Aynalar konuşur

Hüzeyme Yeşim Koçak

Yeryüzüne çıkalı veya ineli beri, aynalarla sorunumuz olsa gerek. Benlik meselesi, gerçekleri aramak ve bulmak derdi. Ayna telâkkisi ve aynanın akisleri…

Hayat, bizi doğuştan ölüme meşgul eden bir görme, seçme ve teslimiyet çilesi. Sırrı dökük, paslı aynalarda hakikati görme, özümseme mücadelesi.

Aynamızın hikâyesi, belki bir gelişim serüveni, evresi. Daha ileriki sıçrama noktalarında ise, aynanın sırları, esrarın maverânın nefesi.

Oysa aynanın vicdanından korkar kırarız; kiminde şahsa özgü yenilerini i(mal) eder çoğaltırız. Parlatır cilalar, içine fanî görüntüleri; insanîyeti hapseder, yıkarız.

Çarpık görüntülü bulanık aynalar, ruhu da çarpıtır yaralar; göz göz olup pareler.

“Güzel yüz, aynaya âşıktır” buyursa da Hz. Mevlânâ; aynanın gösterdikleri kadar, görmek istediğimiz önemlidir. Meşhur masaldaki aynaya düşen hayal, belki de hep bir kötücül cadının portresiydi; kendini güzel ve kraliçe sanan bir biçarenin değil.

Aynalar kadar, sûretler, ona bakanlar da ehemmiyetlidir. Bir maymun aynayı eline alsa, hangi yüzle karşılaşırdı? Ya kırkayak suratlı bukalemun?

Ayna gibi ışıltılı, kurumlu dolaşır kimileri. Gizli kalp aynalarına bakılmaz, ödüllendirilip madalya takılmaz nasılsa.

Aynalar, en sevdiğimiz, putlaştırdığımız nesne mi, gözbebeğimiz mi? Yoksa etrafımız aynalarla çevriliyken, yüzüne bakmadığımız, hiçleştirdiğimiz şey mi, kimsesiz mi?

Edebiyatçı, hukukçu ve bilgin İbn Hazm, “Güvercin Gerdanlığı” isimli eserinde “Göz ruhun konakçısı, sadık rehberi ve gerçekleri yansıtan, imgesel anlamlar yakalattıran, somut nesneleri hissedilir biçimde kavrattıran temiz, berrak ve lekesiz bir aynadır.” dese de; aynalar istediği kadar, gerçeği aksettirsin, “gözün” niyeti yoksa acaba neyi görürdü? ( İnsan Yayınları, sh. 104)

Aynadan önce, göz mü kirlenirdi. Yoksa aynalar da, basiretli bir göz, hakikî bir âşığa kavuşmak emelinde miydi?

Aynaları kim kırar? Kim üstünde kana kanaya yürür ya da. Hakîkat sevdalıları, merdiven yapar çıkar; gökyüzüne ayna tutar mıydı veya.

Aynadaki görüntü kadar, aynadaki sesler de çeşitlidir.  Gözgü, şairleri de meşgul etmiştir.

“Aynalar, söyleyin bana ben kimim?” der Necip Fazıl. Kimlik meselesi, en hayatî davadır.

Gene aynaların çıplaklığı, bir anlamda kılavuzluğu; yönümüzü hakikate doğru çevirecektir. Sultanü’ş-Şuarâ, onların şahadetinden söz eder.

“Çıkamam aynalar, aynalar zindan.

Bakamam, aynada, aynada vicdan;

Beni beklemeyin, o bir hevesti;

Gelemem, aynalar yolumu kesti.”

Ayna özelliği taşımayan bağırgan, pırıltılı, iddialı camlar vardır. Özdemir Asaf, “Aynanın Oyunu” şiirinde, bize bir başka pencere açar:

“…

Bir ayna doğdu, gördüm.

Sıraya girdi aynalar içinde.

İşime geldi, aldım, Çarşılar, pazarlar içinde.

Bunca yıl yüzüne baktım.

Kendisini aşmadı Olanlar içinde.

Bir sabah uyandım,

Duruyordu karşımda

Düşmancasına,

Bir cam,

Aldanmış,

Kendini ayna sanmış..”

Dev Aynalarının ve talepkârlarının bolluğu ise, zamanımızın başlıca problemlerinden biridir.

Şehbenderzade Filibeli Ahmet Hilmi’nin şahika eseri Amak-ı Hayal' de; başlığı ve elbisesine aynalar takan, neşeli bir meczuptan söz edilir. Eserin kahramanı Raci'nin tekâmülünü sağlayan, aynalara dost kişidir Aynalı Baba.

Bize yalnızca gerçeği sunan, “Aşk Aynasının” ışığıyla yol gösteren, kutlu kalbinde “Sevgiliyi” seyredeceğimiz bir Aynalı Baba’mız ve istesek de asla kirletemeyeceğimiz bir aynamız bulunsa ne iyi olurdu.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.