Yeni neslin yetişmesinde anne ve babaya büyük görevler düştüğünü bildiren Tarihçi Yavuz Bahadıroğlu, “Akif’i görün, tanıyın, okuyun ve Akif yürekli insanlar yetiştirin ki, ilelebet bu vatan tek yürek, tek millet olarak varlığını sürdürebilsin” dedi
İstiklal Şairi Mehmet Akif Ersoy’u anma etkinlikleri düzenlenen çeşitli programlarla devam ediyor. İrşad Dayanışma Vakfı da önceki akşam Alaeddin Konferans Salonu’nda düzenlediği programla Milli Şair Mehmet Akif Ersoy’u andı. Katılımın ve ilginin yoğun olduğu programa Saadet Partisi İl Başkanı Mehmet Şen de katıldı. Grup Gönül tarafından yapılan ilahi konseri ile başlayan programda Tarihçi – Yazar Yavuz Bahadıroğlu tüm yönleriyle Mehmet Akif Ersoy’u anlattı. Programın sonunda ise eski parlamenterlerden Ahmet Akçael’in, Mehmet Akif Ersoy’un bazı şiirlerinden esinlenerek yazmış olduğu tiyatral gösteri gençler tarafından sahnelendi. Programın sonunda Yavuz Bahadıroğlu kitaplarını imzaladı. Kur’an tilaveti ile başlayan programın açılış konuşmasını yapan İrşad Dayanışma Vakfı Başkanı Ali Galip Doğan, İslam’ın günümüzde bir boşluk içerisinde olduğunu aktardı. Bu boşluğu doldurmak için kanat çırpmak gerektiğini anlatan Doğan, “Amirimizle, memurumuzla, köylümüzle, şehirlimizle İslam’ı anlatabilmek ve günümüzde oluşan boşluğu yok edebilmek için gayret göstermeliyiz. Neslin imanı yanıyor. Sadece namaz kılmakla yani camiden eve, evden camiye giderek bu yangını söndüremeyiz. Kurtuluş İslamsız olmaz. İslam var ama şuur, gayret olmadan kurtuluş da olmaz. Bunun için İslam’ı anlatabilmek için gezeceğiz ve iyiliği emredip kötülükten men edeceğiz. Biz vakıf olarak hep illa gençlik, illa gençlik dedik. Bunun bilincinde olarak programlar düzenlemeye çalıştık ve bundan sonra da düzenlemeye devam edeceğiz” dedi. Doğan’ın konuşmasından sonra iki küçük çocuğun okuduğu İstiklal Marşı salondan büyük alkış aldı.Açılış konuşmasından sonra kürsüye gelen Araştırmacı Yazar Yavuz Bahadıroğlu’nun konuşması sık sık alkışlarla kesildi. Bahadıroğlu, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu durumdan bahsederek, “Türkiye ne zaman dik durmaya çalışsa çelme yiyor” dedi. Türkiye’nin kendini, Osmanlı’yı aradığını kaydeden Bahadıroğlu, “Türkiye Medine’yi, Mekke’yi, Mehmet Akif’in beldesini arıyor. Akif Misaki Milliye sınırlarını hiçbir zaman kabul etmemişti. Mehmet Akif Ersoy’u neden anıyoruz, O’na neden muhtaç olduğumuzu sorgulayalım. Akif bizler için bir idol olmuştur” diye konuştu.
YA MEHMET AKİF’İ YA DA ZEKERİYA BEYAZ’I YETİŞTİRECEKSİNİZ
Konuşmasında anne babalara seslenen Bahadıroğlu, “Bir evladın adam gibi adam olarak, Mehmet Akif gibi yetişmesi için anne babaya yani aileye büyük görev düşüyor. Anne babalar önünüzde iki seçenek var. Ya Zekeriya Beyaz gibi bir oğul, Hülya Avşar gibi kız yetiştireceksiniz ya da Mehmet Akif gibi evlatlar yetiştireceksiniz. Burada annelere daha büyük görev düşüyor. Çünkü babalar para kazanmak derdi ile bu sorumluluktan bir nevi kaçıyor. Ama babalar, dedeler bilmiyorlar ki kazandıkları paraların mislini verseler kaybettikleri evlatlarını geri alamazlar. Önemli olan safınızı belirlemek. Akif’in safında olmak Peygamberin safında olmaya benzer. Akif gibi bir evlat yetiştirdiğinizde onun gibi kalbinde vatan sevgisi olacak. Akif’in vatan sevgisini Bülbül şiirinde görebiliyoruz. Bizim Anadolu annelerimiz şehit evlatlarını toprağa verdikten sonra ‘vatan sağolsun’ diyebiliyor. İşte bizim Anadolu annelerimiz Mehmet Akif gibi evlatlar yetiştirmeye muktedirler” şeklinde konuştu.
Devrimizde çok gezmenin, çok söylemenin gerektiğini ifade eden Bahadıroğlu, gelişen iletişim araçlarından da yararlanmanın önemine işaret etti. İletişim araçlarını en iyi şekilde kullanarak Wikileaks gibi belgeleri şerre değil hayra kullanılacağını dile getiren Bahadıroğlu, “Bizler iyiliği emredip, kötülüğü men edeceğiz. Bizim görevimiz bu. Bunu da en iyi bolca gezerek, bolca söyleyerek yapacağız. Devrimizde teknoloji aldı başını gidiyor. Bundan en güzel şekilde istifade etmemiz gerekiyor. Şunu da belirtmek istiyorum ki insanlar annelerinin karnından Akif olarak, ilim adamı, profesör olarak doğmuyor. Onları bulundukları mertebeye getiren anne babalardır. Anne evladına süt emzirir, baba adam gibi adamlık emzirir. Bu yapılmazsa istediğiniz kadar ilim adamı, profesör olun üzerinizde yama gibi durur. Akif, babasının kendisini 4-5 yaşlarında iken mukabeleye götürdüğünü anlatıyor. Oraya gittiğinde büyük büyük insanların bir kitabın etrafında oturduğunu gördüğünde babasına ne yaptıklarını sorduğunu ve babasının da ‘Onlar şu anda Allah ile konuşuyor’ dermiş” diye kaydetti.
Akif’in dağdağalı bir dönemde dünyaya geldiğini söyleyen Bahadıroğlu, ancak onun yolundan, değerlerinden, inançlarından hiç ödün vermediğini aktardı. Mehmet Akif’in Peygamber efendimizin ‘Gülümseyiniz ve selam veriniz’ hadisi şerifine binaen selam verdiğini ve selamı yaydığını anlatan Bahadıroğlu, “Mehmet Akif, geldiği dönem gülmeyi, gülümsemeyi engelleyen bir dönemdir. Bu yüzden Akif, ‘Ben selam vererek işin yarısını kurtardım’ demektedir. Mehmet Akif gülümsemeye fırsat bulamadığını söylüyor” dedi.
AKİF YÜREKLİ İNSANLAR YETİŞTİRMELİYİZ
İnsanların yaşadığı muhitlerin ezansız ve mabetsiz olmaması gerektiğini ifade eden Bahadıroğlu, Akif yürekli mimarlar yetiştirildiğinde depremlerde evlerin yıkılmayacağını aktardı. Akif yürekli insanlar yetiştirilmesi gerektiğini anlatan Bahadıroğlu, “Ezanın sesinin ne anlama geldiğini anlayabilmek için çok önemli 18 yıl ezansız yaşamak çok zor. 1932 yılında doğan çocuklar 18 yaşına kadar Türkçe ezan dinlediler. 17 Haziran 1950’de ezanı Muhammedi aslına döndü. Biz darbe bayramları yapıyoruz. Fakat asıl ezan bayramı yapmalıyız. Bugün İstiklal Marşı’nın ilk iki kıtasını okuyoruz. Çünkü onlar zararsız. ‘Diğer kıtaları gericiliğe girer’ demişti zamanında bir general. Bu gerçekleri söylediğimiz için bize Silivri’de hapishane hazırlayanlar bugün orada kendileri yatıyorlar. Türkiye bağırsaklarını temizliyor” ifadelerini kullandı.
DEVRİSAADET YÜREĞİ TAŞIDIĞI İÇİN
MEHMET AKİF’İ ANIYORUZ
Mehmet Akif Ersoy’un neden anıldığını anlamak gerektiğine işaret eden Bahadıroğlu, “Mehmet Akif Devrisaadet yürekli olduğu için anılıyor. Akif’in İstiklal Marşı’nı yazmasındaki en büyük sebep de bu yüreğe sahip olmasıdır. Mehmet Akif’in niye Mısır’a gittiğini birçoğumuz bilmiyoruz. Milli marşımızın yazarı neden gitti oralara. Akif, İstiklal Marşı’nın yazarı olarak İstiklal Mahkemeleri'nde yargılanarak insanların kalplerinde yanlış bir izlenim oluşmamasını istemediği için Mısır’a gitmiştir. Akif 27 Aralık 1936 yılında hayata gözlerini yumdu. Onun ölümünün yıl dönümünde bayraklar yarıya inmedi, hiçbir şey olmamış gibi davranıyoruz. Ama Allah unutmadığını millete unutturmaz. Akif, İstiklal Marşı ile defnedilen ilk Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır” dedi.
RASİM ATALAY