Aybek'ten ailelere uyarı: Nesil büyük tehlike altında

Konya'da konuşan Uzman Psikolojik Danışman Mürşid Ekmel Aybek, “Günümüzde aile ve neslimizde büyük sorunlar var. Batı'nın bize sunduğu çerçevede, bize sunduğu kavramlarla düşündüğümüz için sorunu çözemiyoruz” dedi.

Milli Gençlik Vakfı (MGV) Konya Şubesi tarafından ‘Aile Buluşması’ düzenlendi. Gençlik İlk/Ortaokulu'nda düzenlenen etkinlik kahvaltı ikramıyla başladı.

Daha sonra Uzman Psikolojik Danışman Mürşid Ekmel Aybek tarafından katılımcılara ‘Anne-Baba Çocuk İlişkisi Nasıl Olmalı’ konulu bir sunum yapıldı. Programın açılışında konuşan Anadolu Gençlik Derneği (AGD), MGV Genel Başkan Yardımcısı, MGV Konya Temsilcisi Mehmet Ali Korkmaz, önemli ve tarihi bir program gerçekleştirdiklerini belirterek, “MGV'nin yeni dönemdeki ilk programı olduğu için mutluyuz. Aile üzerine çalışmalar yapmayı amaçlıyoruz” dedi.

Anadolu Gençlik Derneği Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Parlak da yaptığı konuşmada ailenin önemine dikkat çekerek, “MGV 1975 yılında kuruldu, çeşitli badireler atlattıktan sonra tekrar açıldı. Çalışmalarımız devam ediyor. Aile üzerinde çalışmalar yapıyoruz. Bugün itibariyle ilk adımı attık. İkinci program Elazığ, daha sonra İstanbul olmak üzere devam edecek. Küçük bir çalışma gibi gözüküyor ama tesirli bir çalışma başlattık. Aileler içinde sohbeti muhabbeti yaygınlaştırmayı amaçlıyoruz. Her aileden haftada bir gün yarım saat ailesi ile biraraya gelip vahiyle buluşmalarını organize ediyoruz” şeklinde konuştu.

‘ÇOCUKLARA GEÇMİŞİN DOĞRULARIYLA YAKLAŞIYORUZ’

Daha sonra söz alan Uzman Psikolojik Danışman Mürşid Ekmel Aybek, günümüzde aile ve yeni nesil ile ilgili pek çok problemle karşı karşıya kalındığını belirterek, “Sosyal medyası var, televizyonu, interneti, çevre vesaire. Zor bir çağda yaşıyoruz. Buradaki en büyük sıkıntımız, bugünün anne babaları geçmiş yüzyılın çocukları olması. Değer yargıları farklı, imkânlar farklı, fırsatlar farklı. Biz geçmişin doğrularıyla, yaklaşımıyla bugüne ait çocuklara uzlaşmaya çalıştığımızda soruna neden oluyor. Ama temel sorun Batı'nın bize sunduğu çerçevede, kavramlarla düşündüğümüz için çözemiyoruz. O yüzden çaresiz ve yetersiz hissediyoruz. Ama o çerçevenin dışına çıktığımızda başka bir gözle baktığımızda aslında birçok problemin, birçok problemin aslında temelinde yatan ana unsuru bulduğumuzda, problem kendiliğinden çözülmeye başlıyor” ifadelerini kullandı.

‘DEĞERLER EĞİTİMİ HRİSTİYAN PEDAGOJİSİDİR’

“Referans alınan eğitim felsefecilerinin ve eğitimcilerin hepsi maymundan geldiğine inanıyor” diyen Aybek, sözlerini şöyle sürdürdü: “O düşünürlerin kitaplarını okuyoruz. Onlar, Hristiyan kültürü, insan kötü ruhtan gelmiştir, günahtan gelmiştir. Dolayısıyla benim bunu vaftiz etmem, temizlemem, arındırmam lazım der. Dolayısıyla bu iyiliği bilmez, adaleti bilmez, sevgiyi bilmez. Benim bunu doldurmam lazım. Yani neyle dolduracağım? Değerlerle dolduracağım. Çok açık söylüyorum. Değerler eğitimi Hristiyan pedagojisidir. Yaratıcının yerine kendimizi koymaktır. Değerler eğitimi deizmin kuluçka makinesidir. Değerler eğitimi deizmi doğurur. Bizler Allah’ın kuluyuz, eşref-i mahlukatız. Ben Müslümanım. Ceddim tüm dünyaya meydan okumuş. Ben oturmuşum. Japonlar böyle yapıyor. Montessori böyle yapıyor. Ne yapıyorum ben? Bugün günümüzde birçok babanın farkında olmadan iyi niyetle tuttuğu ama bize ait olmayan iki kavram var. Otorite ve disiplin. Bu iki kelime bu topraklara ait değil. Dışarıdan ithal ettik. En basit haliyle peygamberimiz çocuklara karşı ne kadar otoriterdi? Peygamberimiz çocuklara karşı ne kadar disiplin empoze ediyordu?”

‘NAMAZ KILARSAN BİSİKLET ALACAĞIM ANLAYIŞI YANLIŞ’

İslam inancına göre insanın mükemmel bir şekilde yaratıldığının altını çizen Aybek, konuşmasına şöyle devam etti: “İnsan Allah tarafından yaratılmış ve açılması gereken bir varlıktır. Tıpkı tohumun açılıp çiçeğe dönüş yolculuğu gibi. Tıpkı yumurtadan çıkan civcivin tavuğa horoza dönüşmesi gibi yaratıcı her şeyi içeriye vermiştir. Kulun görevi de yaratılmış olan denklemi koruyarak yol almaktır der. Derslerle çocuğun dindar olacağını zannediyoruz. Olmuyor. Neden olmuyor? Çünkü başka bir şey atlıyoruz. Davranışçı ekol dediğimiz yaklaşım. Bunlar İvan Pavlov davranışçı yaklaşım metodolojisinin en önemli figürlerinden bir tanesi. Pavlov eğitimde bir metot oluşturuyor. Nedir bu metot? Klasik şartlanma diye hala okullarda okutulan bir metot. Çocuk şekeri sever. En basit, en yalın hali. Kitabı şeker kadar sevmez. Ben kitapla şekeri birleştirirsem kitabı sever zanneder. Şimdi biz Müslümanlar olarak en büyük yanılgıya burada düşüyoruz. Namaz kılanları takip tablosu, artılar, eksiler, yeşil kartlar, kırmızı kartlar. Bunu ibadet için kullandığımızda en büyük darbeyi çocuğun kalbine biz kendi elimizde vuruyoruz. Namazını kılarsan sana bisiklet alacağım. Müftülüklerde afişler, sabah namazına 40 defa gelen çocuklara bilgisayar hediyesi. Kulağa hoş geliyor ama o İslam böyle bakmıyor. Niye peygamberimizden bu konuda hiçbir örnek duymadık? Çünkü denklem farklı. Eğer biz bunu çocuğun ibadeti için kullanmaya kalkarsak çocuğumuzun kalbindeki ihlasa kendi elimizde dinamiti koyarız ve çocuğun kalbindeki Allah’a giden yolu kendi elimizle dinamitleriz. Kendi elimle aslında çocuğuma ben şirki öğretiyorum. Çocuğa okula başladığı andan itibaren aferinler, gülen yüzler, şekerler, kurdeleler. Ben nereyi besliyorum orada? Çocuğun aklını mı besliyorum? Kalbini mi besliyorum? Nefsini mi besliyorum? O yüzden bizim çocuklarımız bu kadar dünyevileşmeye başladı. Günümüz dünyasında, başarı diye bir zehir verildi bize. Amerikan ideolojisinin en temel sıkıntısı bize verdiği çalışırsan, başarırsan sen değerlisin. Bunu veriyoruz çocuğa.”

'FATİH OLACAK ÇOCUKLARA HASTA DİYORUZ'

Anne babaların, çocuğum geri mi kalacak, şu vakitte mi uyuması lazım diye gereksiz endişelere sokulduğunu ifade eden Aybek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizi aptallaştırıyorlar. Şöyle olursa çocuğunuza bu olur, şu olursa eyvah diyor. Hele anneler telaşlanıyor. Uykuna, uykusunu almamız lazım. Şunu yemesi lazım. Bir dakika ya. Haşa Allah’ın haberi yok mu o çocuktan? Allah denklemini koymuş. Bize şu çok geliyor. Hiperaktivite, disleksi, dikkati dağınık, dikkat bozukluğu. Bir de şimdi yeni çıktı, dürtü kontrol problemi. Şimdi Allah diyor ki ayette, 'Ben şüphesiz insanoğlunu en güzel şekilde yarattım' diyor. Biz problemi Allah’ın yarattığında buluyoruz. Kendimizi hiç sorgulamıyoruz. Fatih Sultan Mehmet çocukluğunda yerinde duramıyor. Hocaları baş edemiyorlar. Hoca padişaha, Sultan Murat'a çıkıyor. Padişahım dinlemiyor bizi. Yerinde duramıyor. Bu ne yapacağız? Padişah diyor ki, Tamam madem dinlemiyor, ben, senin huzuruna destursuz gireceğim, destursuz girdim diye sen hiddetleneceksin. Bana bir tane tokat atacaksın' diyor. Koskoca padişah kendine vurduruyor. Çocuğa dokundurtmuyor. İslam çocuktaki her reflekse, her akışa hikmet gözüyle bakılmasını ister. İbn Bacce şöyle ifade ediyor. Allah tüm kainatı yaratmıştır. Yarattığı bütün varlıklara bir potansiyel vermiştir. O potansiyeli ol emriyle harekete geçirmiştir. Dolayısıyla içeriden gelen her şey ol emrinin gereğidir diyor. Yumurtadan civcivin çıkması, tohumdan fidanın çıkması, çocuğun anneden çıkması hepsi Sünnetullah’tır diyor. Çocuğun karıştırması, kurcalaması hepsi Sünnetullah’tır diyor. Kulun buna müdahalesi de Sünnetullah’a savaş açmaktır diyor. Bize bugün bunlar yaramazlık, problem, DEHB, dikkat eksikliği diye verildi ve benim Allah’tan gelen o çocuğa savaşmam emrediliyor aslında şu anda. Benim evimde oturan çocuğumla ilgili kim karar veriyor ya? DEHB olduğuna kim karar veriyor? Peki bu çocuk kim? Fatih olabilecek enerjiye sahip olan bir çocuk. Aslında Fatih’in o enerjisi, o hareketliliği durdurulmadığı için, hikmet boyutunda ele alındığı için o Fatih büyüdü, büyüdü küfrün surlarını yıktı. Bu çocuklar Fatih olacak çocuklar. Bu çocuklar İbn Sina olacak çocuklar.”

‘YANLIŞ DAVRANIŞ YANLIŞ EĞİLİME SEBEP OLUYOR’

İslam’da davranışın alıştırma olmadığını, davranışın tanımının idrak sonucunda ortaya çıkan ameliyedir olduğunu ifade eden Aybek, “İngiltere’de okuma yazma süresi 3 sene, bizde 3 ay öğretmen hele bir yaptırmasın da gör. En kötü öğretmen o oluyor. Kim söyledi bunun böyle olması gerektiğini? Allah’ın koyduğu bir denge var. O denge bozulduğu için çocuklar lezbiyen veya eşcinsel veya gey oluyorlar. O denge nedir? O denge Allah anneye bir görev vermiş. Babaya bir görev vermiş. Çocuklarımızın bu tür rahatsızlıkları yaşamasının temel sebebi, sorunun kötü, anne veya babanın fıtrata uygun davranmaması nedeniyledir. Anne ödev takip eden, odanın düzenlediğinden dolayı her gün kavga eden bir yapı haline bürünmeye başlarsa, çocuk annenin sevgi ve şefkatinden çocuk beslenememeye başlar. Eğer anne o denklemini yitirirse çocuk, kız çocuğu anneye yani annenin sevgisine aç büyümeye başlıyor. Ergenlik sonrası çocukla doğal olarak anormal bir eğilim başlıyor. Şeytan telaşı sever. Şeytan korkudan beslenir. Korkuyla bizi yönetmeye çalışır. Bakın hadisi şerif var. Kim ağlayan çocuğunu susturuncaya kadar gönlünü hoş ederse Cenabı Hak ona cennette memnun olacağı kadar nimet verir. Bakın ağlatmamak. Peki yazı yazdırırken ne kadar ağlattık çocuğumuzu? Ödev yaptırırken, Kur’an ezberletirken. Ne kadar ne kadar efendimiz aleyhisselam buna rıza gösterirdi? Çocuktan bahsediyoruz. Allah’ın cennetlik olarak ilan ettiği varlıktan bahsediyoruz. İbn Sina diyor ki 'çocuğun en temel ihtiyacı oyundur' Sosyal ortam ve oyundan bahsediyor. Bu ortamlardan uzaklaştırılan çocuklar kitaplarla baş başa kalmış demektir ki kitaplarla baş başa kalan çocuk da aptallaşır diyor. Allah diyor ki 7 yaşındaki bir çocuk mesul değildir. Sorumluluğu kaldıramaz. Ben ona o melekeyi vermedim diyor. Ben de diyorum ki bunu yapacaksın diyorum. Çocuklar duygu dönemindedir. Özellikle ilkokul çağındaki çocuklara cesaret, duygu, mutluluk, sevgi bunlara dair her şeyi verebiliriz. Çocuğun duygusu beslenirse hangi duygu içeriye yerleşirse o duygu onun yazılımı olur. İbn Haldun’un güzel bir sözü var. Çocuğun aklı gözündedir der. Ben neysem çocuk o aslında benden alır, beni kopyalar, benden öğrenir. Özellikle çocuğa çok fazla müdahale, çok fazla eleştiri, ödül, ceza, disiplin vermeye çalışırsak ağacın içinin oyulması gibi çocuk zarar görür. Rüzgar açık hale gelir. Kişiliğini geliştiremez, güçlü olamaz, karakterli, iki kişilik, kimlik ortaya koyamaz. Çocuklarınıza asil bir insan gibi muamele edin. Çocuk yanlış yaparak kendini geliştirir. Yanlış yaptırılmayan çocuk, yanlışına izin verilmeyen çocuk, yanlışından dolayı sürekli azarlanan çocuk, aklını geliştiremeyen çocuktur. Çocuğumuzu koruyacağız derken akıl melekesini yani kendi irade yolculuğunu elinden alırsak en büyük tehlikeyi orada yaparız” şeklinde konuştu.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Eğitim Haberleri