Avalama Tarihine Tutulan Far

.
Bilirsiniz, idealist öğretmenler, bütün meslek hayatları boyunca olduğu gibi, emekli olduktan sonra da çalışmayı elden bırakmazlar. “Emekli” olurlar ama, tabiri câiz ise “Mütekait” olmazlar. Alışkanlıklarını sürdürerek, çalışmaya, ışık tutmaya, faydalı olmaya devam ederler, sağlıkları elverdiği ölçüde; hem de hayatlarının sonuna kadar..
Tanıdığım böyle mefkûreci muallimlerden biri de, Rüstem Arslan. Tanıyanlarınızın bildiği gibi o, bir tarih öğretmeni. 1952’de Avalama (İkipınar)’da doğdu. Konya Selçuk Eğitim Enstitüsü mezunu. Uzun yıllar öğretmenlik görevini yerine getirdi. Bu arada Yüksek Lisans yaptı. Mesleğine devam etti. Yayınlarda bulundu. Sporla yakından meşgul oldu. Güreşe çalıştı. Ödüller aldı. Ve 2003 yılında emekliye ayrıldı. Ne var ki, tabirim yerinde ise, “emekli” edildi ama, “mütekaid” olmadı; ilim yolunda çabalarını sürdürdü. Bundan dolayıdır ki, şimdi artık dinlenmekle meşgul demiyeceğim; çünkü, yine çalışmalarına, araştırmalarına devam ediyor. Hem de büyük bir azim, şevk ve enerji ile dolu olarak.
Arslan hoca’nın, gençliğinden beri gönlünde yatan, hayallerini süsleyen bir ideali vardır: memleketi Avalama’nın tarihini ışık tutmak; kültürel değerlerini ortaya çıkarmak..
Bu alanda fırsat buldukça sürdürdüğü çalışmalarını, emekli olduktan sonra daha da artırıp, hızlandırdı. Yıllar önce bir görüşmemizde bu düşüncesini bana da açmıştı. Elimdeki imkânlarla kendisine yardımcı olduğumu hatırlıyorum.
Bilirsiniz, bu tür çalışmaları yürütmek, bizde çok ama, pek çok zordur. Çünkü, tarihimize ait milyonlarca milyon belge, zaman içerisinde çöpe atılarak, SEKA’ya gönderilip, hamur yapılarak imha; yurtdışına, yad ve yabancılara okka hesabıyla, öldüm fiyatına satılarak maalesef kaybedilmiştir. Elde kalabilmiş olanlardan yararlanmak için sayın yetkililerden izin alabilmek ise, hayli tevekkül ve teslimiyetli bir derviş çilesine katlanmayı göze almaya bağlıdır. Önünüze kürünerek yığılan engelleri aşmak, çıkarılan sun’î zorlukların üstesinden gelebilmek için, hayli sabırlı, yürekli ve azimli olmanız lâzım. Böyle bir mücadeleyi kazanmak ise, dergâhta çileye soyunmuş bir Mevlevî dervişi kadar derin azim, sabır ve metanet ister.
İşte Rüstem Hoca, bütün bu ve benzeri engelleri, maniaları aşmasını bilebildi; zorlukları aşabildi. Araştırmalarına devamı başarabildi. Uzun uğraşılardan sonra emeline nâil oldu; Doğduğu köyün kitabını yazarak, karanlıkta kalmış yüzünü çeşitli yönlerden aydınlattı. Hem de, hayli çok yönlü ve derinlemesine. Ulaşabildiği fırsatlar ve elindeki imkânlar ölçüsünde.. İyi de oldu. Kendisini nesiller boyu rahmet ve minnetle andıracak kitabını bizlere armağan etti. Hem de, “parayla satılmamak” şartı gibi, gayet ince ve şimdilerde yok olan büyük bir fedakârlılık örneği göstererek.
Kitabın tam adı ve künyesi şöyle: “Tarihî ve Sosyal-kültürel Yönleriyle AVALAMA”. Kapak tasarımı: Nazmi Akyürek. Dizgi: Ofice Dizgi. Baskı: Unimat Ofset, Konya, 2010.
221 sayfa. Yer yer resimli, çizimli. Muhtevasındaki ana başlıklar şöyle: Yazarın biyografisi, önsöz; Avalama’nın coğrafik durumu ve tarihi, sosyal yapı, yaşam şekli, ekonomik ve kültürel hayat, folklorik malzemeler, gelenek ve görenekler, mimarî doku ve eserler, eğitim ve öğretim, nüfus, yönetim ve yöneticiler, elsanatları; sonuç, ekler, kaynaklar.
Vefakâr ve fedakâr yazar bu konularda bilgiler ve belgeler verdikten sonra, bir üzüntüsünü dile getirmekten de kendini alamamış; Asırlardan beri “Avalama” diye bilinip gelen şirin köyünün, nevzuhur bir kararla bu adı silinerek, “İkipınar” gibi, ilkinin yanında gayet hafif kalan sıradan bir adla değiştirilmesinden duyduğu derin üzüntü ve kederden dolayı yakınması, bizim de hak verip katıldığımız gayet yerinde içten bir duygudur. İleride araştırma yapacak olanlara büyük zorluklar çıkaracak, karışıklık, tereddüt ve yanılmalara sebebiyet verebilecek bu tür yersiz ve gereksiz; faydadan çok, zarar veren değişikliklerin Millî tarihimiz üzerinde çalışan araştırmacılara, telâfisi zor problemler çıkarmakta olduğu, erbabının malumudur.
Sayın Rüstem Arslan Hoca, görevini yapmıştır. Ekmeğini yiyip, suyunu içtiği, kendisini yetiştiren köyünün insanlarına, taşına-toprağına olan borcunu bu hizmetiyle de ödemiştir. Bu aydınlık yolda, diğer meslektaşlarının da karınca kararınca da olsa, kendi memleketleri için benzeri hizmetleri yerine getirmeleri, samimi dilek ve beklentimizdir.
Arslan Hoca’yı bu güzel eserinden dolayı gönülden kutluyor, kültürümüze armağan edeceği yeni eserlerini bekliyor, satırlarımızı Ebû Said Hadimî Hazretleri’nin şu mısralarıyla noktalıyoruz:
“Âdem ona derler ki, koya bir eser;
Eseri olmayanın yerinde yeller eser.”

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri