Hamd etmeyi tedavülden kaldıralı beri eksilen sıfatlarımızı yamamak yerine, koparıp atar olduk. Eksilterek tükettik kendimizi. Sıfatlarımızdan sıyrıldıkça değer yargılarımızdan uzak hayatlarda yer edindik. Hâlbuki "Asıl"a rûcu olmalıydı yegâne gayemiz. Emrolunduğumuz gibi.
**
Tahammülümüz azaldı, yanısıra dostluklarımız... Kibri ceplerimizde taşıyıp omuzlarımızda büyüttük. Ve kalın astarlı duvarlarla koruduk enaniyeti. Statüsü düşük olan yüzler kibir, yüksek olanlar ise hased duvarına çarptı. Bumerangı andıran aynalarda silüetleri izledik. Yalnızlaşmayı seçtik...
**
Yalama yapmış bir keşmekeş, asık suratlar seremonisi! Âhir zaman masalları mutlu etmedi. Ceplerimiz esniyor, kaburgalarımız daraltıyor yüreğimizi. Süregelen bu hoşnutsuzluğun müsebbibi ne ola ki!?
**
Eskiye tahammülümüz kalmadığı gibi yara bereye de yok. Fakat zaman atiye yol alıyor, eskiyoruz gün be gün... Eskirken nasır tut ki; zûl olmayasın ruhuna... geçmişi sırtlamak değil gaye... Kamburlaşan bir beden yaramaz işimize. Aradığını bulmak mesele. Rutubet kokusuna aldırmadan aramalı, asık suratların müsebbibini.
**
Âhir zaman alameti, basiret kör olmuş, aynı zamanda sır! Tellâl ile çağırsam sesime gelir mi? Her halde damda deve aramak gibi(!)... Hezeyana kapılmak yok yine de! Eşref - i mahlûkat olabiliyorsa beşer, deneme vakti!
**
Ne demiş şair, "İsmimin baş harfleri "acz" tutuyor." Düstur belli... Önce duvarları törpülemeli, törpülenen her zerre hafifletecek bizleri ve kolaylaştıracak “asıl”a rucûyu. Enâniyet insana fıtratla verilen bir haslet, fakat ibreyi tavana değil; tabana asılmak gerek!
**
Ve en önemlisi ölümü diri tutmak. O vakit hiç bir sıfat önem taşımıyor....