Ahlâka saldırı, edepsizliğe-şiddete övgü

.
* Gönül adamı ömrünü boşa harcamaz, yüreğini ucuza satmaz, edep tacını başından almaz. Gönül erinin her zaman yüzü yerde, gönlü göktedir. Haklı olduğunda kavga vermesini bilir. Kavgayı sadece bileğiyle değil, ilmiyle ve yüreğiyle yapmasını bilir. (Şeyh Edebali)


Yeni yayın dönemi ile birlikte ‘manevi değerleri göz ardı eden ve müspet yaklaşıma sahip olmayan’ yaygın televizyonların yayım içeriğine yakından bakmak gerekiyor. Aslında insanlarımız dizileri, programları izliyor ama neyi izlediğinin, kendilerine parlak ambalajlar altında hangi hapın yutturulduğunun farkında değil.
Bazı örneklerle konuyu detaylandırmakta yarar var.
‘Namus’ gibi açısından hayati öneme sahip bir değer, hafife alınabiliyor; örtülü-açık anlatımlarla tecavüz sahneleri canlandırılıyor. Bilinçaltına gönderilen mesajlarla kimlik arayışındaki çocuklara yanlış bir rol-model sunuluyor.
Son dönem dizilerinde aile kurumu doğrudan hedef alınıyor. ‘Aşk’ vurgusu ile evlilik dışı ilişkiler, hatta yakınlarının eşine-nişanlısına göz koymak sanki ‘mazur görülebilir bir davranışmış’ gibi sunuluyor. Bir dizide karakterin babasına söylediği lafa bakın… Sevgilisinden hamile kalan lise öğrencisi babasına diyor ki; “Ben yanlış bir şey yapmadım, sadece sevdim.”
Şiddet kimi dizi ve programlarda ‘yöntemlerini öğretecek’ şekilde izleyicilere sunuluyor. Medyadaki şiddet içeriği ve gösterilen şiddet yöntemleri ile topluma yansıması (bıçaklama, cinayet, silahlı kavga, akıl almaz işkence yöntemleri) arasında doğrudan ilişki var.Medya şiddeti kötü bir şey gibi gösteremiyor, bunu olumsuzlasa bile uzak durulması gereken insanlık dışı bir kötülük olarak sunmayı, toplum ve insanlık yararına net bir mesaj vermeyi başaramıyor. Böyle bir durumda şiddetin yöntemlerini kişiliğini bulamamış veya etkiye açık insanlar benimsiyor, hayatında uygulamaya konuluyor…
Uyarlama dizilerin içeriği tam anlamıyla rezalet. Uyarlama diziler, ‘dana eti olarak ambalajlanmış’ domuz etine benziyor. Gayriahlâki unsurlar komik bir şekilde sunularak, ‘normalmiş’ gibi kabul ettirilmeye çalışılıyor. Birkaç yerel öğe katmakla o dizi bu topluma uyar hale gelmiş olamaz…
Dizilerde parası olanın, güçlü olanın kazandığı, paranın konuştuğu kavramları topluma sürekli enjekte ediliyor. Oysa adalet kavramı, zayıf olanın da haklı olduğunda kazanabileceği vurgusu yapılmalı…
Ahlâk, maneviyat ve toplumsal değerleri göz ardı eden, kadınları olabildiğince metalaştıran, şiddeti belki de bilmeden yücelten bir anlayışla karşı karşıyayız. Kısacası; ahlâki değerlerimize karşı sürekli saldıran, cinsellik üzerinden edepsizliği ve şiddeti yücelten bir anlayış var karşımızda…
Kim ne derse desin; son dönemde artan kadına yönelik şiddet olaylarında, boşanmalarda topluma medya tarafından ‘yutturulan hapın’ çok büyük rolü var. Televizyonda sunulan yaşamı arayan eşler, hayal kırıklığına uğrayınca ya soluğu boşanmak için mahkemede alıyor, ya da şiddete başvuruyor. Sadece dizi ve program içeriklerinin değil, şiddet haberlerinin sunumunda da ciddi problem var.
Bu mesele iletişim fakülteleri platformunda da tartışılmalıdır. İletişim fakülteleri burada yol gösterici olmalı, kabuğundan çıkmalıdır…
Yaygın medyanın bu zihniyetini değiştirmek büyük ölçüde izleyicilerin elinde. Pazarda sattıkları bu ürünün para etmediğini gördüklerinde ister istemez politika değiştirecekler… Tıpkı siyasi alanda değiştirdikleri gibi…
**
BEYŞEHİR, SEYDİŞEHİR VE EREĞLİ…
Önceki akşam eski çalışma arkadaşımız, Gümüşhane Üniversitesi Araştırma Görevlisi Ali Özcan kardeşimizin düğünü nedeniyle arkadaşlarımızla birlikte Beyşehir’deydik. Bu vesileyle Özcan ve Söylemez Ailesi’ni tebrik ediyor, Ali kardeşimize ve eşine Cenab-ı Allah’tan ömür boyu mutluluklar diliyoruz.
Şirin ilçe Beyşehir’de dostlarımızla sohbet ederken ilçeye ilişkin gözlemlerimizi ve tespitlerimizi de paylaştık. Üç önemli ilçemizle ilgili bir tespiti daha önce de yazmıştık. Beyşehir’de nedense çok fazla kavga ve bıçaklama vukuatları oluyor. Seydişehir’de trafik kazaları kronik bir hale dönüşüyor. Ereğli’de ise kaçak göçmenler ile kaçak sigara meselesi ilgili vukuatların önüne geçilemiyor.
Seydişehir ve Ereğli’deki sorunların nedenini anlamak, çözüme yönelik adımlar atmak mümkün. Seydişehir, Antalya yolundan ve şehir giriş-çıkışlarındaki sorunlardan dolayı trafik kazalarının çok yaşandığı ilçe. Şehir giriş çıkışlarında düzenleme ve sıkı denetim ve etkin bilgilendirme burada kısmi çözüme ulaşmak mümkün. Ereğli yine yoldan dolayı kilit noktada. Güneydeki komşulardan gelenler veya yurtdışından illegal yöntemlerle yurda sokulup karayolu ile Ankara ve İstanbul’a ulaşmaya çalışanlar Ereğli güzergahını kullanıyor. Ereğli’deki sorunun da denetim ve vatandaşın ‘gören göz’ olmasıyla azaltılması mümkün.
Beyşehir’in sorunu ise daha karmaşık ve çözümü biraz daha zor. Köylerden göçün sancılarını fazlasıyla hisseden bir ilçe Beyşehir. Sosyalleşme sorununu beraberinde getiren göç, ekonomik sorunlar ile birleşince şiddeti doğurabiliyor. Beyşehir’de ‘çeteciliğe özenen’ farklı grupların oluşması da bu sorunun katlanmasına yol açıyor. Geçmişte İlçe Emniyeti, çetelerle ilgili ciddi bir temizlik harekatı başlatmış. Operasyonlarla suçu aza indirmeyi başarmış. Ancak belli ki daha sonraki dönemlerde bu işin sürekliliği sağlanamamış…
Sorunu çözmek için önce ‘anlamakla’ başlamak lazım. İlçedeki güvenlik güçleri, Belediye ve Kaymakamlık sivil toplum kuruluşlarının da dahil olduğu bir süreçle projeler hazırlayarak uygulamaya koymalı….
İşe buradan başlamak galiba en doğrusu…
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri