“Allah Allah” diye hücum eden bir orduyu düşünmek ne güzel bir duygu! Malazgirt’te, Kosova’da, Çanakkale’de, Dumlupınar’da hülasa zafer kazandığımız bütün cephelerde “Allah Allah” nidalarının göklere yükseldiği, efsane değil birer tarihi gerçek! Düşmanın üzerine “Allah Allah” sesleri ile saldırı emrini alan Mehmetçiğin, bu manevi atmosfer ile başarıya ulaşmaması mümkün mü? Tarih sayfalarını karıştırdığımız zaman, kazandığımız zaferlerin ekseriyetinde, manevi güç üstünlüğünün varlığını hep görürüz.
Malazgirt’te kendinden kat kat üstün bir orduya sahip Romen Diyojen’i dize getiren manevi güç neydi? Çanakkale’de dünyanın en güçlü deniz ve kara savunmasını dize getiren manevi gücün varlığını kim inkâr edebilir? Milli Mücadele’de bütün cephelerde, her türlü yoksulluğa rağmen, Anadolu topraklarından düşmanı süren bu manevi güç değil mi? Elbette ki “Allah Allah” sesleri ile gözünü hiçbir engelden esirgemeyerek “şehitlik” mertebesine ulaşma hissi. Dolayısıyla ölümsüzlük inancının varlığı!
Ozan’ın dediği gibi; “Hücum diye bir ses duydum ilk önce/ Sonra Allah Allah dedi Mehmedim!” Ve Ozan’ın devam eden sözleri:
“Gayrı anlatılmaz bu savaş bence,
Dağ taş konuşmuştu kendi dilince,
Hücum diye bir ses duydum ilk önce,
Sonra Allah Allah dedi Mehmed’im!
Ne ana ne sıla ne yar hayali,
Bir gör Mehmed’deki kükremiş hali,
Kırpmadı gözünü yağmur misali,
Mermi yedi havan yedi Mehmed’im!
Bu öyle bir iman öyle ihlâs ki,
Secde eder cümle canlı ve bitki,
Bir Temmuz akşamı Allah şahit ki,
Şaha kalkmış vatan idi Mehmed’im!
Bu akşam yıldızlar sararmış gibi,
Tepeler titreşir hava kış gibi,
Bir dağın sırtında dağ varmış gibi,
Omuzlamış bir Mehmed’i Mehmed’im!”
Bu Millet her dönemde askerliği bir “peygamber ocağı” olarak görmüş, askere uğurladığı Mehmed’inin başına kınalar yakmıştır. Hâlâ Mehmed’ini askere davul zurna ile uğurluyorsa, bu kesinlikle dini inancındandır.
Bu inancının yaşaması ve yaşatılması son derece önemlidir. Milletin bu inançtan ve duygudan mahrum kalması, Allah korusun felaket ile sonuçlanır. Birilerinin bilmediğini, bu Millet biliyor, yüzüne vurmuyor. Millet seziyor, kırmıyor, bu kol bendendir diyor, ihtiyacım var, bana vursa da ona mecburum, bir gün o da bana mecbur olduğunu idrak edecek diyor. Onun için kırmıyor, burnuna acı tütün uğruyor, yutkunuyor. Tıpkı PKK ile 30 yıla yakın zamandır sürdürülen mücadele de olduğu gibi, gözyaşını içine akıtıyor. Onun için şehit tabutuna sarılıp, gözyaşı dökerken, Kürt komşusuna kızını veriyor, tanıdığı Kürt’ten gelin alıyor. Bunun şifresi elbette ki başörtüsüdür, Kıble’dir, Cami’dir, Ezan’dır.
Kim ne derse desin, “Din” böyle bir şeydir. Stalin Müslüman’ı Ezan’dan ayırmak için kullanmadık metot, denemedik zulüm bırakmadı. Ama başaramadı.
Bu Millet’in Mehmed’inin dilinden “Allah” kelimesini uzak tutmak, fiili dualardan mahrum etmek, kesinlikle bid’atları çoğaltacak ve meydan; helalleri haram, haramları helal gösterenlere kalacaktır.
Madem ki söze “Allah Allah “ diye başladık, öyle ise Mehmed’i, Ahmed’i, Hasan’ı ile hep birlikte; bütün kalbimiz ile gerçekten “Allah Allah” diyerek yola devam edelim! Sükûn ve kurtuluşun reçetesi budur!
-------------
Okuyucuya Not: Kısa adı DERKAD olan Derbent Eğitim ve Kalkınma Derneği’nin, 31.01.2010 Pazar günü saat 13.00’te, Derbent Temsilciliği’nin açılışı yapılacaktır. Aynı gün saat 13.30’da, Derbent Kültür Merkezi’nde yapılacak olan “Derbentli Olmak” konulu konferansa, tüm okuyucularım davetlidir. F.A.
Malazgirt’te kendinden kat kat üstün bir orduya sahip Romen Diyojen’i dize getiren manevi güç neydi? Çanakkale’de dünyanın en güçlü deniz ve kara savunmasını dize getiren manevi gücün varlığını kim inkâr edebilir? Milli Mücadele’de bütün cephelerde, her türlü yoksulluğa rağmen, Anadolu topraklarından düşmanı süren bu manevi güç değil mi? Elbette ki “Allah Allah” sesleri ile gözünü hiçbir engelden esirgemeyerek “şehitlik” mertebesine ulaşma hissi. Dolayısıyla ölümsüzlük inancının varlığı!
Ozan’ın dediği gibi; “Hücum diye bir ses duydum ilk önce/ Sonra Allah Allah dedi Mehmedim!” Ve Ozan’ın devam eden sözleri:
“Gayrı anlatılmaz bu savaş bence,
Dağ taş konuşmuştu kendi dilince,
Hücum diye bir ses duydum ilk önce,
Sonra Allah Allah dedi Mehmed’im!
Ne ana ne sıla ne yar hayali,
Bir gör Mehmed’deki kükremiş hali,
Kırpmadı gözünü yağmur misali,
Mermi yedi havan yedi Mehmed’im!
Bu öyle bir iman öyle ihlâs ki,
Secde eder cümle canlı ve bitki,
Bir Temmuz akşamı Allah şahit ki,
Şaha kalkmış vatan idi Mehmed’im!
Bu akşam yıldızlar sararmış gibi,
Tepeler titreşir hava kış gibi,
Bir dağın sırtında dağ varmış gibi,
Omuzlamış bir Mehmed’i Mehmed’im!”
Bu Millet her dönemde askerliği bir “peygamber ocağı” olarak görmüş, askere uğurladığı Mehmed’inin başına kınalar yakmıştır. Hâlâ Mehmed’ini askere davul zurna ile uğurluyorsa, bu kesinlikle dini inancındandır.
Bu inancının yaşaması ve yaşatılması son derece önemlidir. Milletin bu inançtan ve duygudan mahrum kalması, Allah korusun felaket ile sonuçlanır. Birilerinin bilmediğini, bu Millet biliyor, yüzüne vurmuyor. Millet seziyor, kırmıyor, bu kol bendendir diyor, ihtiyacım var, bana vursa da ona mecburum, bir gün o da bana mecbur olduğunu idrak edecek diyor. Onun için kırmıyor, burnuna acı tütün uğruyor, yutkunuyor. Tıpkı PKK ile 30 yıla yakın zamandır sürdürülen mücadele de olduğu gibi, gözyaşını içine akıtıyor. Onun için şehit tabutuna sarılıp, gözyaşı dökerken, Kürt komşusuna kızını veriyor, tanıdığı Kürt’ten gelin alıyor. Bunun şifresi elbette ki başörtüsüdür, Kıble’dir, Cami’dir, Ezan’dır.
Kim ne derse desin, “Din” böyle bir şeydir. Stalin Müslüman’ı Ezan’dan ayırmak için kullanmadık metot, denemedik zulüm bırakmadı. Ama başaramadı.
Bu Millet’in Mehmed’inin dilinden “Allah” kelimesini uzak tutmak, fiili dualardan mahrum etmek, kesinlikle bid’atları çoğaltacak ve meydan; helalleri haram, haramları helal gösterenlere kalacaktır.
Madem ki söze “Allah Allah “ diye başladık, öyle ise Mehmed’i, Ahmed’i, Hasan’ı ile hep birlikte; bütün kalbimiz ile gerçekten “Allah Allah” diyerek yola devam edelim! Sükûn ve kurtuluşun reçetesi budur!
-------------
Okuyucuya Not: Kısa adı DERKAD olan Derbent Eğitim ve Kalkınma Derneği’nin, 31.01.2010 Pazar günü saat 13.00’te, Derbent Temsilciliği’nin açılışı yapılacaktır. Aynı gün saat 13.30’da, Derbent Kültür Merkezi’nde yapılacak olan “Derbentli Olmak” konulu konferansa, tüm okuyucularım davetlidir. F.A.