İslâmiyet’in 5 şartının namaz, oruç, hac, zekât ve kelime-i şahadet getirmek, yâni “Allah’tan başka ilâh yoktur ve Muhammed O’nun kulu ve resûlü olduğuna şahadet ederim” demek olduğunu sanırım bilmeyenimiz yoktur. Müslümanlar namazı Allahü teâlânın emri olduğu için kılar, orucu da O’nun emri olduğu için tutar, hâli vakti yerinde ise hacca gider, zekât verir ve “Eşhedü en lâ ilâhe illâllah ve eşhedü enne Muhammeden resûlullah” sözünü söyler. Müslüman olan insan bu şartları ve diğer İslâmî kuralları yerine getirmek, Allah’ın emir ve yasaklarına uymak zorundadır. Uymadığı takdirde günah işlemiş olur. Yüce Yaradan’ın emirlerinde sayısız hikmet ve faydalar, yasakladığı şeylerde zararlar bulunduğu bilinmelidir. Birçok faydaları tıp uzmanları tarafından da tesbit edilmiş bulunuyor. Allah emrettiğine göre, biz Müslümanlara düşen dinimizin gereklerini bir hikmet ve bir yarar aramadan yerine getirmektir. Mahşer gününde ilk önce namaz olmak üzere, yerine getirmekle mükellef olduğumuz dinî vazifelerimizle ilgili hesaba çekileceğimizin idrâkinde olmalıyız.
Sevgili Peygamberimiz (sav), “Oruç bir kalkandır; sakın, oruçlu iken, cahillik edip de kem söz söylemeyin. Birisi size sataşacak veya dalaşacak olursa, ‘Ben oruçluyum, ben oruçluyum’ deyin” buyuruyor. (Buhârî, “Savm” 9, Müslim “Sıyâm” 30). Oruç, sadece iştah ve şehveti dizginlemek değildir, aynı zamanda ağzını ve dilini kötü ve çirkin söz söylemekten korumaktır. Nitekim Resûl-i Ekrem “Oruç tutan öyle insanlar vardır ki, kârları sadece açlık ve susuzluk çekmektir” diyerek bu hususu işaret etmiş oluyor. (İbn Mace, “Sıyâm” 21). Oruç, hicretten bir buçuk sene sonra Şâban ayının onuncu günü farz kılınmıştır. Orucun farz kılındığını bildiren âyetler de şunlardır:
“Ey iman edenler! Sizden öncekilere olduğu gibi, size de oruç tutma mükellefiyeti getirilmiştir; bu sayede kendinizi koruyacaksınız. Oruç sayılı günlerdedir. İçinizden hasta veya yolculukta olanlar başka günlerde tutabilir; hasta veya yolcu olmadığı hâlde oruç tutmakta zorlananlar ise bir fakiri doyuracak kadar fidye vermelidir. Daha fazlasını veren, kendine daha fazla iyilik etmiş olur; fakat yine de, eğer bilirseniz, oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” (el-Bakara 2/183-184)
Riyânın en az karışacağı bir ibadet olduğu için, orucun sevabı en fazla olan ibadetlerden sayıldığı bildirilmiştir. Allahü teâlâ “Oruç benim içindir; onun karşılığını ben vereceğim” buyurmuştur. (Buhârî “Savm” 2, 9 Müslim “Sıyam” 30) Bunun için orucun sevabının yüksek olduğunu anlıyoruz. Cennetin, oruç tutanların girmesi için ayrılmış olan “Reyyân” adlı kapısının bunun karşılığı olduğu kaydediliyor. (Buhârî “Savm” 4) “Sabredenlere ecirleri hesapsız olarak tastamam verilir” âyeti (ez-Zümer 39/10) ve “Oruç sabrın yarısıdır” (Tirmizi “Da’avât” 86) hadisi, orucun sabır boyutunu, fazilet ve sevabının yüksek olduğunu anlatıyor.
Peygamber efendimiz “Her bir iyilik için on mislinden yedi yüz misline kadar karşılık olabilir; fakat oruç başkadır. Çünkü oruç benim içindir ve onun ecrini ben vereceğim” (Müslim “Sıyam” 164; Nesaî “Sıyam 42), “Kim iman ederek ve sevabını Allah’tan ümit ederek ramazan orucunu tutarsa önceki günahları affedilir” (Buhârî “Savm” 6), “Oruçlu için birisi iftar ettiği vakit, diğeri Rabbi ile karşılaştığı vakit olmak üzere iki sevinç vardır” (Buhârî “Savm” 9) diye müjdeler veriyor.
Oruç ile ilgili sevindirici daha birçok müjdeler vardır. Durum böyle iken hiçbir mazereti olmadığı hâlde oruç tutmayanlara, üstelik böylesine önemli noksanlarını oruçlu insanlara göstermekten fütur etmeyenlere (aldırmamak) ne demeli? Günümüzde böylelerin sayıları artıyor gibime geliyor. Çünkü; kapalı alanlarda sigara içmek yasaklandığı için oruç tutmayan gençler mesken edindikleri Cafelerde, eli boş daha yaşlılar da devam ettikleri çay ocağı ve kahvelerde içemedikleri sigaralarını şu mübarek ramazan günlerinde kapı önlerinde tüttürmekten çekinmiyorlar. Yâni, oruç tutmayıp, Allah’ın emrini yerine getirmemekte sakınca görmeyenler, beşerin (insan) koyduğu yasağa uymada titiz davranma gafletine düşüyorlar. Adım başı cafelerin olduğu alanlarda başınızı çevirip bakınız; kızlı-erkekli onca oruçsuz gençler göreceksiniz. Yaşını başını almış, çenesi ve vücudu sapasağlam olanlar tiryakilik mazeretine sığınarak (!) farz kılınan orucu tutmayıp, Allah’ın emrine muhalefet etmelerinin hesabını mahşerde nasıl vereceklerini hiç düşünmüyorlar mı?
Konya; muhafazakâr insanların yaşadığı bir şehir. Elhamdülillah oruç tutanların, Ramazanı ruhuna uygun olarak yaşamaya çalışanların sayısı tutmayanlarla kıyaslanmayacak kadar fazla. Buna rağmen bir kısım gençlerin ve yaşlıların ilâhî emre uymadıklarını görmek insanı üzüyor. Eskiden “İbadet de gizli, kabahat de” gibi avâma ait bir deyim vardı. Şimdi, câhilce sarfedilen bu söz bile geçerliliğini kaybetmiş görünüyor. Yahya Kemâl Beyatlı, Ramazan coşkusunu tarif ederken “Top gürleyip oruç bozulan lahzadan beri/Bir nurlu neş’e kapladı kerpiçten evleri” diyor. Ne diyelim! Yüce Mevlâ, cümlemizi gafletten uyandırıp, şuur versin, oruçlarımızı kabul etsin, içinde bin aydan daha hayırlı olan “Kadir gecesi” bulunan Ramazanın bereketinden hisseyâb eylesin.