Hayatta güçlü olmayı öğrendiklerini söylüyorlar. Güç nedir diye düşündüm. Kendisine söz geçiremeyen bir insan güçlü olabilir mi? Hepsinin özgüveni yüksekti. Paraları, malları, servetleri vardı. Makam ve mevkii sahibi idiler.
**
İstediklerini elde etmesini biliyorlardı. Para ve mevkii ile güçlerini sürdürüyorlardı. Her şeyi elde etmelerine rağmen kendilerine söz geçiremiyorlardı. İradelerine hâkim olamıyor, isteklerini dizginleyemiyorlardı.
**
Özgüvenleri hep dışarıdan elde ettikleri şeylere bağlıydı. Şanı şöhreti ve maddeyi özgüven olarak telakki ediyorlardı. Bunlar yokluğa düştüğünde ya da servetleri azaldığında kuyruğu kıstırılmış kediye dönüştüler. Ve anladım ki gerçek güç ve yiğitlik dışarıdan elde ettiğin şeylerde değil, iradesine sahip olabilendedir.
**
Özgüven tam anlamıyla irade hâkimiyeti ile şekillenir. Kişi ne kadar çok iradesine sahip çıkabiliyorsa o kadar güçlüdür. Alışkanlıkların hepsi damarlarımıza işlemiştir. Eğer isteklerle sarılı yaşamımızdan alışkanlıkların hepsini bir anda çekersek damarlarımızdaki akan kanın bizi nasıl yorduğunu ve yoksunluğun bizde açığa çıkardığı enerjiyi öylesine hissederiz ki gerçek kendimizi işte burada tanırız.
**
Bu güç ve enerji özümüze olan güveni ortaya çıkarır ve katlar. Bu kez kaynak dışarıdan değil özümüzdendir. Alışkanlıklardan ve insanın kendini tanımasından ve kontrol etmesinden bahsediyoruz. Psikolojik rahatsızlıkların hemen hepsi kendini kontrol edememekten kaynaklanır. Bu bazen sebep bazen sonuçtur.
**
Kontrol edememek; isteklerinden vazgeçememek, insanın kendisine verdiği sözleri tutamaması, farkında olsun ya da olmasın kendine olan güvenini kaybettirir. Nasıl ki başka birisine söz verdiğimizde o sözü tutmazsak karşımızdakinin bize olan güveni azalıyorsa, kendimize verdiğimiz sözleri yerine getirmediğimizde de kendimize olan güvenimiz azalır.