Baharın Güzelliğinden ve Ahenginden Ders Almalıyız

.

İlkbahar, bütün güzelliğiyle yeşil yüzünü gösterdi ve devam ediyor. Dağların zirvelerinde bembeyaz karlar ve eteklerinde yemyeşil otlar. Ağaçlar yapraklarını, çiçekler tomurcuklarını göstermeye, kurtlar kuşlar seslerini duyurmaya başladı. Yamaçlara dağılmış sürülerde kuzular ve oğlaklar, tarlalarda leylekler bu güzelliği tamamlıyor. Her zaman ifade ettiğim gibi bu güzelliğe yakışmayan, yeşilliklerin zevkini kaçıran ve neşesini bozan bizim yaptıklarımız ve arazide bıraktıklarımızdır.

Dünyanın ün güzel şehirlerine sahip ülkenin bizimki olması gerekmez mi? Çünkü biz, Müslüman bir ülkeyiz. Müslümanlıkta temizliğe ve güzelliğe çok büyük önem veriyor: Peygamberimizin şu hadisleri bu gerçeği ifade ediyor ve belgeliyor: “Allah temizdir, temizliği sever.”. “Temizlik, imanın yarısıdır.”. “Namazın anahtarı, temizliktir.”. Bu sözlerde geçek temizliği, güzellikten ayrı düşünmek mümkün değildir.
Tarihî bir şehri kirletmeye ve çirkinleştirmeye, o şehrin özelliğini değiştirmeye hiç kimsenin, ama hiç kimsenin hakkı yoktur. Bunun tarihî, ahlâkî, içtimâi ve medenî vebali ve sorumluluğu çok büyük olur.
Böyle önemli, tarihî ve turistik bir şehri kirleten; şahıslarda olabilir, özel ve resmi kurumlar da olabilir. Kim ve hangi kurum olursa olsun şehri kirletenlerin ve çirkinleştirenlerin mutlaka yakasından yapışmak ve onlardan korkmadan, çekinmeden, ayırım yapmadan ve adam kayırmadan hesap sormak gerekir.
Havası kirli, gökyüzü dumanlı, caddeleri, sokakları, meydanları çirkin, inşaatları kalitesiz, binaları zevksiz ve parkları ağaçsız şehirlerin hiçbir yerde önlere çıkmaya, ilk plânda görünmeye, yanılıp, şaşırıp ödül falan verirlerse onu almaya da hakları yoktur. Esasen bu durumda olan şehirler, gerilerde kalmaya, sonlarda anılmaya ve hatta unutulup gitmeye mahkumdurlar…
Şehirleri kirletenleri ve çirkinleştirenleri, parkları, bahçeleri, sokakları ve caddeleri zevksiz hale getirenleri, sahipsiz arsaları hurdalık ve çöplük haline çevirenleri tespit etmek ve suçüstü yakalamak o kadar da zor değildir. Zor olan tespit ettikten ve yakaladıktan sonra, yakalarından sıkıca yapışmak, haklarında muamele yapmak ve hak ettikleri cezayı vermektir.
Yerleşim merkezlerini kirletenleri ve çirkinleştirenleri masa başında oturarak, son model arabalarla bulvarlarda dolaşarak, turistik tesislerde ziyafetler çekerek ve şikâyet dilekçelerini sumen altı ederek tespit etmek de mümkün değildir. Çıkıp meydan meydan, sokak sokak, park park dolaşarak insanların arasına karışmak, fabrikaları, okulları, câmileri denetlemek gerekir. Bu amaçla dolaşırken vicdansızca kirletilen ve insafsızca çirkinleştirilen her yer ve her şey, bizi bu hale getirenler şunlardır diye feryat edecektir. Bu feryatlara kulak vermek, dikkat kesilmek ve suçluların üzerine korkusuzca gitmek bu işin ilk şartı ve başlangıcıdır. Zordur ama mutlaka yapmak gerekir. Aksi takdirde bu gidişle şehirlerimiz yaşanmaz, kırlarımız gezilmez ve vasıtalarımız binilmez hale gelecektir.
Etrafında binaların yükseldiği arsayı çöplük haline getirenler, çöp bidonlarını asfaltın ortasına boşaltıp içinde servet (!) arayanlar, sokağa veya boş bir alana bırakılmış, kapladığı alan zehir deposu haline gelmiş hurda arabayı orada tutanlar, baharın uyanmasıyla mesire yerlerini bira şişelerinden ve kağıt parçalarından geçilemez ve oturulamaz hale getirenler, halkın nefes almasını sağlayacak yeşil alanları yok edip yerine gökdelen dikenler, yolları temizlerken ağaç diplerindeki ve geçit altlarındaki, boş arsalardaki en zevksiz insanları bile rahatsız edecek derecede kabaran pislikleri görmeyenler, tarihî eserlerimizin bağrına bina yapanlar veya atölye kuranlar, tarihî eserlerimizdeki nadide çinileri, değerli malzemeleri ve eski eserleri çalıp piyasaya sürenler kim? Sahiden bunlar kim. Bunlar acaba uzaydan mı geldiler, bu şehirde veya köyde bizimle beraber mi yaşıyorlar?
