27 Mayıs kanla yazıldı

Bundan 49 yıl önce 27 Mayısta yapılan darbenin ardından tutuklanan ve haksızlıklara maruz kalmaya dayanamayarak ve ailesini düşünerek intihar eden Konya Valisi Cemil Keleşoğlunun dramı


27 Mayıs 1960 darbesi, kuşkusuz Türk siyasi tarihinin en önemli kırılma noktalarından birisi. Çünkü, 27 Mayıs 1960, darbeler döneminin başlangıcı oldu. 12 Mart 1971 muhtırası, 12 Eylül 1980 darbesi, 28 Şubat 1997 postmodern darbesi ve 28 Nisan 2007 e-muhtırası, 27 Mayıs 1960 darbesinin devamıydı.
27 Mayıs 1960 tarihinde, tek parti zulmüne karşı Demokrat Parti’yi iktidara taşıyan milletin egemenliği ayaklar altına alınmış, böylece darbeler dönemi açılmıştı. Dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, bakanlar, milletvekilleri, valiler ve belediye başkanları tutuklanmış, Yassıada’da aylarca haksız muamelelere maruz bırakılmış, hukuki olmayan yollarla yargılanmış ve Türk tarihine demokrasi şehitleri olarak adlarını yazdıran Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan idam edilmişti. Bunun yanında resmi kaynaklarca intihar ettikleri açıklanan isimler da var. Namık Gedik, Zakar Tarver, Faruk Oktay, Lütfü Şaylan, Yusuf Salman, Lütfü Kırdar, Gazi Yiğitbaşı, Org. Nuri Yamut, Kenan Yılmaz ve Konya Valisi Cemil Keleşoğlu bunlar arasında yer alıyor.
CEMİL KELEŞOĞLU’NUN YAŞADIKLARI VE İNTİHARI
27 Mayıs’ta tutuklanan ve Yassıada’da yargılanan dönemin bakanı Samet Ağaoğlu, anılarının yer aldığı kitapta Konya Valisi Cemil Keleşoğlu’nun yaşadıkları ile ilgili önemli bilgiler veriyor. Cemil Keleşoğlu için ‘namuslu, çalışkan bir idareci’ nitelemesini kullanan Samet Ağaoğlu, “Uzun boyu, açık buğday renkli yüzü, iri siyah gözleriyle güzel bir adamdı. Birçok vali gibi onu da 27 Mayıs’tan sonra yakalamışlar, aynı yollardan, aynı geçitlerden Yassıada’ya getirmişlerdi. Belli etmemeye gayret ettiği ümitsizlik, onu her gün biraz daha sarıyor, biraz daha sarartıyordu. Genç karısını, çocuğunu düşünüyor, kendi geleceğinin karanlığı içinde bu aziz varlıkların çırpınışlarını görerek, feryatlarını işiterek kendi kendini yiyip bitiriyordu. ‘Fakat masumum’ diyordu, ‘Bana iş vermezler artık, ekmeğimi kazanabilirim nasıl olsa. Yeter ki kabahatim olmadığını anlayarak bıraksınlar.’ Bu masum olduğu inancı onu hayata bağlayan tek bağdı” diyor.
MENDERES KONYA ZİYARETİNE HAZIRLANDIĞI SIRADA İHTİLAL OLDU
Bir gün Türk Ceza Kanunu’nun değiştirildiği, 146. maddeye bir fıkra eklenerek, fer’an iştirak suçu için 5 yıldan 15 yıla kadar ceza konulduğu haberinin Yassıada’da bomba gibi patladığını anlatan Samet Ağaoğlu, bu durum karşısında Cemil Keleşoğlu’nun neler düşündüğünü şöyle anlatıyor: “Demek ki tutulan valiler, memurlar, siyaset adamları hiç değilse fer’an suçu ortağı sayılacaklardı. O halde mahkum edileceklerdi. Bu takdirde emekli aylığı da belki kesilecek, karısı, çocukları aç, sefil, perişan kalacaklar! Bu endişesini birkaç arkadaşına söyledi. Kimi teselli etti, bazısı her şey olabilir, diye karşıladı ve korku yerleştiği kafayı yavaş yavaş kemirmeye başladı. Şimdi hadiseyi hep, mahkum olarak emekli aylığının kesileceği, karısı ve yavrularının aç kalacakları düşüncesi çerçevesinde ele alıyordu. Konya valisi idi. Eski başvekil bu şehri ziyareti hazırlandığı sırada ihtilal olmuştu. Adnan Menderes’i karşılamak ve Konya’dan Ankara’ya uğurlamak için yüzlerce vasıta tutmuştu parti teşkilatı. İhtilalin ilk günlerinde gazeteler bunu Ankara’nın gösterişçi gençliği üzerine bir baskı diye yaymışlardı. O halde Konya valisinin durumu, öteki valilerden başka olacak. Arkadaşları belki kurtulabilirler, fakat kendisini ne yapıp yapıp mahkum edecekler, emekli aylığı kesilecek, karısı çocukları perişan olacaklar. Cemil Keleşoğlu, bu sabit fikrin pençesinde esirdi. İnsan ruhunun o korkunç kendi üstüne bükülmesi yine insanoğlunun kendi akıl ve zekasına içi göz kamaştıran ışıklarla dolu, sonsuz derinlikte bir kuyu gibi gözükmesi halinin sarhoşudur. Yalnız bu, “Karısı ve çocukları aç, sefil, başkalarına el açmış” felaketinin önlenmesi çarelerini düşünecektir. Bir roman, bir trajedi konusudur onun bu iç dövüşü.”
AİLESİNE EMEKLİ MAAŞI BAĞLANSIN DİYE İNTİHAR ETTİ
Cemil Keleşoğlu’nun, kendisinin mahkum olacağını, eşi ve çocuklarının aç kalacaklarını düşünerek, bunu önlemenin yolunu düşünmeye başladığını ifade eden Samet Ağaoğlu, şöyle devam etti: “Mahkûm olacak ve onlar aç kalacaklar. Bu sonucu önlemenin tek çıkar yolu, tek çaresi mahkûm olmamaktır. Fakat her şey hazırlanmış. Suç, kanun, mahkeme, her şey hazırlanmış. Mahkûm olmamak mümkün değil. Hızla zayıflıyor, yüzü her gün biraz daha sararıyor. Hemen hemen hiç kimse ile konuşmuyor. Ve bir gece mahkûm olmamanın yolunu buluyor, içinden bir ses önce korka korka, sonra daha cesaretle fısıldıyor: ‘Mahkemeler başlamadan ölürsen mahkum olamazsın, devlet hizmet yıllarına göre de karına, çocuklarına emekli aylığı bağlanır.’ Kararını hemen verdi, ölecek karısı ve çocuğu aç kalmayacaktı. Nihayet fikrinin dar geçidinden kararının enginine çıkınca rahat bir nefes aldı. Nasıl, nereden bulduğu bir türlü anlaşılamayan bir jiletle tuvaletin tenha saatlerinde iki bileğini kesti. Onu kendi kanı içinde çoktan ölmüş bulanlar, yüzünü hiçbir gün bu kadar güzel ve huzur içinde görmemişlerdi.”
 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Türkiye Haberleri