Geçen gün, hayatın çemberinden geçmiş bir dostla sohbet ederken, anlattığı bir anekdotu ne kadar beğendim bilemezsiniz; bu vesile ile bir kere daha inandım ki, Anadolu insanının irfanı, iz’ânı, feraseti, hayat tecrübesi gerçekten çok üstündür. Efendim, dostumun anlattığı ibretli, hikmetli bahis şöyle: “Bir ilim adamı, gecesini gündüzüne katarak, bir yıl boyunca yoğun araştırmalarda bulunmuş. Konusu şu: “Hangi hayvanlar yavrulayarak, hangileri yumurtlayarak çoğalır?”. Onca çalışma ve araştırmalarına rağmen işin içinden çıkamamış. Şöyle olanlar yavrulayarak çoğalırlar diye karar vereceğinde, istisnalarını görünce, vazgeçmiş. Şöyle olanlar yumurtlayarak çoğalırlar derken, istisnalarını öğrenince bu görüşünden de vazgeçmiş. Elhasılı sonuca varamamış. Aczinin, çaresizliğin verdiği sıkıntıdan dolayı da, neredeyse çıldırma derecesine gelmiş.
Yine bir gün, bu araştırması için gittiği bir köydeki incelemelerinden de olumlu sonuç alamayınca, güneşin batması üzerine, dinlenmek için köyün kahvesine gitmiş. Misafirin yorgun ve bıkkın durumunu gören hoşsohbet köylülerden biri, derdini anlamak için gelip masasına oturmuş. Hal hatırdan sonra, üzüntüsünün sebebini sormuş. Çaresiz kalan ve durumunu saklamanın bir faydası olmayacağını düşünen araştırmacı, sırf yârenlik olsun diye, içinde bulunduğu zor durumun, üzüntüsünün sebebini özetlemiş. Meseleyi dinleyen köylü, tatlı ve teselli veren bir tebessümle arkasına yaslanarak; “Bundan kolay ne var..” demiş; “Kulağı dışarıda olanlar yavrulayarak; içeride olanlar ise, yumurtlayarak çoğalır.” müjdesini verivermiş. Bu ifadenin ışığında hatırlayabildiği canlıları gözünün önünden geçiren araştırmacı, tespitin yerinde ve doğru olduğunu anlayınca, sevincinden yerinden fırlayıp, karşısındaki köylüye sarılmış. Dünyalar onun olmuş. Aylardır, büyük masraf ve emeklerle sürdürdüğü incelemelerinde, bu köylünün bildiği hakikate ulaşamadığına hayret etmiş. Köy kahvesindeki köylünün hayat tecrübesine, iz’ânına hayran olmuş.”.
Anadolu köylüsünün kendi işini kendinin gördüğü yaşamında gerçekten çok enteresan tespit ve tecrübeleri vardır. Doktorun, eczanenin bulunmadığı dağbaşında; kuş uçmaz–kervan geçmez bir vadide, karşılaştığı sağlık problemleri karşısında çoğu zaman, anadan-atadan görme geleneklerle, ilk sağlık müdahalesini yapmanın yol ve yordamını bilir. Sağlıkçı gelinceye veya sağlık ocağına ulaşılıncaya kadar madura, muzdaripe, geçici de olsa faydalı olur. O, hiç bir zaman doktorun, eczanenin yerini tutma iddiasında da değildir. Bu, yılların verdiği tecrübe ile ve yaşanan örneklerden dolayı, hiç olmazsa yapılan, bir ilk müdahaledir. Zaman zaman faydalı değil, üstelik zararlı olabildiği yerler vardır; Ama çaresizlik; hasta, hasta sahibi psikolojisi, yine de başvurulur, çıkmadık canda ümit vardır diye.
Yıllarca “Kocakarı ilâçları” diye istisnasız hor ve hakîr görülen doğal tedavi yolları, son yıllarda, sentetik ilâçlardan intikam alırcasına, bütün dünyada gündeme gelmeye, öne çıkmaya, revaç bulmaya başladı. Yıllar önce idi; Almanya’da, bildiğimiz sarımsağı ezerek, fabrikasyon imalâtla hap haline getirip kutularda satan sağlık bakanlığından izinli modern dükkânları ve hayli kalabalık müşterilerini görünce hayret etmiştim. Eczane vitrinlerinde, “Sarımsak Sevenler Ailesi”nin reklâmlarını ve dahil olmak isteyenler için davetiyelerini görünce de işin hangi boyutlara vardığını düşünmekten kendimi alamamıştım. Sadece orada mı? Hayır; aynı yaklaşımdaki dükkânları, başka yerlerde meselâ Halep çarşılarında da görmüştüm; o kadar gösterişli idi ki, fotoğrafını çekmekten kendimi alamamıştım. Konyamız’da, Aziziye Camii çevresindeki baharatçı dükkânlarına girip-çıkanların sayısı her geçen gün artıyor. Modern caddelerde, şifalı otlar satan lüks dükkânlar açılıyor ve rağbet görüyor. Tabiidir ki, modern tıp varken, bunlara başvurmak, insanı telâfisi mümkün olmayan zararlara sürükleyebilir. Önce doktor ve eczane; belki son çare olarak, sağlık bakanlığının denetimindeki şifalı bitkiler. Zaten bu tedavi yoluna, “Alternatif Tıp” deniliyor. O da, sağlık bakanlığının denetim ve izni dahilinde olmak şartıyla. Çünkü, böyle alternatif tıpla derdine çare bulduğunu söyleyenler varsa da, denetimsiz, müsaadesiz avamî tedavi yollarına başvurup da, büyük kayıplara uğrayanları bilenlerimiz de çoktur.
Öğrenciliğimizde bir hocamız, “Tasavvuf ” konusunda şöyle derdi: “Bu yol, gerçektir ve hak yoldur. Ama zengin kervanların geçtiği bu yolun, eşkıyası, vurguncusu da çok olur; daima dikkat etmek ve uyanık bulunmak lâzım. Sahtekârlarına aldanmamalı, kanmamalı.” ..Bunun gibi, hayatî önem taşıyan bu alternatif tıp konusunda da son derece dikkatli olmak lâzımdır.. Büyük paraların dönebildiği bu yolda, eşkıya, yalancı, sahtekâr, dolandırıcı, istismarcı kişiler de bulunabilir. Daima uyanık olmak lâzımdır. Halkımızın feraseti, hayat tecrübesi, sezgisi, mantığı, muhasebesi problemleri çözmede yardımcı olacaktır.