Ayda’yı kurtarmak

Ayşe Aslı Duruk

Aylardır üzerimde bıraktığı hissi en çok ‘yenilgi’ ve ‘yılgınlık’ sözcükleriyle açıklayabileceğim bu korona günlerinde yaşanan hiç beklenmedik ve -bizlerce- mucizevi boyuttaki muzaffer bir kurtuluştan ve bunun dünyamda uyandırdığı hayret ve sevinçten bahsedeceğim bu hafta.

İzmir depreminin, düştüğü yeri yakan bir ateş oluşu, bunun her birimizin ruhunda yol açtığı sarsıntıya ve yangına engel değildi elbette. Yine de, o ateşte asıl ve gerçek bir şekilde yananların halini tam olarak anlayabileceğimizi iddia edecek kadar küstah, duyarsız ve hadsiz bir eylemin içinde bulunamayız bittabi. “Damdan düşenin halini, damdan düşen anlar.”

Vefat edenlere yüce Allah’tan gani gani Rahmet, yakınlarına sabır, yaralılara acil şifalar ve zorda kalanlara da inayet dilemek, insan oluşumuzun kaçınılmaz bir borcudur. Diliyoruz…

Buraya kadar, sözü nereye getirip bırakacağımı kestirdiğinizi sanıyorum: Ayda Bebek. Zafer ve kurtuluş demiştim ya. Bebekliğin sonları ve çocukluğun başlarının arasındaki bir yerlerde, yani 3 yaşlarındaki, kaldığı deprem göçüğünün altından ve içinden sağ salim kurtulan küçük çocuktan söz ediyorum. Yaklaşık 4 tam günün ardından! İnanın ki ne onunla, ne de benzer bir şekilde kurtarılan başka çocuklarla, yetişkinlerle ya da yaşlılarla ilgili haberlere kulak kabartmaya ya da göz gezdirmeye bile cesaret edebilmiş değilim aslında. ‘cesaret’ doğru kelime mi emin değilim ama yüreğin el vermemesi gibi bir durumla dirsek temasındaki sözcüklerin içinden seçilebilecek en doğru tabir bu sanırım. Ayrıntılardan yana habersiz kalmayı tercih ettim diyelim, fakat ortada görmezden gelinemeyecek kadar göz alan ve kamaştıran şeyler var işte. Onu, Ayda’yı tanımayanımız, ulaştığı efsanevi ve mutlu kurtuluşunu bilmeyenimiz yoktur artık sanırım.

“Nasıl olur?” diye düşünüyor insan en başta. Nasıl olur!? İlk etapta yaşadığımız hayreti ve sevinci içimize sindirmeye çalıştıktan sonra işin nasılına gelip takılıyoruz. İnsan her şeye, akla ve mantığa yatkın bir açıklama getirme güdüsündedir çünkü. Oysa aklın ve mantığın sınırlarını aşan bir gerçek var ortada şimdi.

Hadi bedenin içinde kaldığı ‘yaşam üçgeni’, zaten henüz çocuk oluşun da çok yer kaplamayışı falan desek, hiçbiri ama hiçbiri durumun mucizeviliğini insan mantığına sıkıştırmaya çalışan ve el yordamıyla yapılmış açıklamalardan öteye varmıyor, bana sorarsanız. Gerçi sormasanız da canınız sağ olsun ama ben bunu yine aynı bu şekilde ve her yerde daima söyleyebilirim ki: işin içinde her halde 5 duyudan ve bildiğimiz fizik yasalarından uzak, ötede ve yüksekte olan bir güç vardı, Ayda’nın kurtuluşunda. İşi bizlerce mucizevi yapan da, aslında her şeyi mümkün kılabilecek kudret ve yetideki bir şeylerdi zaten. Yoksa imkan yok ki, kendini koruma ve savunma kuvvetinden ve bilgisinden neredeyse tamamen yoksun olan küçük bir çocuğun, göçüğün altından günler sonra çıkıp da köfte-ayran isteyebilecek kadar açık bir bilince , iştaha ve sağlığa sahip olabileceğine inanmam… Gözünüzü kapayın ve bir an için bir deprem yıkıntısının altında kaldığınızı varsayın söz gelimi. Allah korusun! Kaldı ki, bir an değil de yaklaşık 4 günü bulan bu örnekte, kim bilir neyle ve nasıl rızıklandırılmış ve beslenmişti o çocuk? Bilemiyoruz…

Bu yazdıklarım Aydacık için geçerli de, enkazdan 65 saat sonra çıkarılan Elifcik için geçerli değil mi sanki? Başka çocuklar ve hangi yaşta olursa olsun aslında her daim aciz ve savunmasız bir varlık olan her bir kişi için de geçerlidir elbette yazdıklarımın tümü. Hem sadece bu İzmir depremiyle de sınırlandırabilir miyiz yardım için uzatılan bu ilahi elin yaşamlarımıza dokunuşunu? Bireysel hayatlarımıza ya da başka hayatlara baktığımızda, akıl almayan ve insanı sonsuz bir hayrete düşüren o göksel yardım anlarına şahit olabilmekteyiz.

En başta da dedim ya, malum virüsün aylardır alabora ettiği karanlık ruhuma dokunan nurlu bir ışık gibi oldu, tüm bu ‘mucizevi’ kurtuluşlar. Ve en çok da, Ayetel Kürsi olarak bilinen, Bakara Suresi’nin 255. Ayetinden bir bölüm gelip takıldı aklıma: “O’nun hükümdarlığı, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Her ikisini görüp gözetmek, O’na bir ağırlık da vermez. O çok yüce, çok büyüktür.”

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.