Toplum halinde yaşayan insanların ortak zevklerine saygı göstermek gerekir. Her insan kendi zevkine veya zevksizliğine göre iş yaparsa o şehir zevkler curcunası haline gelir. Toplumun ortak zevkini belediyeler belirler ve temsil eder. Fertler ve kurumlar zevk ve anlayışlarını bu ortak zevke uydurmak ve seviyeyi ona göre ayarlamak zorundadırlar. Eğer ferdin ve kurumun zevki, görgü ve tecrübesi, bu ortak zevk ve tecrübenin altında ise o seviyeye yükseltmek ve çıtayı ona göre düzeltmek zorundadır. Güzelin daha güzeli olabilir. Lâkin çirkinin daha çirkini olamaz. Sorumluluğunu ve korunmasını belediyelerin yüklendiği bu ortak zevkin aşağısında kalan tutum ve anlayışlar hiç kabul edilemez. Çirkinin daha da çirkinleşmesine hiç kimse göz yumamaz.
Bir kimse evinin iç kısmını istediği şekilde, zevkinin ve kültürünün seviyesini gösterecek tarzda düzenleyebilir. İç duvarlara istediği rengi vurabilir. Perdeleri dilediği kumaştan ve motiften alabilir. Salondaki Osmanlı padişah tablolarını indirerek yerine Holivut yıldızlarının resimlerini asabilir. Lâkin evin dış cephesine gelince ona ortak zevk ve şehircilik anlayışı karar verir. İşte o zaman ortak zevke uymak, en azından komşu binaların ahengini bozmayacak şekilde ayarlamak ve mimari şekil seçmek zorundadır. Bu bina benimdir kimse karışamaz düşüncesiyle dış cepheye istediği rengi, hele hele diğer binalar arasında sırıtıp kalacak bir rengi hiç vuramaz. Eğer bir kimse şehrin genel plânına ve mimari estetiğine ayak uyduramıyorsa, o görgü ve bilgide değilse, şartlar onun seviyesine indirilemez, onun zevksizliğine güzellik kurban edilemez.
Böyle şey olur mu dediğinizi duyar gibi oluyorum. Sakın böyle bir şey söylemeyin, bal gibi olur. Dünyada bunun örnekleri çok. Çok modern şehirler gördüm. O şehrin modernliği yanında eski şehir de bütün ihtişamıyla ve orijinal şekliyle muhafaza edilmiş. Nerde bizim tarihi mahallelerimiz ve nerde bizim yeni kurulan modern semtlerimiz? Size iki şehirden örnek vermek istiyorum: Birisi Paris, diğeri Sent Petersburg. Paris’in meydanlarına bakan karşılıklı köşe binaları simetrik yapılmış. Her meydanda bu böylemi, böyle, Sent Petersburg’da eski şehir çar saraylarıyla ve tarihî köprüleriyle aynen muhafaza edilmiş ve başka bir yere de eski şehre komşu çok modern bir şehir kurulmuş. Herhalde bunlar kendi kendine veya kaderine bırakılmış karmakarışık zevklerle ve anlayışlarla olmamıştır. Bunu temin eden ve zevksizlikleri, sorumsuzlukları önleyen bir otorite vardır. İşte biz o otoriteyi tarihi mirasımıza cesaret ve zevkle sahip çıkacak zihniyeti arıyoruz.
Bu yazdıklarımı aman ukalalık falan kabul etmeyin. Çünkü ben mimar olmadığım gibi bir şehir plâncısı falan da değilim. Yalnız gördüklerini iyi görmeye çalışan, iyiyle kötüyü, çirkinle güzeli dikkatle mukayese edebilen, acaba bizim memleketimizde de bu gördüklerim olabilir mi diye içtenlikle düşünen, bu konuda birazcık sanatkârane göz zevkim ve görgüm varsa onu zorlayan bir kimseyim.
Mademki bu şehirde beraber yaşıyoruz ve beraber yaşamak zorunda olan koskoca bir aileyiz. Bu koskoca ailenin evi de, atölyesi de, ticarethanesi de, bağı bahçesi de bu şehirdir. Bu şehir, bu ortamda yaşayanların ekmek tekneleri ve sığınaklarıdır. Ailenin bir ferdi yanlış bir iş yaparsa bütün aile tedirgin ve huzursuz olur. Bir levhanın evin içerisinde nereye asılması gerektiğine dair aile arasında zevk ve fikir birliği yoksa o levha aileden birilerini devamlı rahatsız eder. Bu şehirde de ailenin biri yanlış ve zevksiz bir iş yaparsa, bu yanlışlık düzeltilmez ve bu zevksizlik giderilmezse bütün şehir halkı rahatsız olur. Bunu yapmaya da dinen, örfen, vicdanen ve ahlâken hiç kimsenin hakkı yoktur. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri