Ayrılık

.
Ayrılık dizisini izliyorum. İşlenmiş vahşetin hafifletilmiş fotoğrafı. İnsanlığın, insanın, alçalmada en dibe vurduğu bir trajedinin azını veriyor bu dizi, belki de azıcığını.
İsrail karşı çıkıyor diziye, yapılan bilinmesin diye. Ayrılığı hançer hançer annelerin yüreğine saplayan İsrail! Namusları heveslerinin oyuncağı gibi kullanan, eşini hanımına dokunmaktan tiksindiren isim bulamadığım leş ülke! Leş; ne kadar çirkin koktuğunun, dokunduğu şeyi ne kadar yaklaşılmayacak hale soktuğunun farkında olmayan necisi ülke!
Ölen çocuklar değil asıl çıldırtan. Fark edebilenlere yapılan zulüm asıl vahşet. Ölen çocuklar iyi ki ölüyor. Belki ölmeseler bizim kadar duygusuz bakamayacaklar yaşananlara, bu tablo karşısında bakışları bulanacak, dengelerini kaybedecekler. Ama daha kötüsü belki bizim gibi olacaklar. Evet bu daha kötü; ekran karşısına geçecek yanıbaşında yaşanan tahammül edilmezliği kıpırtısız seyredecekler. İyi ki ölüyorlar o bebekler, iyi ki fark etmeyi fark etmeden ayrılık mektubu geldi varlık âleminden.
Ayrılık mukadder. Ait olunan bir yer var çünkü. Kısacık bir imtihana geldik. Dün geldik yarın gideceğiz ya da birazdan. Rabbin rikkatine dokunan ne kadar bizim rikkatimize dokunduysa o kadardır puanımız. İnsanı ne kadar dert ediyorsak o kadarız. Allah’ın merhametini, sevgisini, sabrını ne kadar taşıyabiliyorsa sol yanımız, o kadar ağırdır sağ yanımız. Ne kadar ağırsa sağ yanımız, o kadar talihlidir yazgımız…
Ayrılık başlığını atarken aslında bir veda yazısı olarak yazmıştım, ama böyle yazıldı. Ben de ayrılıyorum ama öyle değil. Filistinli bir anne gibi ya da bebeği gibi değil. Belki de güçsüz kaldığım için, belki de dediğim gibi Allah(c.c)’la eksik yaşadığım için. O’na dokunan bana dokunmadığı için.
Geçen arşivime bakarken ilk merhaba gazetesindeki yazıma baktım; Eylül 2007. İlk yazım daha güzel son yazımdan. Yazdıklarımı beğenmem, hiçbirini de beğenmiyorum zaten. Kıyas yaptığımda diyorum, ilk yazı daha içli ya da daha samimi.
Demek ki eksilen bir şeyler var, kendimi toparladığımda, yazmaya takatim olduğunu düşündüğümde nasip de de varsa yine dönerim. Belki burada belki de başka bir gazetede bir şeyler yazdığımı zannederek yine karalarım bir köşede. Bütünüyle yazıdan kopmadım tabi. Bu gazeteden olan ablalarımızın içinde bulunduğu güzel, dolu dolu bir dergi var; damla dergisi. Üç ayda bir de olsa orada olacağım.
Bu gazetede yazma fırsatını veren Mustafa Arslan beye ve editörümüz Ahmet Göçergi bey’e yürek dolusu teşekkür ediyorum. Eğer bu iki yılı aşkın bir sürede sadece bir kişinin de olsa yüreğine bir ses olabildiysem yeter. Bir soru sorduysam hayata dair, ne mutlu. Eğer hatırlatmaya vesile olduysam özünü birine, ne mutlu bana bu fırsatı verenlere.
Çok eksiğim belki, yüreğe yürekle girilir. Bazen sorarım; niye anlamı sözcüklerde, kelimelerde arar ki insan? “Anlam demek Allah(c.c) demektir.” Allah(c.c) demek gördüğün her şey; bak işte yeryüzünün intizamına, çiçeklere, bahara, kışa…bir bebeğin gözlerine, tatlı gamzelerine bak. Sevdiklerine ve sevilmeye değer olup da sevemediklerine bak. Sonra ‘seviyorum’ de. Seviyorum, seviyorum seviyorum de. Ve Allah’a şükretmek için sadece insanın yüreğine sevgiyi koyması yeter de, sadece bunun için sınırsız kulluğa değerdir Rabbin.
 Niye anlamı daraltıyorum ki kırık dokük kekre ifadelerimle!
Anlamı her anınızda yaşamanız temennisiyle.
Dua ile…

(Not: Nasipse kurbanda Kimse Yok Mu derneğiyle Nijerya ya gidiyoruz kurban bağışı yapmak isteyen: adak.mehmet@hotmail.com adresinden ulaşabilir. Mutluluğumuz, mutluluğu unutanları mutlu etmekle artsın inşallah. Vesselam.) 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri