Alâeddin Tepesinde arkeolojik kazı!

.

İş Bankası, Zafer Meydanı, İnce Minare Dârülhadisi ve Karatay Medresesi ile çevrili geniş bir alanda yükselen “Alâeddin Tepesi”, âdeta şehrimizin alâmet-i fârikası gibidir. Halkımızın dilinden düşürmeyen, gezmeye gelen yabancıların da zihinlerinde yer eden bu tepenin tarihi “Neolitik Çağ” a, yâni “Taş Devri” ne kadar uzanıyor. Üzerine çıkıldığında şehrin dört yanının temâşa edilebildiği (seyretmek, bakmak) tepede Türk Tarih Kurumu tarafından 1941 yılında 20 metreye yakın çukurlar açtırılarak yapılan araştırmalarda Eti, Frikya, eski Yunan, Roma, Bizans ve Selçuklu devirlerine ait taş, bakır, tunç, cam ve topraktan yapılmış buluntular meydana çıkarıldı. Bulunan eşyalar teşhir için o zamanki adıyla Âsar-ı Âtika müzesine (Mevlânâ Müzesi) verilmiş bulunuyor. Geçmişte yüksekliği 40 metreyi bulan ve üzeri çırılçıplak olan tepe, 1924 yılında belediye tarafından külâhından bir parça kesilmek suretiyle kısmen düzeltilerek ağaçlandırıldı.

Evliya Çelebi, günümüzde küçük bir ormanlık hâline gelen ve sıcak yaz aylarında halkın serinlediği mesire yeri olan “Alâaddin Tepesi” nin çevresindeki surların miladî 1173’te Selçuklu Sultanı II. İzzeddin Kılıçarslan tarafından yaptırıldığını çini kitabesinden tesbit ettiğini bildiriyor. Kâtip Çelebi de “Cihannümâ” sında; Selçuklular döneminde “İç kale” konumunda olan tepe ile ilgili olarak “Bu surları Sultan Kılıçarslan-ı Selçukî taştan yaptırdı. Dar-ı mülki (köşk, saray) ve tahtı burada idi. Badehû sur-i harabe oldukta Sultan Alâeddin Keykubad-ı Selçukî ve ümerasınca tamir ettirilmiştir” diyor. Yüksekliği otuz arşın olan, etrafında yirmi arşın genişliğinde hendekler ve on iki kapı ile kuleler bulunan suru Sultan Alâeddin tamir ettirdiği için tepenin sultanın adıyla anılarak günümüze kadar geldiği anlaşılıyor.

Fransız seyyah Charles Texier, Konya ilgili notlarında iç kalenin taş ocağı gibi kullanıldığını, resmî binalar ve konakların surlardan sökülen taşlarla yapıldığını bahsederken, İbrahim Hakkı Konyalı da “Konya Tarihi” nde “Ben Selçuklu Sarayı’nın civarında doğup, büyüdüm. Çocukluğumda iç kalenin muntazam kesme taşla yapılmış duvarlarını ve İnce Minare’ye doğru devam eden önündeki hendeği gözlerimle gördüm. Sonra surların yıktırıldığına da şâhit oldum. Tepenin batısında Akcami’nin tam karşısında kale duvarları yıkılırken tepenin eteğinde toprakların altından muhteşem bir hamam çıkmıştı. Üstündeki kitabeden bunun Roma devrine ait olduğu anlaşıldı” diye ekliyor. Kanuni devrine ait olan ve İstanbul Başvekâlet arşivinde bulunan Konya mahallelerini tesbit eden bir il yazıcı defterinde Alâaddin Tepesi’nin etrafındaki surların içinde kalan mahalleye “İç kale mahallesi” denildiğini ve o tarihte bu mahallede vergi mükellefi 87 kişinin bulunduğunu öğreniyoruz. Konyalı’nın işaret ettiği iç kale duvarlarının enkazından bir kısmını İnce Minare’nin karşısında bugün de görmekteyiz.

Alaaddin Tepesi’nin kuzey eteğinde II. İzzeddin Kılıçarslan’ın yaptırdığı “Selçuklu Sarayı” nın bir bölüm kalıntısı günümüze kadar gelmiş bulunuyor. Tepenin üzerinde eskiden kilise olan “Eflatun Mescidi” yer alıyordu. Yakut-i Hamevî, 7. hicret asrında tercüme ettiği “Mucem-ül-büldan” isimli eserinde tepede bir cami ve bir kilise olduğunu bildiriyor. Kâtip Çelebi de Yunan filozofu Eflatun’un mezarının adı verilen kilisenin yanında bulunduğunu ifade ediyor. Yıllarca cami olarak kullanılan ve üzerine miladî 1872’de Sultan Abdülaziz zamanında bir çalar saat konulan Eflatun Mescidi’nin 1921 yılında belediye tarafından yıktırıldığı belirtiliyor. Alâaddin Tepesi’nin güney eteğinde eskiden Rum Okulu olan Halkevi binası ve yanında da 1910’da tiyatro salonu olarak yaptırılan Belediye Sineması bulunur, Rum talebeler tiyatro salonunda temsiller verirlerdi. 1920’li yılların ilk yarısında mübadele ile Rum azınlık Konya’dan ayrılınca bu salon sinema hâline getirildi ve 1957 yılında bir gece yandı.

Önceki yazımızda geniş bilgi verdiğimiz Alâaddin Camii’nin kıblesine düşen ve 1950’li yıllarda havuzlu çay bahçesi hâline getirilen alan 1920’li yıllarda “Bayram yeri” idi ve burada daha sonra Gençlerbirliği’ni teşkil eden gençler top oynarlardı. Gençlerbirliği’nin eski futbolcularından Meram Nahiye Müdürü Kâzım Özbay, 1921 yılında okul arkadaşı eski Belediye Başkan yardımcısı Mustafa Koşan ile birlikte top oynayanları gördüklerini söylemişti. Çay bahçesinin doğu kısmının altı eskiden su deposu idi. 1901 yılında Vali Ferit Paşa zamanında Çayırbağı, Mukbil ve Dutlu’dan gelen sular burada depolanıp, şehir şebekesine taksim olurdu. Orduevi bahçesinin yerinde de mazotla çalışan Konya’nın ilk elektrik santralı vardı ve ana caddelere ceryan verirdi. Tepenin doğusundaki “Şehitler Anıtı” 1938’de Kolordu Komutanı Cemil Cahit Toydemir tarafından yaptırıldı. Ayrıca, Orduevi de tepenin güneydoğusunda yer alır. Tepenin üzerindeki “Alâaddin Keykubat Salonu” da 1960 öncesi inşa edildi. Bir zamanlar çevresine dükkânlar inşa edilmesi planlanan tepenin tarihi işte böyle. 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri