Ahlâkın Gölgesinde Dindarlık

Ahlâkın Gölgesinde Dindarlık

İnsanları birbirinden ayıran en önemli değerlerinden biri de ahlaktır.

Dürüstlük, güven, vicdan, kul hakkı gibi değerler, toplum hayatının temel taşlarıdır. Peki, ne değişti de bugün insanlara güvenemez bir hâle geldik?

Dindarlık iddiasında bulunan bazı kesimler zamanla ahlaki üstünlük iddiasını yitirdi; bir dönem eleştirdiği anlayışlara benzemeye, savunduğu ahlaki değerlerden uzaklaşmaya başladı.

Siyasi ve ekonomik güç elde eden bazı kesimlerde kendi çıkarlarıyla şekillenen bir dindarlık anlayışı ortaya çıktı ve bu anlayış giderek yaygınlaştı maalesef!

Sakalın, başörtüsünün ve güzel sözlerin ardına sığınan çıkar ilişkileri, dinî görünümün ahlaki sorumluluğun önüne geçtiği bir anlayışı da beraberinde getirmiyor mu?

Bugün bazıları İslam'ı yaşamaktan çok anlatmayı, hatta kimi zaman başkalarına dayatmayı tercih ediyor. Din, ahlaki bir sorumluluk olmaktan çıkarılıp karşı tarafı suçlamanın, yargılamanın ve baskı kurmanın aracı hâline getirilebiliyor.

Bu çelişkileri gören yeni nesiller sorgulamaya ve tepki göstermeye başlıyor. Ne yazık ki bu tepki, zamanla dinden uzaklaşmaya kadar varabiliyor. Asıl kaygı verici olan, din adına sergilenen tutarsızlıkların insanları inançtan soğutması ve ortak ahlaki değerler etrafında oluşması gereken güven duygusunu zedelemesidir.

İnanç ile ahlak birbirinden koparılamaz; ancak dindarlık görüntüsü de tek başına ahlakın teminatı değildir. Ahlak, bir insanın nasıl göründüğüyle değil, nasıl yaşadığıyla ölçülür.

Mevlânâ'nın ‘Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol’ sözü, insanın özüyle sözü arasındaki tutarlılığı hatırlatmıyor mu? Güven, insanın iddiasından değil, davranışlarından doğar.

Dindarlık dışarıdan görülebilir; ancak ahlak, insanın davranışlarında kendini gösterir.

Bugün asıl mesele, nerede yanlış yaptığımız ve değerlerimizi nasıl bu kadar kolay yitirdiğimizdir. Çünkü yozlaşma yalnızca bireysel değil, aynı zamanda toplumsal ve kurumsal bir meseledir. Adaletsizlik, liyakatsizlik ve kul hakkı, sadece kişisel davranışlarla değil, bunları normalleştiren düzenlerle de ilgilidir.

Artık ihtiyaç duyduğumuz şey, ahlakı yalnızca sözde bırakmayıp hayatın her alanında hâkim kılmaktır. Dindarlığı görünüşten çıkarıp ahlaki bir sorumluluğa dönüştürmek; adaleti, dürüstlüğü, liyakati ve kul hakkını hayatın merkezine almaktır.

Çünkü ahlaktan kopmuş bir dindarlık, savunduğu değerleri yaşatamaz. Ahlaki değerlerden uzaklaşan bir toplum ise geleceğini sağlam temeller üzerine inşa edemez.

Dua ile...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri