Alâaddin Tepesi, Bayram yeri idi!

.
Milâddan 50 yıl önce Amasya’da doğan Strabon’un, 1894 yılında Paris’ta basılan Fransızca “Geographie de Strabon” un cilt 2 sayfa 533’te verdiği kısa bilgiye göre geçmişi MÖ. 2000 yılına dayanan Konya’nın merkezinin “Alâaddin Tepesi” olduğu anlaşılıyor. Horasan Selçuk Hükümdarı Alparslan’ın, 1071 yılında Malazgirt’te Bizans İmparatoru Romen Diyegones’i yenerek adım attığı Küçük Asya’da, Kutulmuş oğlu Süleyman Şah da batı Anadolu’ya doğru genişleyerek, 1076’da eskiden “Diyar-ı Rum” olan Konya ve Takkeli Dağ’ın üzerindeki Kevele Kalesi’ni fethedip, İstiklâl fermanını burada okutmuş, böylece Konya Selçukîlerin ilk başkenti olmuştu. “Tevarih-i âl-i Selçuk” adlı eserin 3. cilt sayfa 2’de “Zikr-i Padişah-i Sultan Süleyman Şah der Rum” başlığı ile Süleyman Şah’ın ilk defa Konya’da tahta geçtiği bildiriliyor.
Bizans devrinde Konya’nın idare edildiği Alâaddin Tepesi’nde fetih sırasındaki nüfus 40 asker ailesinden oluştuğu, etrafı bir surla çevrili olan tepenin bir askeri garnizona benzediği, surların dışında eskiden kalma fakir ve çiftcilik yapan bir kısım halkın barındığı ifade ediliyor. 1222-1223’te Selçuklu Sultanı Alâaddin Keykubat’ın yaptırdığı dış kaleden sonra bir iç kale niteliği kazanan tepenin çevresindeki iç kale surunun tek kapısının, yakın zamana kadar Hüma Oteli olan, bugün ise bir dersanenin faaliyet gösterdiği binanın yerindeki “Akıncılar Kapısı” olduğu belirtilerek, hükümdar ve askerlerin bu kapıdan girip çıktığı, ayrıca yerleri bilinmeyen 2 kapının varlığından bahsediliyor. Kaynaklar, Konya’nın fethi ile Alâaddin Tepesi’nde oturan halkın tepenin güneyine yerleştirildiği, Selçukluların da tepenin kuzeyinde oturmayı tercih ettiğini, tepenin üzerinde bulunan bir kilisenin Selçuklular tarafından mescit hâline getirildiğini, “Eflâtun” adıyla bilinen mescidin 1921’de Belediye Başkanı Muhlis Koner döneminde dinamitle yıkıldığını kaydediyor.
Konya Tarihi’nde Eflâtun Mescidi için “Bu mescid; Alâaddin Tepesi’nin en yüksek ve en hakim yerinde idi. Mabed, sülün endamlı ve duvaklı bir gelin gibi Konya’nın teşrifatçılığını yapardı” diye yazan İbrahim Hakkı Konyalı, Vali Ferit Paşa’nın yaptırdığı su deposunun tepesine son zamanlarda sesini bir saat uzaklara duyuran bir çalar saat konulduğunu, İstiklâl ve Kurtuluş Savaşı esnasında takdirsizliğin kurbanı olarak yıktırıldığını işaret ederek, “Bina eskiden bize kadar sağlam olarak ve asil hüviyetinden hiçbir şey kaybetmeden gelebilen bir Bizans eseri, yüksek mimarî ve tarihî kıymeti olan bir kilise idi. Konya Türkleştikten sonra Selçukîler burasını mescid hâline sokmuşlardı. Bina Konya’nın ilk Müslüman mâbedlerinden olma bahtiyarlığına ermiştir. Çok eski tarihlerden beri bu yapı ‘Kabr-i Eflâtun, Resatgâhı Eflâtun’ şeklinde bir şöhrete sahipti” diyor.
Selçuklu döneminden kalma şehrimizin en eski camisi Alâaddin Camii’nin güneyindeki çay bahçesinin 90 yıl önce “Bayram yeri” olduğunu biliyor musunuz? PTT’nin yanındaki Hacı Hasan Camii’nin kıblesinde fotoğrafcılık yapan ve çok değerli bir tarihî fotoğraf arşivine sahip bulunan Cahit Sağlık, burada bayram yapılırken çekilmiş fotoğraflar mevcut. Meram’ın son bucak müdürü ve Gençlerbirliği’nin eski futbolcusu 1910 doğumlu Kâzım Özbay’dan 20 yıl önce konuyla ilgili olarak şunları dinlemiştim:
Orta mektep (Karma ortaokul) 1933’e kadar lise idi. 1922 yılında Lise orta kısım 1. sınıfta talebe iken Bayram yeri’nde bazı gençlerin futbol oynadıklarını duyunca sınıf arkadaşım Belediye eski başkan yardımcısı Mustafa Koşan ile birlikte Alâaddin Tepesi’ne gidince Sarı Kırmızı formalar giymiş olan gençlerin bayram yapılan yerde top oynadığını gördük. Sanatkârlar Gücü adında takım kurmuşlar. Daha sonra bu gençler kurulan Konya’nın ilk kulübü Gençlerbirliği’ni temsil ettiler.
Çocukluk yıllarında Eflâtun Mescidi’nin gaz deposu olarak kullanıldığını bildiren İbrahim Hakkı Konyalı, Ayos Amfilihiyos adına yaptırılan bu mabedin Eflâtun’u Hâkîm ile bir alâkasının bulunmadığını, zaman içinde adının Eflâtun hâline getirildiğini ekliyerek, şöyle devam ediyor:
Bir müze memuru bir gazeteye yazdığı makalede Eflâtun’un mezarının Konya’da keşfedildiğini öne sürüyor. Kâtip Çelebi de ‘Cihannüma’ da Eflâtun’un Konya’da doğduğunu söylemez, fakat kabrinin Konya’da bulunduğunu söyleyerek, ‘Eflatun-u İlâhî Konya’nın kalesindedir’ dediği için Fatih’in il yazıcı heyeti de miladî 1484 tarihli Konya tahrir defterinde Eflâtun mescidi ‘Vakf-ı mescid-i Eflâtun der İçkale Bermucibi defter-i atik’ şeklinde kayıt düşüyor. Biz Tarih Hazinesi mecmuası’nda yanlışı tashih etmiştik.
Kolordu komutanı Fahrettin Paşa’nın Orduevi inşa ettirdiği, 1957’de bugünkü Alâaddin Keykubat Salonu yapılan, eskiden Rum Okulu olan ve mübadeleden sonra Halkevi olarak faaliyet gösteren 2 katlı binanın bulunduğu, Rum Okulu’nun tatbikat tiyatrosu olan ve 1957’de bir gece yanan Belediye Halk Sineması’nın yer aldığı Alâaddin Tepesi’nin İnce Minare’ye bakan yamacında 1941’de Prof. Dr. Remzi Oğuz Arık’ın yaptığı arkeolojik kazıda bronz çağı ve diğer dönemlere ait buluntular çıktığını Afif Evren’in Babalık gazetesi’ndeki bir yazısından öğreniyoruz. Fatih Sultan Mehmed, 1467’de Konya’yı alınca Karamanoğlu İbrahim Bey’in yıktırdığı içkaleyi yeniden yaptırmıştı. Bu surlarının kalıntıları bugün bile İnce Minare’nin karşısında tepenin eteklerinde görülüyor. Öte yandan, 1890’da İsveçli fotoğrafçı Guillaume Bergren’in çektiği panoromik fotoğraflarda Alâaddin Tepesi’nin üzerindeki yapılar daha net biçimde seçilebiliyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri