Abartmıyorum

.

Bizim vatandaş olarak bazı şeylere aklımız ermeyebilir veya yetmeyebilir. Aklımızın açık ve işlek olmadığından mı, yoksa olanlar akıl sınırları içerisinde olmayışından mı, bilemiyorum.

Acaba diyorum, bizi idare edenlerin, yetkili ve sorumlu mevkilerde bulunanlarında mı bu işlere akılları ermiyor. Biz millet olarak onları, akılları erer diye ücretle görevlendirdik veya seçimle iş başına getirdik. Onların da bu işlere akılları ermiyor ve güçleri yetmiyorsa yapacağımız bir şey yok. Bu durumda beklemekten ve sabretmekten başka çaremiz kalmıyor.
Bizi idare edenlerin olup bitenlere akılları eriyor da, gidişatın iç açıcı olmadığını görüyor da müdahale etmiyorlarsa, cemiyetimizi rahatsız eden davranışlara ses çıkartmıyorlarsa o zaman da kasıtlı hareket ettikleri ve gaflet içerisinde oldukları neticesi çıkar ki, o daha kötü.
Dinimizin yasakladıklarını yapmak, haram kıldıklarını işlemek derecesine göre büyük veya küçük günah olur. Kanunların yasakladığı cürmü işlemek ise suç sayılır. Kanunların suç saydığı fiillerin işlenmesini dinimiz, günah kavramı içerisinde değerlendirir. Dinin suç saydıklarını ve zararlı kabul ettiklerini kanunlar, bazı hallerde suç saymaz ve kabul etmez. Dinimizin bu dünyada günahkar kabul ettiği insanları koyacağı ceza evi yok, ama öbür dünyada gidecekleri-Allah bilir- Cehennem var.. Kanunlara karşı gelerek adi suç işleyenlerin konacakları ceza evleri var. İnsana verilecek en büyük ceza hürriyetinin tehdit edilmesi veya ortadan kaldırılmasıdır.
Suçun çeşitleri, içeriği ve önlenmesi konularında en zengin ve deyimli ülkelerden birisi sayılırız. Suçu azaltmak veya ortadan kaldırmak için gayret sarf eden ülkelerin de başında geliriz. Buna rağmen ülkemizde suç, çeşit ve güç olarak artarak devam ediyor. Caydırıcılıkta ve suçu önlemekte maalesef fazla başarılı olamıyoruz. Suça meyledenlerin veya bunun için organize olanların insafına terk edilmişiz gibi bir halimiz var.
Şimdiye kadar suçun ve suçluların azalması neticesinde kapatılmış bir tek ceza evimiz yok. Üstelik ihtiyaç olduğu için muhkem duvarlarla yenilerini yaptık ve hizmete açtık. Son zamanlarda suçluları mahkeme salonları almadığı için salonları genişlettik. Mahkûm azlığı sebebiyle kapatılmış ceza ve tevkif evimiz yok, ama yalnız şu andaki ceza evleri boşaldığı takdirde namzet veya suç işlemeye meyilli insanlarımız var. Ceza evlerinden çıkanlar, tekrar ceza evine girebilmek için çare arayanlar veya hapishaneye girmeye yetecek kadar suç işlemeye bahane arayanlar mevcut. Bu durumun farkına varmak ve çaresini düşünmek gerekmez mi?
Gerçekten ülkemizde; korkunç derecede düşündürücü ve ürkütücü olaylar oluyor. Keşke olmasa ama ne yapalım ki oluyor. Ben edebiyat yapmıyorum ve abartmıyorum. Edebiyat yapmayı ve kısmen edebiyata yaslanan abartmayı da beceremem. Olaylara, medya arşivlerine inmeden, mahkeme zabıtlarını gözden geçirmeden, istatistiklerde ne var ne yok diye merak etmeden kısaca bir göz atalım:
Üniversitede okuyan bir genç, annesini, babasını ve kardeşini acımadan öldürebiliyor. Hani şu televizyon dizilerinde sık başına dedikleri ve seyircinin meraklı bakışları altında icra ettikleri gibi. Bir başka genç, eski sevgilisiyle gönül eğlendiren bir genci bir hiç yüzünden öldürebiliyor. Hırsızlar beğendikleri eve girmekte ve hırsızlık yapmakta sıkıntı çekmiyorlar ve hiçbir engelle karşılaşmıyorlar. Eğer ev sahibi veya sahipleri engel olmaya kalkarlarsa televizyon dizilerinden öğrendikleri gibi başlarına sıkıyorlar. Tinerciler parasına almak için gece sokakta adam avına çıkıyorlar, yakaladıkları şahıs para vermezse icabına bakıyorlar. Genç kızlar kafa kafaya verip ailelerini terk ediyorlar, evlerinden kilometrelerce uzakta polis tarafından yakalanıp yaka paça ailelerine teslim ediyorlar. Leseli bir genç sevgilisini elinden alan veya sevdiği kıza yan bakan arkadaşını, gençliğin şanı olarak öldürüyor. Cami önlerine ve çöp bidonlarına bırakılan günahkâr insanların günahsız çocukları. Eve kapatılan veya dağa kaldırılan genç kızlar.
Bir de bunlara trafik kazalarını, denizde boğulmaları, sel sularına kapılanları, ortalığı tehdit eden domuz gribini ve kene ısırmasını eklersek abartmak bir tarafa, yeter derecede abartma yapamadığım ortaya çıkar.
Şimdiki hastalıklar, geçmiş hastalıklardan; şimdiki suçlar önceki suçlardan; günümüzdeki suçlular, geride bıraktığımız suçlulardan her nedense farklı. Eskiden hiç kimsenin ırz ve namusuna yan gözle bakılmazdı. Bir kimse bir yere gideceği zaman, evini komşusuna emanet edebilirdi. Bir insanın veya ailenin zayıflığından, güçsüzlüğünden, fakirliğinden ve beceriksizliğinden faydalanarak hiç kimse ona haksızlık ve kötülük yapmazdı. İhtiyar ve çaresiz insanlar, evlerine girilerek paraları için öldürülmezlerdi. Halk arasında kimse silahına sarılmaz veya silah çekmezdi. Kadınların ve çocukların bulunduğu yerde kavga edilmezdi. Yani hiç kimse karısının veya çocuklarının önünde dövülmezdi. Kimse kimsenin malına, canına, ırz ve namusuna kolay kolay zarar vermezdi. Şimdi otomobilleri kundakları gibi, kimse kimsenin binitidir diye atını ve merkebini öldürmezdi.
Ne oldu bu insanlara veya insanlar nasıl bu hale geldiler? Araba park etme yeri sebebiyle çıkan kavgada insanlar birbirlerini öldürüyorlar. Çocuklar magandaların kurşunlarına hedef oluyorlar. Nedense öldürmeye meraklı bir millet haline geldik. Bu gidişimiz iyi değil. Böyle giderse canımızı, malımızı, ırz ve namusumuzu, hürriyetimizi koruyamaz hale geleceğiz. Memleketimizin bir çok meselesine çare arayanlar, ekonomik krizden çıkmaya çalışanlar bu ahlâk krizinin de farkına varsalar iyi olur. Aksi takdirde ahlâksızlık ve şahsiyetsizlik seli hepimizi -Allah korusun- alıp götürecek.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Yazarlar Haberleri