Aslına dönen papazın hikâyesi!

.

Hani ilk defa Star tv’nin “Deşifre” programında tanıdığımız, bir Müslüman çocuğu olarak dünyaya gelen, ancak gaflet sonucu yanlış yola saparak Hıristiyan olup, papazlığa kadar yükselen, daha sonra hatadan dönerek tekrar İslâmiyetle şereflenen bir Padre Andreas, yâni Abdullah Palazoğlu vardı. İşte onun “Aslına dönen papaz-Padre Andreas’ın Abdullah olma öyküsü” adıyla Ocak ayında kitap hâline getirilen ibret verici hayat hikâyesinin 2. baskısı da yapıldı. Hatırlayacağınız gibi Abdullah ile yapılan ilginç bir röportaj Merhaba’da yayımlanmış, yerel tv’ler kendisini ekranlara taşımış, bütün bunlar bende de bir merak uyandırmıştı. Tv ve gazete haberleri ile röportajlardan edindiğim bilgiden yola çıkarak köşemde 2 defa ben de düşüncemi yazmıştım.

Abdullah Palazoğlu’nu tv’lerde görüp, gazetelerde kendisiyle ilgili haberleri okuduğum kadarıyla gıyabında tanıyordum, ancak bir süre önce gazetede tesadüf edene kadar hiç karşı karşıya gelemedik. Yazılarımı evde yazıyorum ve haftada bir iki defa uğruyorum. Bunlardan birisinde Abdullah’ı orada görünce, içgüdüsel olarak ona, o da başını kaldırıp bana baktı ve aynı anda ikimiz birbirimize Nail Bülbül ve Abdullah olup olmadığımızı sorduk. Tanışmamız işte böyle oldu, sohbet ederken, “Aslına dönen papaz” isimli kitabını da imzaladı. Hayat hikâyesinin geniş şekilde yer aldığı, Eyfel Yayın Grubu kültür yayınları arasında çıkan bu kitabı ilgiyle okudum. Bu vesile ile yeteri kadar dinî bilgiye sahip olmadığı için zararlı akımlara kapılarak, meçhûl bir akıbete doğru sürüklenmeleri muhtemel olan genç nesile Abdullah Palazoğlu’nun bu zamana kadar başından geçenleri okuyup, yaşantılarına buna göre çekidüzen vermelerini tavsiye ediyorum.
“İnşallah cümle Ümmet-i Muhammed’e faydalı ve ibret verici bir ders olur düşüncesi ile” diye sunuşunu yapan Palazoğlu’nun, “Bilinçsiz ve farkında olmadan girilen yanlış yoldan, doğru olan sırat-ı müstakim yoluna dönüşün sıra dışı öyküsü bu” sözleriyle başladığı ilginç kitabından satır başları aktarmanın yararlı olacağını düşünüyorum. Bu öykü Beyşehir “Yenimahalle”den başlayıp, İstanbul, Amerika, Vatikan ve Yunanistan’ı dolaşıp, Konya’da devam ediyor. 1966’da evlenen baba Ahmed ve anne Havva Palazoğlu’nun 20 Şubat 1973 günü dünyaya gelen 2. çocukları Abdullah’ın hayatının akışıyla ilgili bilgiler özetle şöyle:
1944 doğumlu babası Ahmed Palazoğlu, fakir ama tanınan ve sevilen bir adam. İlkokuldan sonra dayısı Haydar Ağmış’ın yanında terzi çırağı olarak hayata atılmış ve 1964’te kendi dükkânını açmış. 4 kardeşin ikincisi olan Abdullah, Cumhuriyet İlkokulu’ndan mezun. 1. sınıfı bitirince babası onu Alişan Hoca’nın Kur’an kursuna vermiş, ancak okuduğunu ezberleyemeyince hocası ve babasından dayak yemiş, bu yüzden evde bodruma kilitlemişler. 2. yıl tatilinde bu defa evlerinin bitişiğindeki caminin imamı Tahir Hoca’ya devam ederek, namaz surelerini, Kur’an okumayı ve namaz kılmayı öğrenmiş. İlkokulu bitirinceye kadar tatillerde Tahir Hocaya devam etmiş. 1984’te ilkokulu bitirince bir gün yanında İstanbul’dan geldiklerini söylediği misafirlerle eve gelen babası “Oğlum, bu Arto amcan” diyerek takdim etmiş. Sonra Arto amca eşi Eleynika ile kızı Thedora’yı tanıştırmış.
1 hafta kalan Arto, bir gün “Abdullah’ı İstanbul’a götürüp, bizim kolejde okutalım” diye teklifte bulununca babası, “Ailemi zor geçindiriyorum. İstanbul gibi yerde özel bir kolejde Abdullah’ı nasıl okuturum” karşılığını vermiş. Bunun üzerine Arto’nun cevabı “Bunca yıllık dostuz. Çocuk buralarda harcanmasın. Ben Abdullah’ın masrafını karşılar, onu okuturum” olmuş ve babasını ikna etmiş. Babasının, “Oğlum, seni Arto amcanın yanına göndereyim mi? Orada kolejde okumak istermisin?” şeklindeki sözleri, zaten yaşadığı hayatın bir çekiciliği olmayan Abdullah’ın canına minnet olmuş. Misafirler İstanbul’a dönmüş, yaz tatili bitmiş, okulların açılmasına bir hafta kalınca babasının “Oğlum, benim yüzümü kara çıkarma, yaramazlık yapma. Biz senin için çalışıyoruz. Okuyup, bir baltaya sap ol” diye nasihat ederek gece yarısı bindirdiği otobüsle küçük Abdullah, 12 yaşında İstanbul’un yolunu tutmuş.
Beyşehir’deki kısa yaşamında akşam yorgun argın eve dönen, zor hayat şartları nedeniyle genellikle stresli olan babası ile yeterli iletişimi kuramayan, üstelik hem babası, hem hocalardan dayan yiyen Abdullah, kendisini nelerin beklediğinden habersiz İstanbul’a gidişinin yeni bir hayatın başlangıcı olduğunu düşündüğünü ifade ederek, “Otobüsün hareketiyle birlikte kalbim kıpır kıpır atmaya başladı. İlk defa böyle uzun bir yolculuğa çıkıyordum. Gecenin karanlığında camdan etrafı seyretmeye çalışıyorken uyuyakalmışım” diye devam ediyor..
Hıristiyan misyonerlerin cirit attığı ülkemizde yeterli İslâmî bilgiyi alamayan onlarca gencimizin her yıl türlü vaadlere kanarak din değiştirdiği bildiriliyor. Bu açıdan Abdullah Palazoğlu’nun başından geçenler büyük önem taşıdığı için Pazartesi günü devam etmenin yararlı olacağını düşünüyorum.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri