Anadolu bir medeniyetler mezarlığıdır. Bu coğrafyada tutunmak zordur. Anadolu’da yaşamak için kök salmak şarttır.
Osmanlı’dan sonra milli mücadele verilememiş olsaydı, Anadolu’da bir mezarlık daha olacaktı. Milli mücadele ve benzeri zaferlerimizden dolayı, biz millet olarak bin yıldan beri Anadolu’dayız.
Anadolu’da kalabilmek için toprağa tutunmak, kök salmak gerekir. Balkanlar’da, Arabistan’da, Afrika’da, Avrupa’da, tutunamadığımız, toprağın sahibi olamadığımız için, kök salamadık ve kalamadık.
Yüz yıl önce biz Arabistan’daydık. Balkan’lardaydık, ama şimdi oralarda yokuz! Bin yıl sonra Anadolu’da olabilecek miyiz? Bunun cevabı bu yazıda gizli!
Bir yerde kalıcı olabilmek için toprağa tutunmak şart. Bir ağaç veya bir bitki toprağa tutunup kök salamıyorsa, orada kalıcı olması mümkün değildir. Toplumlarda aynen bir ağaç, bir bitki gibidir.
Toprağa tutunmanın ilk şartı ekonomik üretkenliktir, üretkenliğin paylaşımıdır ve birlikte yaşamaktır. Bir toplumda üretim-paylaşım-birlikte yaşama fikri, düşüncesi, zihniyeti oluşmamışsa, o toplumun o topraklarda kalıcı olması mümkün değildir.
İspanya’da kurulan Endülüs Devleti’nin Arapları, eğer orada üretip-paylaşıp-birlikte yaşamayı başarabilselerdi, o zaman, o toprağın sahibi ya da ortağı olarak tutunmuş olacaklardı. Bunu başaramadıkları için bugün Granada bölgesinde sadece bir iki tarihi saray vardır. Toprağa tutunmuş olsalardı, en azından bu bir iki saray yerine binlerce Arap olurdu.
Benzer olayı Türkler için söylemek mümkündür. İşte Arabistan, işte Ürdün, işte Irak, işte Balkanlar, işte Avrupa! Yıllardır oralarda at koşturmuşsun ama bugün yoksun!
Demek ki toprağa tutunmadan kalıcı olunamıyor. Bu gerçeği iyi anlamak gerekir.
Bugün için toprağa tutunduğumuz, yani üretip paylaşıp birlikte yaşamaya devam ettiğimiz bir Anadolu’muz var.
Bu topraklar üzerinde fabrikalarımız, tarlalarımız, çiftliklerimiz, limanlarımız, hava alanlarımız, ticaret merkezlerimiz var. Bunlar bu toprağın sahipleri tarafından zaman içinde yapılmış, oluşturulmuş, emek ürünü, katma değer kazanımlı varlıklardır.
Siz toplum olarak ürettiğiniz, dünya ile rekabet ettiğiniz sürece bu değerler sizin olur. Siz üretmiyor, sadece tüketiyorsanız, kiracı durumuna düşmeniz kaçınılmazdır. Tüketen bir toplum, kiracı toplumdur. Kiracı bir toplum da eninde sonunda bulunduğu yerden atılacaktır.
Üretmeyen devlet, üretmeyen millet, kendi yurdunda kiracı olur.
Bugün ülkemin fotoğrafına bir bakıyorum da; Telekom’u, Bankaları, Limanları, Fabrikaları, Mega-marketleri hep el değiştirmiş durumda.
Birlikte yaşama azmi neredeyse yok olmak üzere. Ötekileştirme politikaları, keskin çizgilerle birbirimizi ayrıştırmış!
Velhasıl dostlar, bu topraklarda kiracı toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Hemen batıyor muyuz diye karamsarlığa düşmeyin!
Merhum Mehmet Akif ne güzel söylemiş:
“-Sahipsiz olan vatanın batması haktır,
Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır!”
Kiracı bir toplum olmamak için, Anadolu topraklarından atılmamak için ne yapmalıyız?
Cevap gayet açıktır! Tüketen bir toplum değil, üreten bir toplum olmalıyız. Ürettiğimizi eşit olarak paylaşabilmeliyiz. Ayrılıklarımızı değil, ortak değerlerimizi öne çıkararak, birlikte yaşama iradesine sahip olmalıyız!
Osmanlı’dan sonra milli mücadele verilememiş olsaydı, Anadolu’da bir mezarlık daha olacaktı. Milli mücadele ve benzeri zaferlerimizden dolayı, biz millet olarak bin yıldan beri Anadolu’dayız.
Anadolu’da kalabilmek için toprağa tutunmak, kök salmak gerekir. Balkanlar’da, Arabistan’da, Afrika’da, Avrupa’da, tutunamadığımız, toprağın sahibi olamadığımız için, kök salamadık ve kalamadık.
Yüz yıl önce biz Arabistan’daydık. Balkan’lardaydık, ama şimdi oralarda yokuz! Bin yıl sonra Anadolu’da olabilecek miyiz? Bunun cevabı bu yazıda gizli!
Bir yerde kalıcı olabilmek için toprağa tutunmak şart. Bir ağaç veya bir bitki toprağa tutunup kök salamıyorsa, orada kalıcı olması mümkün değildir. Toplumlarda aynen bir ağaç, bir bitki gibidir.
Toprağa tutunmanın ilk şartı ekonomik üretkenliktir, üretkenliğin paylaşımıdır ve birlikte yaşamaktır. Bir toplumda üretim-paylaşım-birlikte yaşama fikri, düşüncesi, zihniyeti oluşmamışsa, o toplumun o topraklarda kalıcı olması mümkün değildir.
İspanya’da kurulan Endülüs Devleti’nin Arapları, eğer orada üretip-paylaşıp-birlikte yaşamayı başarabilselerdi, o zaman, o toprağın sahibi ya da ortağı olarak tutunmuş olacaklardı. Bunu başaramadıkları için bugün Granada bölgesinde sadece bir iki tarihi saray vardır. Toprağa tutunmuş olsalardı, en azından bu bir iki saray yerine binlerce Arap olurdu.
Benzer olayı Türkler için söylemek mümkündür. İşte Arabistan, işte Ürdün, işte Irak, işte Balkanlar, işte Avrupa! Yıllardır oralarda at koşturmuşsun ama bugün yoksun!
Demek ki toprağa tutunmadan kalıcı olunamıyor. Bu gerçeği iyi anlamak gerekir.
Bugün için toprağa tutunduğumuz, yani üretip paylaşıp birlikte yaşamaya devam ettiğimiz bir Anadolu’muz var.
Bu topraklar üzerinde fabrikalarımız, tarlalarımız, çiftliklerimiz, limanlarımız, hava alanlarımız, ticaret merkezlerimiz var. Bunlar bu toprağın sahipleri tarafından zaman içinde yapılmış, oluşturulmuş, emek ürünü, katma değer kazanımlı varlıklardır.
Siz toplum olarak ürettiğiniz, dünya ile rekabet ettiğiniz sürece bu değerler sizin olur. Siz üretmiyor, sadece tüketiyorsanız, kiracı durumuna düşmeniz kaçınılmazdır. Tüketen bir toplum, kiracı toplumdur. Kiracı bir toplum da eninde sonunda bulunduğu yerden atılacaktır.
Üretmeyen devlet, üretmeyen millet, kendi yurdunda kiracı olur.
Bugün ülkemin fotoğrafına bir bakıyorum da; Telekom’u, Bankaları, Limanları, Fabrikaları, Mega-marketleri hep el değiştirmiş durumda.
Birlikte yaşama azmi neredeyse yok olmak üzere. Ötekileştirme politikaları, keskin çizgilerle birbirimizi ayrıştırmış!
Velhasıl dostlar, bu topraklarda kiracı toplum olma yolunda hızla ilerliyoruz.
Hemen batıyor muyuz diye karamsarlığa düşmeyin!
Merhum Mehmet Akif ne güzel söylemiş:
“-Sahipsiz olan vatanın batması haktır,
Sen sahip olursan, bu vatan batmayacaktır!”
Kiracı bir toplum olmamak için, Anadolu topraklarından atılmamak için ne yapmalıyız?
Cevap gayet açıktır! Tüketen bir toplum değil, üreten bir toplum olmalıyız. Ürettiğimizi eşit olarak paylaşabilmeliyiz. Ayrılıklarımızı değil, ortak değerlerimizi öne çıkararak, birlikte yaşama iradesine sahip olmalıyız!