Aşk mı, heves mi?

.
Aşkla heves arasındaki farkı hiç düşündünüz mü? Birine battıkça büyürsünüz diğerine battıkça küçülürsünüz. Aşk tarif edilmez ama heves ifade edilir.

Aşkı en iyi aşk kelimesi tanımlar. Hani büyüklerden birine sormuşlar; Allah nedir? Hadi bize Allah’ı anlat. O da demiş ki; Allah Allah’tır. Allah(c.c)’ı Allah ifadesinden daha güzel ifade eden başka kavram yok. Aşkta aşktır işte, tarifi tanımı yok. Allah ve aşk tam olarak ne zaman anlaşılır o zaman? İkisinde de yok olmak gerekir. Kendini yok sayarsın. Aşk; kendini bitirdiğin yerdir işte.

Aşk ve hevesti konu başlığı ama Allah(c.c)’tan bahsettik. Elif Şafak’ın Aşk kitabına gitti bir an aklım, dağıldı. Orda da Mevlana ile Şems’in aşkı anlatılıyor. Mevlana bütün ilimlere muvafıkmış. Ama o ilimleri yok sayan bir şey eksik; aşk. Şems’ten sonrasına baktığımızda şunu çıkartıyoruz; Aşk yoksa gerisi yalan. Öyle bir aşk ki bütün itibarını yerle bir ettiğini düşündüğü teklifleri bile ‘şems diyorsa vardır elbet bir bildiği’ diyerek sorgusuz kabul ediyor.

Evet başlığa dönelim. Hayatın içinden kısacık bir anekdot. Tramvaydayım. Elimde Fatma Karabıyık Barbarosoğlu’nun Otobüsname adlı kitabı var. Bir sosyolog kendisi.  Öyle karşılaştığı manzaraları kaleme almış.

Kitabı okurken -sağır olası kulaklarım işte- takılıp kalıyor, dikkatim dağılıyor. Önde iki sevgili yada sevgili gibi görünen bir çift, üniversite öğrencileri. Arka koltuklarında oturuyorum. Birbirlerini çekiyorlar fotoğraf makinesiyle, sonra başlarını yan yana koyup birlikte bakıyorlar objektife.

Sonra, arkada oturan iki bayan yorum yapıyor onlar için. ‘Kız çok tatlı ya…’ tam o sıra öndeki bayan saçlarını geriye savuruyor az kalsın gözüme girecekti. Yine arkadan bir yorum daha ‘ay saçları da çok uzunmuş, ne güzel.’ Onlarda kalıyorum konuşmaya devam ediyorlar. Muhabbet devam ediyor. Ya biliyor musun geçen gün biri geldi yanıma dedi benim arkadaşım senle tanışmak istiyor. Ben de dedim arkadaşın kim? Bak dedi şu kapıda duran. Çocuğa baktım başını öne eğdi, utandı ya… Sonra dedim yüzüğü görmüyor musun ben nişanlıyım. Sonra özür diledi gitti, çok komik ya. Diğeri araya giriyor. Kızım nişanlıysan niye soruyorsun ki kim diye. Ama merak ettim diyor ötekisi. Duraksıyor bir süre; ama nişanlı olmasaydım da teklifini kabul etmezdim…

Sonra yine ön koltuğa takılmak zorunda kalıyoruz. Bayan sesini yükseltiyor biraz. Biraz önceki mutluluk kareleri ruhsuz makinede saklı…

“Ya aşkım senin en sevdiğin insan ben değil miyim?”

“Evet ama ne ilgisi var şimdi?”

“Nasıl ne ilgisi var. Benim yerime koysana kendini, biraz empati yapsana. Yaptığım en güzel resimdi o resim. Ama hiç takdir etmedin onu geçtik hiç hoşuna gitmediğini de söyledin. Ne kadar üzüldüğümü düşünebiliyor musun?”

“Ama aşkım abartıyorsun. Ne var ki şimdi bunda?”

“Tamam lütfen konuşmayalım artık, çok çocukluk yapıyorsun…”

Kısa tramvay yolculuğu bitti. Onlar yola devam bana by by…

İndikten sonra o nişanlı bayanı düşündüm bir an; kendisine gelen teklifi değerlendirme gereği duyan bayanı. Sonra aşkı düşündüm. Aşık’ın gözleri maşukundan başkasına kör olmaz mıydı? Onun bir maşuku yok muydu zaten…

Ve öndeki yalancı çiftleri. Sarmaş dolaş heveslerin, süslü cümlelerin heveskarları gençleri…

Bunlar evlenirler miydi? O nişanlı kız evlenince mutlu olur muydu? 

İlginç, acı, yalan hayatlar… yalancı yar … kimine göre komik, kimine göre heveslik şeyler.  Geleceği inşa edecek anneler bunlardı yani.

Neyle meşgulüz ki geleceğimiz ne olsun!?

Susuyorum. 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri