Zulme mani olmak cihattır-2

Zulme mani olmak, onu engellemek, yok etmek; zalime de “sen zalimsin, zulmü terk et!” demek en büyük cihattır. Bu cihadı yapmak her Müslüman için şerefli bir vazifedir. Bu şerefli vazife tek başına peygamberlerin çıkışı gibi veya Habib ün Neccar’ın şehit oluşu gibi ya da Ashabı Uhdut olayındaki gencin şehit olması gibi halkın umumi olarak gözleri önünde bir meydanda cihat sergilemek şeklinde olabilir.

***

Fakat Kur’an Fatiha’dan Nâs’a kadar hep birlik halinde, toplu olarak, teşkilatlı=devlet halinde mücadele etmeyi bize sunar ve öğretir. Resulüllah’ın (SAV) müthiş mucizevi metodu da teşkilatlanmaya, her ferdin sorumluluk alıp davasına sahip çıkmasına, devlet otoritesiyle hareket edip kesin sonuç almaya her zaman şuranın istişaresine uymaya… Vs. yönelik olmuştur.

***

Şimdi birincisi biz bu köşemizde defalarca yazdık ve yazmaya devam edeceğiz. Bizim birlikte olabilmemizin, beraber hareket edebilmemizin tek ve olmazsa olmaz şartı Hak, adalet üzere olup asla batıl ve zulüm üzere olmamalıdır. Bu noktada Kâfirun Suresi’nin nuzül sebebi olan müşriklerin: “Ey Muhammed, bir sene senin ilahına tapalım, bir sene de bizim ilahlarımıza tapalım.” şeklindeki şirk tekliflerine Cenabı Allah’ın sert cevabıyla karşı çıkılmıştır. Bu böyledir, böyle bir işbirliği asla olamaz. Ama hak davadan taviz vermeden, karşılıklı şartları ortaya koyarak, imza altına alınıp Resulüllah(sav) Yahudilerle bile antlaşma yapmış, ortak iş görülmüştür.

***

İkincisi ise bu şartlar çerçevesinde kişilerin lidere itiraz hakları olabilir. Her birey özgür düşünme hakkına sahiptir. Bu tip sorguluma ve samimi itirazlardan hak ortaya çıkar. Hz. Ömer’i sahabe sorguya çekiyordu… Biz eleştiriye açık bir topluluğuz. Eleştiri yapılmayan veya yaptırılmayan topluluklarda küfür, küfre rıza, ikiyüzlülük, hırsızlık, arsızlık, pislik diz boyu olur, kimse de ses çıkaramaz. Hele-hele topyekûn bir milleti/ülkeyi susturmak küfür derecesinde lanetlik bir durumdur. Cenabı Allah: “Sizin içinizden iyiliği emreden, kötülüklerden men eden bir grup bulunsun.” Buyuruyor.

***

Üçüncüsü, Bizi eleştirenlere biz kızmayız, teşekkür ederiz, bizim isteğimiz; kişiler, yani eleştiriciler özgün olmalıdırlar. Birilerinin güdümünde, birinin korkusuyla veya birinin hatırına konuşmamalıdırlar. Yoksa bu davranışlar insanı tiksindirir. Adam bugün böyle konuşuyor, öbür gün başka konuşuyor; bu bile olabilir. Ancak birileriyle görüşüp, fısıldaştıktan sonra ya da kendi nefsi için ben ve bencillik düşüncesiyle tavır alanlara tolerans tanınmaz, tanınmamalıdır.

***

Dördüncüsü ise; gerçekten bilgili etkin ve yetkin bir kişiliğe sahip olunmalıdır. Yani yaptığımız itiraz veya iş; içerde ve dışarda Müslümanlara ne getirir ne götürür, kimin işine yarar iyi bilinmelidir. Dünya Siyonizm’inin oyunlarını iyi görüp; bin düşünüp bir hareket edilmelidir. Sonra yapılacak olan itirazlar fitneye, bölücülüğe, teşkilatı zayıflatmaya, hiç yoktan kafaları karıştırmaya yönelik olmamalıdır, iş bu noktaya doğru gidiyorsa bu faaliyetten vaz geçilmelidir.

***

Eleştiren de eleştirilen de sakin,(teenni ile) ağır ve olgun hareket edip, kırıp-dökmemelidirler. Biz bu saatten sonra değil birkaç kişiyi bir kişiyi bile, bir çöpü bile kaybetmeye niyetimiz yoktur, çok büyük vebal alırız. Hatta giden oğlumuzu, torunumuzu, çok uzaklaşmamış kardeşlerimizi geri toparlamak durumundayız. Yeter ki benim elli beş yıllık ideallerimi, emeğimi çalanlar ortadan gitsinler. Batıla hak elbisesi giydirenlerden daha zalim kim olabilir? Allah yardımcımız olsun.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar