Bir zamanlar tv’lerde haber spikerliği yapan Reha Muhtar’ın, yağış sebebiyle yıllar önce dere yatağındaki evleri su bastığında “Nerde bu devlet, nerde bu millet” deyişi henüz hafızalarında. Zamanın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Dere yatakları bizimle ilgili değil. Dereleri islah edip, köprüleri biz yapmak istedik, ancak DSİ yetkilileri kendilerinin yapacağını bildirdi” demesine rağmen, malûm medya sırf yıpratmak için belediyeyi hedef almayı sürdürdü. Belli ki, Muhtar’ın niyeti eleştiri yaparak halk üzerinde belediye aleyhinde sansasyon etkisi oluşturmaktı. Nitekim, sloganı sık sık tekrarlayıp durdu. Günümüzde de İstanbul Yenikapı civarındaki altgeçitte yağmur suları toplandıkça hep aynı yere kamerayı çevirmeyi sürdürüyorlar. Zâten, sâdece İstanbul’da değil, gûya haber yapabilmek için her tesbit edilen yerden görüntüyü ekrana getiriyorlar.
Allah muhafaza etsin, tabii afetleri önlemek pek mümkün değil. Güney Amerika’da çığ düşmesi sonucu çok sayıda insan hayatını kaybetti. Yıllar önce Meksika’da yağış sebebiyle dağdan inen çamur tabakası bir yerleşim yerinde birçok insanı âdeta yutmuş, Akşehir’in bir köyünde yağışın sebep olduğu heyelan sonucu dağ eteğindeki ev ve ahırları yıkmış, insanlar hayatını kaybetmiş, hayvanlar telef olmuştu. Ne zaman ve ne şekilde geleceği belli olmayan tabii afet örneği bilindiği gibi 4 gün önce Antalya’da yaşandı, gece bahçeyi kontrol için giden 2 kişi aniden gelen sel sularının ortasında kaldı. Saatler süren çalışma sonucu ağaca tutunan birisi güçlükle kurtarıldı, ancak diğerinin ertesi gün cesedi bulundu. Bazı tv kanalları her olayda olduğu gibi itfaiyenin ve kurtarma ekibinin geç geldiğini ileri sürdüler. Oysa kurtarma ekibinin bindiği bot alabora olmuş, ekip tehlike atlatmıştı. İstanbul’un dar ve gelişigüzel araç park edilen sokaklarına girmekte zorluk çeken itfaiyeye bile “gecikti” suçlaması yapmak olağan hâle geldi.
Kış aylarındayız. Konya’ya yağmadığına bakmayın, yurdun birçok yerinde kar yağıyor, geçici de olsa yollar kapanıyor. İstanbul’a 2 parmak kar yağınca âdeta yer yerinden oynuyor, başta felâket tellâlı medya olmak üzere, belli kesimler bir yerleri kar yağışı ile ilişkilendirmeye çalışarak tuzlama, buzlanma, trafik kazalarını ekrana getiriyorlar. Soğuk, kar, tipi, çığ tehlikesine rağmen ekipler yolları açık tutabilmek için insanüstü çaba harcıyor. Her yıl doğudan kar-kış manzaraları (!), kızakla hasta taşınışını seyreder dururuz. Yıllardır 6 ay yolu kapalı kalan Bahçesaray konu edilirdi. Yolu yapıldığı için gündemden düşmüş olmalı. Doğuya ne hacet! Konya’ya 50 km. mesafedeki ecdadımın köyü Yatağan’ı Seydişehir yoluna bağlayan 7 km’lik yol 3 yıl önce asfaltlanıncaya kadar Mayıs’tan önce açılmazdı. Çünkü, kumlanmış olsa da toprak yol dağdan akan sularla yarılır, araç geçemezdi. Artık o civara kar yağsa da köy minibüsü gelip gidiyor, muhtar “Kar yağınca telefon ediyoruz, greyder gönderip açıyorlar” diyor. Hangi iktidar döneminde olursa olsun, devletin her yere anında yetişmesi mümkün değil. Bu bakımdan biraz insaflı olmak lâzım.
Kuzey yarım kürede kış, güneyde yaz yaşanıyor. Bu bakımdan kış kimi yerde yoğun, kimi yerde mülâyim geçiyor. Amerika’nın durumunu herhalde seyrediyorsunuz. Dünyanın en gelişmiş ülkesinde köprü altında, metrolarda barınan sefillerden bahsetmiyorum. Başkent Washington’da kar nedeniyle resmi kurumların ilk defa 2 gün tatil edildiği, yer yer elektriğin kesilerek trenlerin işlemediği, hayatın felce uğradığı bildiriliyor. ABD halkı oturduğu yerden “Nerde bu devlet. Temizlik ekipleri gelmedi, hükümet istifa, belediyemiz uyuyor mu?” yollu tepki koymayıp, bizde olduğu gibi “Beyaz kâbus”, “Kar felâket getirdi” demiyor. Orada okullar 2 santim kar yağınca tatil edilmiyor, insanlar kürekleri çekip, kapılarının önündeki, hatta araçlarının anayola çıkacağı ara yollardaki karları temizliyor, okullar 2 santim kar yağınca değil, ancak 50 santimi bulunca tatil ediliyor. ABD’nin bazı bölgelerinde her yıl kışın çok sert geçtiği, araçların boyu sıra kar yağdığı malûm. Halk şikâyet etmek yerine karın keyfini çıkarmaya çalışıyor. Nitekim ekranda kartopu oynayanlar göze çarpıyor.
Avrupa’nın kuzeyinde de şiddetli bir kış yaşandığı, Almanya’da kar kalınlığının 50 santimi bulduğu, ısının eksi 25 dereceye düştüğü haber veriliyor. Afganistan’da çığ 157 can aldı. Birkaç yıl önce Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Fransa’nın sellere teslim olduğunu, Venedik’e dönen şehirlerde binaların neredeyse yarısına kadar sulara gömüldüğünü bir hatırlayın. Hindistan, Pakistan, Endonezya, Bengaldeş ve Çin gibi ülkelerde hemen her yıl sel yüzünden onlarca insan hayatını kaybetmiyor mu? 1 ay önce deprem felâketi yaşayan Haiti’de 200 bini aşkın insan can verdi. ABD’de Pasifik kasırgası yılın belli bir döneminde prefabrik evleri darmadağın ediyor, elektrik direklerini, ağaçları deviriyor da hiçbir çare yeterli olmuyor. Hortumlar otomobilleri, ağaç ve evleri söküp uçuruyor. Meydana geleceği önceden bilinmesi mümkün olmayan tabiat olaylarında art niyetli hareket etmek, birilerini suçlamak yerine kadere rıza göstermekten başka yapılacak bir şey var mı?
Eskiden büyüklerimiz yağmur yağdı demez, “Rahmet yağdı” derlerdi. Çok yağmur yağdı, sel geldi, kar yağmadı diye suç izafe etmek kimin haddine. Bize düşen, Allah’tan her şeyin hayırlısını istemek, görünen görünmeyen afetlerden korumasını dilemektir.
Allah muhafaza etsin, tabii afetleri önlemek pek mümkün değil. Güney Amerika’da çığ düşmesi sonucu çok sayıda insan hayatını kaybetti. Yıllar önce Meksika’da yağış sebebiyle dağdan inen çamur tabakası bir yerleşim yerinde birçok insanı âdeta yutmuş, Akşehir’in bir köyünde yağışın sebep olduğu heyelan sonucu dağ eteğindeki ev ve ahırları yıkmış, insanlar hayatını kaybetmiş, hayvanlar telef olmuştu. Ne zaman ve ne şekilde geleceği belli olmayan tabii afet örneği bilindiği gibi 4 gün önce Antalya’da yaşandı, gece bahçeyi kontrol için giden 2 kişi aniden gelen sel sularının ortasında kaldı. Saatler süren çalışma sonucu ağaca tutunan birisi güçlükle kurtarıldı, ancak diğerinin ertesi gün cesedi bulundu. Bazı tv kanalları her olayda olduğu gibi itfaiyenin ve kurtarma ekibinin geç geldiğini ileri sürdüler. Oysa kurtarma ekibinin bindiği bot alabora olmuş, ekip tehlike atlatmıştı. İstanbul’un dar ve gelişigüzel araç park edilen sokaklarına girmekte zorluk çeken itfaiyeye bile “gecikti” suçlaması yapmak olağan hâle geldi.
Kış aylarındayız. Konya’ya yağmadığına bakmayın, yurdun birçok yerinde kar yağıyor, geçici de olsa yollar kapanıyor. İstanbul’a 2 parmak kar yağınca âdeta yer yerinden oynuyor, başta felâket tellâlı medya olmak üzere, belli kesimler bir yerleri kar yağışı ile ilişkilendirmeye çalışarak tuzlama, buzlanma, trafik kazalarını ekrana getiriyorlar. Soğuk, kar, tipi, çığ tehlikesine rağmen ekipler yolları açık tutabilmek için insanüstü çaba harcıyor. Her yıl doğudan kar-kış manzaraları (!), kızakla hasta taşınışını seyreder dururuz. Yıllardır 6 ay yolu kapalı kalan Bahçesaray konu edilirdi. Yolu yapıldığı için gündemden düşmüş olmalı. Doğuya ne hacet! Konya’ya 50 km. mesafedeki ecdadımın köyü Yatağan’ı Seydişehir yoluna bağlayan 7 km’lik yol 3 yıl önce asfaltlanıncaya kadar Mayıs’tan önce açılmazdı. Çünkü, kumlanmış olsa da toprak yol dağdan akan sularla yarılır, araç geçemezdi. Artık o civara kar yağsa da köy minibüsü gelip gidiyor, muhtar “Kar yağınca telefon ediyoruz, greyder gönderip açıyorlar” diyor. Hangi iktidar döneminde olursa olsun, devletin her yere anında yetişmesi mümkün değil. Bu bakımdan biraz insaflı olmak lâzım.
Kuzey yarım kürede kış, güneyde yaz yaşanıyor. Bu bakımdan kış kimi yerde yoğun, kimi yerde mülâyim geçiyor. Amerika’nın durumunu herhalde seyrediyorsunuz. Dünyanın en gelişmiş ülkesinde köprü altında, metrolarda barınan sefillerden bahsetmiyorum. Başkent Washington’da kar nedeniyle resmi kurumların ilk defa 2 gün tatil edildiği, yer yer elektriğin kesilerek trenlerin işlemediği, hayatın felce uğradığı bildiriliyor. ABD halkı oturduğu yerden “Nerde bu devlet. Temizlik ekipleri gelmedi, hükümet istifa, belediyemiz uyuyor mu?” yollu tepki koymayıp, bizde olduğu gibi “Beyaz kâbus”, “Kar felâket getirdi” demiyor. Orada okullar 2 santim kar yağınca tatil edilmiyor, insanlar kürekleri çekip, kapılarının önündeki, hatta araçlarının anayola çıkacağı ara yollardaki karları temizliyor, okullar 2 santim kar yağınca değil, ancak 50 santimi bulunca tatil ediliyor. ABD’nin bazı bölgelerinde her yıl kışın çok sert geçtiği, araçların boyu sıra kar yağdığı malûm. Halk şikâyet etmek yerine karın keyfini çıkarmaya çalışıyor. Nitekim ekranda kartopu oynayanlar göze çarpıyor.
Avrupa’nın kuzeyinde de şiddetli bir kış yaşandığı, Almanya’da kar kalınlığının 50 santimi bulduğu, ısının eksi 25 dereceye düştüğü haber veriliyor. Afganistan’da çığ 157 can aldı. Birkaç yıl önce Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Fransa’nın sellere teslim olduğunu, Venedik’e dönen şehirlerde binaların neredeyse yarısına kadar sulara gömüldüğünü bir hatırlayın. Hindistan, Pakistan, Endonezya, Bengaldeş ve Çin gibi ülkelerde hemen her yıl sel yüzünden onlarca insan hayatını kaybetmiyor mu? 1 ay önce deprem felâketi yaşayan Haiti’de 200 bini aşkın insan can verdi. ABD’de Pasifik kasırgası yılın belli bir döneminde prefabrik evleri darmadağın ediyor, elektrik direklerini, ağaçları deviriyor da hiçbir çare yeterli olmuyor. Hortumlar otomobilleri, ağaç ve evleri söküp uçuruyor. Meydana geleceği önceden bilinmesi mümkün olmayan tabiat olaylarında art niyetli hareket etmek, birilerini suçlamak yerine kadere rıza göstermekten başka yapılacak bir şey var mı?
Eskiden büyüklerimiz yağmur yağdı demez, “Rahmet yağdı” derlerdi. Çok yağmur yağdı, sel geldi, kar yağmadı diye suç izafe etmek kimin haddine. Bize düşen, Allah’tan her şeyin hayırlısını istemek, görünen görünmeyen afetlerden korumasını dilemektir.