ABD'nin Kuzey Afrika Projesi

.
Muhammed Bouazizi adında işsiz bir genç, Tunus’un küçük bir şehrinde yaşamını sürdürmektedir. Uzun süreli işsizlikten sonra, meyve ve sebze ticareti ile uğraşmaya başlar. Ama geçimini zor sağlamaktadır. Ruhsatı yok diye Tunus polisi meyvelerine el koyar ve onu döver. Bouazzizi, kişiliğinin ezilmesine ve çaresizliğine dayanamaz ve şehrin merkezinde kendini yakar.
Olayın Facebookla duyurulması üzerine, 24 saat için halk ayaklanması sonucu, Tunus diktatörü alaşağı edilir.
Bu olay, Tunus’u ayağa kaldıran haber olarak kabul edildi. Olayın perde arkasını anlatmakta fayda vardır.
Tunus’un başında 23 yıl diktatör olarak görev yapan Devlet Başkanı Zeynel Bin Ali, Fransa’daki askeri akademilerde eğitim aldı. Hızla ordu istihbaratından, Güvenlik Bakanlığı’na ve İçişleri Bakanlığı’na yükseldi. Ardından Devlet Başkanı oldu.
Peki ama 23 yıllık diktatör Zeynel Bin Ali’yi kim alaşağı etti? Olaylarda ve gençlerin örgütlenmesinde dış parmak var mı? Bu olay bize yabancı gelmiyor. En son İran seçimlerinden sonra, İran’daki turuncu devrim girişimlerine çok benziyor. İran’daki turuncu devrim, İran Devleti’nin tarih boyunca bu tür operasyonlara maruz kaldığı için şerbetli oluşu ve olayları bastırması ile başarıya ulaşamadı.
Tunus’taki olaylar; Libya, Cezayir, Mısır, Fas ve Ürdün’de de domino etkisi yapar endişesine yol açtı. Hatta Mısır’daki bir grup protestocu, “Bin Ali, Mübarek’e uçağının hazır olduğunu söyle” diye sloganlar attı.
Zeynel Abidin Bin Ali’nin eşi Leyla ile birlikte Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde olduğu, Zeynel Abidin’in eşinin tonlarca altını da beraberinde götürdüğü söyleniyor.
Tunus’tan çıkarılacak en önemli sonuç; bir ülkede gerçek gücün, ordu, polis vesaire değil halkın kendisi olduğudur. Şayet ordu ve polis halkın ordusu ve polisi ise mesele yoktur. Ama ordu ve polis, bir avuç zümrenin kendi halkına zulmetmesine alet oluyorsa, halkın gücü karşısında hiçbir değeri yoktur. Halkın gücü karşısında en güçlü iktidarların bile dayanabileceği hiçbir güç yoktur. Çünkü ordu dediğiniz, polis dediğiniz güvenlik güçleri, halkın çocuklarından oluşur. Bu çocuklar zulmü uzun süre kaldıramaz ve aslına rücû eder. Bu bir hakikattir.
Tunus olaylarında, perde gerisinde dış güçlerin varlığı kesindir ama neticede bir halk ayaklanması olmuştur. Bu olay halka dayanmaktadır.
Ülkelerdeki halk ayaklanmasını, ordu ve polis teşkilatlarının halka dayanmasını on yıllar önce fark eden ABD, Soros’un turuncu devrim yöntemini benimsemiştir.
ABD’nin Afrika’daki projesinin adı “Kuzey Afrika Projesi”dir. Tunus halkının ayaklanması, bu projenin bir parçasıdır.
ABD’nin “Büyük Ortadoğu Projesi” ve “Kuzey Afrika Projesi” çok tehlikeli projelerdir. Hiçbir dış güç, kitlelere, kendilerine doğrultulmuş namluların üzerine yürüyecek kadar cesaret veremez. O cesaret, kaybedecek bir şeyi olmayan insanların ölümü göze almasından kaynaklanır. En tehlikeli güç de bu duyguya sahip insandır. Bu gücü kim kullanırsa, güç ondadır.
Facabook esasen bir istihbarat kurumudur. Bu kurumda laflamak bir yere kadardır. Bu laflar birike birike deprem stresi oluşturur.
Tunus’taki olayları; bir gencin kendini yakarak intihar etmesi ile başlayan, kendiliğinden gelişen olaylar olduğunu iddia etmek, büyük bir saflık olur. Bu olaylar Tunus Devleti’nin içinden de desteklenmiş, yaktırılan ateşin büyümesine göz yumulmuştur.
Bu bir komple teorisi değildir. ABD’nin “Kuzey Afrika Projesi”nde Fransa’nın yeri yoktur. Tunus olaylarında Fransa tamamen tasfiye edilmeye başlamıştır. Yerini ABD’ye bırakmak üzeredir.
Ancak Kuzey Afrika’da ABD’yi bekleyen en büyük tehlike, Kuzey Afrika halkının “Kartaca’dan beri zulme direnmesidir. Bu direnç eninde sonunda ABD’ye karşı da olacaktır. ABD’nin paralı Coni askerlerinin anaları, Kuzey Afrika için de çok ağlayacaktır. Zaman yakındır.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Yazarlar Haberleri