursa olsun soydaş ve dindaşlarımızın sıcak nefesini arkasında, tatlı tebessümünü yanında hisseden kimse, zaten Balkanlar deyip geçemez ki. Nitekim Süleyman Hayri Bolay da geçememiş ve hissiyatını bizimle paylaşmak için bu makaleyi kaleme almıştır.
Süleyman Hayri Bolay, birkaç defa işaret ettiğim gibi Balkanlar deyip geçivermemiş. Türk akıncılarının atlarının Tuna boylarında ayak izlerinin görüldüğü, dağında taşında Horasan dervişlerinin huuu.. seslerinin yankılandığı bu toprakları, dünyanın diğer toprakları mesabesinde görmemiş. İki günleri sempozyumda geçen ve Balkanlarda her yeri görmek ve ziyaret etmek hırsıyla cevelân eden bu akademisyenlerin, çok önemli getirdikleri ve bize gösterdikleri var.
Makaleden şu paragrafı aynen alıyorum:
“Sırbistan'ın nüfusu 8 milyonmuş. Bunun 2 milyonu Belgrat'ta yaşıyormuş. Belgrat, beyaz şehir demekmiş. 2.500 senelik bir geçmişi varmış. Osmanlılar zamanında Belgrat'ta 360 cami varmış. Şimdi sadece Bayraklı Camii kalmış. Sırp nüfusunun 500 bini Müslüman.”
Heyet, Türkiye'den sempozyum için gitmiş ama ilk fırsatta Merhum Mehmet Akif Ersoy'un köyünü de görmek istiyorlar.Bu konuda aralarında ihtilaf yok.
Süleyman Hayri Bolay, bu isteğin yerine getirilmesini de şöyle anlatıyor:
“Novi Pazardan Prizrene doğru yola çıktık. Ama programda İpek Kasabasına ve dolayısıyla Mehmet Akif Merhumun babasının doğduğu Suçi köyüne uğramak da vardı.
.........
Derken İpek Kasabasına gelmişiz. Civarı NATO adına İspanyol askeri kuvvetleri korumaktadır. İpek Kasabasına Şuşitsa köyü 9 kilometre. Fakat yol çok bozuk ve kötü. Bu köye TİKA güzel bir okul yaptırmış. Bilgisayarlı filan bir okul. Yolunu da yaptıracakmış.
Şuşitsa köyü güzel bir köy. Köyün girişinde köy mezarlığı var. Mezarlık baştan sona Sırp katliamı esnasında şehit edilenlerin mezarlarıyla dolu. Müslüman mezar taşlarının yan tarafında 40-50 santimetre yüksekliğinde birer minare yapıştırılmış. Bununla Müslüman ve Hristiyan mezarları ayıt edilebiliyor. Mezar taşlarının üzerine şehitlerin fotoğrafları yapıştırılmış. Gencecik kızlar, kadınlar ve çocuklar şehit edilmiş.
Okulu ziyaret ettik. Mehmet Cemal Bey okula Mehmet Akif'le ilgili bir takım hediyeler verdi. Mehmet Akif Beyin amcasının oğlunun evine vardık. Adam 90 yaşının üzerinde. İstanbul'da babası okumak istemiş, Mehmet Aktif Beyin dedesi salmamış, ağabeyin gitti geri gelmedi sen de gelmezsin diye.
Bize izzet-ü ikram gösterdiler. Komşunun bahçesinde masalar kuruldu. Divanlar çıkarıldı, sandalyeler geldi, ikram yapıldı ve Suçi'den ayrıldık.”
Balkanları tanımak ve Balkanlarla ilgili yeni gelişmeleri öğrenmek isteyenler Prof. Dr, Süleyman Hayri Bolay'ın Türk Yurdunun 268. sayısında çıkan “Balkanlarda Bir Cevelân” başlıklı makalesini mutlaka okumalılar.
Muhterem hemşehrimiz ve dostumuz Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay'ın, Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından çıkartılan Türk Yurdu Dergisinin, Aralık 268. sayısında çıkan 13 sayfalık makalesinin başlığıdır.
İçinde Balkanlar kelimesi geçtiğinden başlık çok hoşuma gittiği için aynen aldım. Kalabalık, seçkin bir heyetle ve süratle yapılan bir haftalık (24-31 Mayıs) bir geziye yakışan ve münâsip düşen çok güzel bir başlık olmuş.
Balkanlara asırlık hasretini bu kısa geziyle gidermeye çalışan Süleyman Hayri Bolay, Balkanlarda bir cevelânda enteresan bulgulara ulaşmış ve mutlulukla uzunca bir makale yazmış. Demek ki Balkanlarda boşu boşuna dolaşmamış, Gözünün göremediklerini gönlü görmüş ve dillerinin söyleyemediklerini bakışlarından anlamış.
Bir de Sırbistan, Makedonya, Bosna-Hersek ve Kosova'da cevelân etmeyip de yetecek kadar kalsaydı ve bu seyahat bir araştırma gezisi olsaydı bakalım daha neler görecek ve neler yazacaktı!
Geniş bir arazide süratle yapılan bir haftalık seyahate “Balkanlarda Bir Cevelân” yerine başka ne denebilirdi ki! O sebeple başlığı yadırgamadık ve maksada uygun bulduk. Balkan veya Balkanlar kelimelerinin geçtiği hiçbir yazı, konuşma ve dolaşma zaten yadırganmaz ki!
Balkanlar, bizim hasretimiz. Balkanlar; bizim tarihimiz, mazimiz ve kültürümüz. Balkanlar, soydaş ve dindaşlarımızın, idare tarzları hiç değişmemiş gibi halen yaşadıkları kutlu topraklar, Balkanlar; bizim camilerimiz, medreselerimiz, tekkelerimiz, türbelerimiz ve şehitliklerimiz. Balkanlar, bizim müftülerimiz, vaizlerimiz, imamlarımız ve hafızlarımız. Balkanlar, bizim gelinlik kızlarımız ve gerdeğe girecek damatlarımız. Balkanlar, bizim davullu zurnalı destanlarımız, türkülerimiz ve şarkılarımız.
Balkanlarda bir cevelân ettiniz mi bu değerlerin ve hatıraların tümüne rastlarsınız İnsanlarla Türkçe selâmlaşır ve yiğitçe kucaklaşırsınız. Minarelerden yükselen Allah-ü Ekber sesleri Balkanların dağlarında, ovalarında yankılanınca Osmanlı kubbelerinin altında saflar olur ve secdeye kapanırsınız. Balkanlar bizim manevî sığınağımız ve onur belgemiz.
Başkanlığını hizmet adamı Mehmet Cemal Çiftçigüzeli'nin yaptığı Mehmet Akif Kültür Ve Sanat Vakfı Novi İnternasyonal (Yeni Pazar) Üniversitesi ile beraber; “Balkanlarda Kültür ve Düşünce Hareketleri ve Yeniden Yapılanması” konulu bir sempozyum düzenliyorlar.
Bu içli, hayranlık ve sevgi dolu makalenin yazarı Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay da, Türkiye'den sempozyuma katılan ilim ve kültür adamlarından birisi.
Tekrar ediyorum; Balkanlar deyip geçmemek lazım. Balkanları gezen, Tuna Nehri boyunca yol keteden, Vardar Ovasında at koşturanları gören, Balkarda yağmura yakalanan, hele hele Türk, Arnavut, Boşnak, Tatar kim olursa olsun soydaş ve dindaşlarımızın sıcak nefesini arkasında, tatlı tebessümünü yanında hisseden kimse, zaten Balkanlar deyip geçemez ki. Nitekim Süleyman Hayri Bolay da geçememiş ve hissiyatını bizimle paylaşmak için bu makaleyi kaleme almıştır.
Süleyman Hayri Bolay, birkaç defa işaret ettiğim gibi Balkanlar deyip geçivermemiş. Türk akıncılarının atlarının Tuna boylarında ayak izlerinin görüldüğü, dağında taşında Horasan dervişlerinin huuu.. seslerinin yankılandığı bu toprakları, dünyanın diğer toprakları mesabesinde görmemiş. İki günleri sempozyumda geçen ve Balkanlarda her yeri görmek ve ziyaret etmek hırsıyla cevelân eden bu akademisyenlerin, çok önemli getirdikleri ve bize gösterdikleri var.
Makaleden şu paragrafı aynen alıyorum:
“Sırbistan'ın nüfusu 8 milyonmuş. Bunun 2 milyonu Belgrat'ta yaşıyormuş. Belgrat, beyaz şehir demekmiş. 2.500 senelik bir geçmişi varmış. Osmanlılar zamanında Belgrat'ta 360 cami varmış. Şimdi sadece Bayraklı Camii kalmış. Sırp nüfusunun 500 bini Müslüman.”
Heyet, Türkiye'den sempozyum için gitmiş ama ilk fırsatta Merhum Mehmet Akif Ersoy'un köyünü de görmek istiyorlar.Bu konuda aralarında ihtilaf yok.
Süleyman Hayri Bolay, bu isteğin yerine getirilmesini de şöyle anlatıyor:
“Novi Pazardan Prizrene doğru yola çıktık. Ama programda İpek Kasabasına ve dolayısıyla Mehmet Akif Merhumun babasının doğduğu Suçi köyüne uğramak da vardı.
.........
Derken İpek Kasabasına gelmişiz. Civarı NATO adına İspanyol askeri kuvvetleri korumaktadır. İpek Kasabasına Şuşitsa köyü 9 kilometre. Fakat yol çok bozuk ve kötü. Bu köye TİKA güzel bir okul yaptırmış. Bilgisayarlı filan bir okul. Yolunu da yaptıracakmış.
Şuşitsa köyü güzel bir köy. Köyün girişinde köy mezarlığı var. Mezarlık baştan sona Sırp katliamı esnasında şehit edilenlerin mezarlarıyla dolu. Müslüman mezar taşlarının yan tarafında 40-50 santimetre yüksekliğinde birer minare yapıştırılmış. Bununla Müslüman ve Hristiyan mezarları ayıt edilebiliyor. Mezar taşlarının üzerine şehitlerin fotoğrafları yapıştırılmış. Gencecik kızlar, kadınlar ve çocuklar şehit edilmiş.
Okulu ziyaret ettik. Mehmet Cemal Bey okula Mehmet Akif'le ilgili bir takım hediyeler verdi. Mehmet Akif Beyin amcasının oğlunun evine vardık. Adam 90 yaşının üzerinde. İstanbul'da babası okumak istemiş, Mehmet Aktif Beyin dedesi salmamış, ağabeyin gitti geri gelmedi sen de gelmezsin diye.
Bize izzet-ü ikram gösterdiler. Komşunun bahçesinde masalar kuruldu. Divanlar çıkarıldı, sandalyeler geldi, ikram yapıldı ve Suçi'den ayrıldık.”
Balkanları tanımak ve Balkanlarla ilgili yeni gelişmeleri öğrenmek isteyenler Prof. Dr, Süleyman Hayri Bolay'ın Türk Yurdunun 268. sayısında çıkan “Balkanlarda Bir Cevelân” başlıklı makalesini mutlaka okumalılar.