Öğrendim siyaseti. Siyasetçiysen senin öncelikli işin, rakiplerinin günlük çetelesini tutmak. Kendinle uğraşmak değil. Kendi eksiklerinle, işinle meşgul olmak değil. Olmazsa kendi içinde bu iş için özel bir birim kuracaksın. Takip miti diyelim ya da ajan mı olsun? Neyse ne derseniz deyin size rakibi yıpratacak bilgiler getirsin de adı önemli değil. Bu bilgileri dosyalayacaksınız. En dikkatli saklamanız gereken dosya budur. Bu sizin geleceğinizi belirleyecek çünkü.
Biriktirdiniz şimdi her şeyi. Başladı seçim maratonu. Kim daha çok kötüleyebiliyorsa siyasetçi odur. Herkes birbirini kötüleyecek, herkes farklı vaatlerde bulunacak. Millet önemsenmeyecek çoğu kez. Zaten millet saf, zaten millet kimin ne olduğunu bilmiyor. Her denilene inanıyor. Yazık ki böyle zannediliyor.
Hakikaten bazen bu çok net görünüyor. Sanki millet idraksiz, sanki balık hafızalı. Dün olmasın diye bu ülkeyi kaosa sürüklemeyi göze alanlar, şimdi ‘neden olmasın’ açılımları yapıyor. Kendimi ‘şey’ gibi hissediyorum mitingleri izlerken; ya ben idraksiz ya bunlar düşüncesiz. Düşünselerdi bilirlerdi ki ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.
O kadar ki, sahiden kendinizden şüphe ediyorsunuz. Ben bir psikiyatrikte mi gitsem dedim. Yahu yani bu kadar şey söyleniyor, binlerce kişi alkışlıyor, bu kadar kişi de sorun olmaz ya, varsa bende vardır bir arıza.
Aşk gibi bir şey bu arkadaş! Mecnunu olmuş sanki. Leyla Leyla. Ama senin Leyla’nın kusurları var. Kes sesini! Benim Leylam da kusur olmaz, sen ne dediğinin farkında mısın be!
Yok be abi! Ben hep böyleyim işte, ne dediğimi bilmiyorum. Bide çokbilmişliğim yok mu? Ben de hep kızarım kendime ama dilin kemiği de yok ki kırasın. Olur olmaz haddini bilmeden konuşuyor işte. Hadi sen git mecnun kardeş, aşkını da reklâm ettin ya âleme hayırlısı bakalım.
Sonra her seçim sürecinde bir gerilim. Tuhaftır bu yazı yazılırken elli saati aşkın süredir kocaman bir helikopter bulunamıyor. Herkesin kafasında sisli meçhuller. Gerçekten bu ülke bu kadar fakir mi? Yoksa bu helikopter buharlaştı mı, bermuda şeytan üçgeni gibi bir girdaba mı girdi. Valla çok ilginç!
Akla hiç iyi şeyler gelmiyor. Çünkü Muhsin Yazıcıoğlu seksenli yılların en kurt adamıydı. Şimdi dönen nanelerin hepsinin ayrıntısını bilen biri. Ve çok sağduyulu biri. Konuşursa Ergenekon yandı demektir. Yani bermuda değil de Ergenekon girdabına girmiş olabilir.
Olumsuz cümleler kurmak istemiyorum aslında. Ama gerçekten çok vahim bir durum yani. Havadan karadan bu kadar sürede bulunamaması hiç de iyi şeyler düşündürmüyor insana. Birde gece aramalara ara verilmesi de üzücü. Uykuyu canlara tercih ediyoruz.
Ve bu olay capcanlı ortadayken hala seçim propagandası yapıyoruz. Yine birbirimizle uğraşıyoruz. Yahu pes yani! Ayıp değil mi bu! Bu çok çirkin bir imaj. Konuşmaya ne gerek var, millet görmüyor mu olup biteni.
Netice kendim ettim kendim buldum olacak. Hiçbir şey, ama hiçbir şey bedelsiz değildir. Birbirimizin kuyusunu kazmaya, birbirimizi rencide etmeye harcadığımız enerjiyi bulunduğumuz koltuğun hakkını vermeye ayırsaydık herhalde kimse bu ülkeye kafa tutamazdı. Keşke bu garazın kindarlığın yerine bir şeyler ortaya koyma aşkı olsaydı. Keşke ekranlarımıza bakanlara, bizim üzerimizden hesap yapanlara, onlara göre trajikomik gelen bu tuhaf olayın mutluluğunu nasip etmeseydik.
Yazıklar bize, ayıplar bize!