Aynalık

Aynalık

İnsan insana ayna ve karma iken... Aslında hep ve sadece kendinle karşılaştığını fark etmiyor musun gerçekten; farklı farklı kimliklere, kılıklara ve kılıflara bürünmüş hallerinle?

Birinci tekil şahıstan; 'ben'den başka kimse yok ki şu 8 milyar rolün içerisinde! Fakat nüfus çok, zamirler de aldatıcı ve hilekar işte. Hakkını da yememeli bir yandan; kurgu ve senaryonun mükemmelliği, insanın basiretinin, ferasetinin, hünerinin ve zekasının çok çok üzerinde, tabii. Aklı çelinmedik tek bir kişi bırakmıyor, sistem. Zamirlere, kimliklere, kılıklara ve kılıflara şeksiz şüphesiz inandırarak, o aynalık işlevini buz gibi unutturarak, karma ya da kutsal adalet kavramlarına çelme takıp takla attırıyor, bilindik varlık sahası, kimlik arenası ve pazarı.

Nasıl diyeyim... Birisinin mesela, kendisinin herhangi bir yönüyle; kendisinde haihazırda bulunan bir tarafıyla karşılaşması şartı ve gereği ortaya çıkmışsa/çıkınca, hoop hemen bir ayna getirilip tutuluyor onun yüzüne, sistem tarafından! Hemen. Uygun dekorun en profesyonel şekilde kurulması, an meselesi. Sahnede, aynanın sırlı yüzüyle -kendimizle- değil de, başka bir kişi zamiriyle, ismiyle ve maskesiyle karşılaşıyor ve yalnızca onu görüyoruz tabii, dünya gözüyle. Aynaların sırlarını kazıyıp dökecek ve orada 'aslında kendisini' görecek gönül gözleri kör ya da kapalı çünkü, daha iyimser bir tahlille.

Bende sevilecek, nefret edilecek, övülecek ya da yerilecek birşey görmüşsen örneğin, kendinin tam da o tarafını görmen icap etmiştir, hasılı. Aynanın o sır küpü ve gizemli terzisi, sahneye konulacak senaryonun gereğince kostümler dikip giydirmiştir üzerime. Kah incili bir kaftanı, kah ateşten bir gömleği... Güzel görünmüşsem kendi güzelliğini, çirkin görünmüşsem de kendi çirkinliğini izlemişsindir bu yüzden yalnızca. Terzinin dikeceği kostümler hakkında, mankenin hiçbir önbilgisi olmaz ki! Nereden bileyim ben, sende neyin bulunduğunu ve benim üzerimden acaba kendi neyinle karşılaşıp yüzleşmen gerektiğini, gerekeceğini?!

Diyeceksiniz ki "Peki madem sadece ve hep kendimizle muhatabız, o döngüde -zaman diliminde ve olay kesitinde- hangi gerçeğimizle karşılaşmamız gerektiğine kim karar veriyor?" Neden bazısını sever ve bazısını da sevmeyiz, hani... Bunun karar mercii, sistemin kurucusu, kutsal dengenin ve ilahi adaletin hem yaratıcısı, hem sahibi, hem de yöneticisi olan Yüce Yaratıcı'dır. Hal böyleyken, bizlere düşen de inatla ayak diretip itiraz etmek yerine işleyişi anlayıp kabul etmektir ki, hani o kapalı tutulan gönül gözünün önündeki demirden perdeyi bir nebze olsun aralayabilelim. Kim bilir, gözbağı çözüldüğünde içeriye sızan ince bir ışık hüzmesi, billurdan salkımlar getirip bırakır belki böylece, gönül bağımıza.

Bir de, şu meşhur ama kimliksiz karakterin, hani o 'Çinli Bilge'nin başından geçene göre, karşısına geçip onu yücelterek övene de, aşağılayarak sövene de, evet ikisine birden "Haklısın" deyince, bunun hikmetini sual etmişler, öğrencileri. "Evet ikisi de haklıydı çünkü ikisi de kendini anlattı." demiş. Eklemeden olmazdı...

Sözün özü, kendi çirkinliğini, zelilliğini ve alçaklığını benim üzerimden izlemiş olman, benim aynalığımdan, sırlı tarafta sabit kadem olan o gizemli terzinin, senaryoya uygun bir kostümü sırtıma geçirmesindendi.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri