Ali İsmail Taşçı

Ali İsmail Taşçı

Tek dil tek aile

Günümüzde var olan Türk dil ailesine mensup devletler geçmişte, farklı sebeplerden dolayı ayrılmış veya ayrıştırma çabaları gerçekleştirilmiştir. Tarihsel süreçte devletler dil konusunda yeni reformlar arayışına girmişlerdir ya da baskıcı bir rejimin dayatması sebebi ile öz dillerinden kopartılmışlardır. Aynı dil ailesine mensup bir veya birden fazla topluluk için bu durum dilin birleştirici bir yanı olduğu gibi bölücü ve uzaklaştırıcı özelliğe sahip olduğu bilinmektedir. Türkî devletlerin iç-dış sebeplere dayanarak yaşamış olduğu sorunlar bu duruma bir örnektir. Türk topluluklarını, bir biriden uzaklaştırılmaya çalışan 1’ci veya 2’ci şahıs devlet ya da alt kuruluşlar, bu tür girişimlerin başarısızlık sonuçlanacağını bilmelidirler. Arkeolojik kazılar ve ortaya çıkacak olan vesikalar medeniyetimizi ve bizleri(Türkî halkları) tekrar ata ocağında birleştireceği kesin bir sonuçtur. Bu bağlamda bize bırakılan bu mirası biraz daha yakından incelememiz, damarlarımız da   akan kanının tek ruhtan geldiğinin farkına varmalıyız. 

Göktürkler, milâttan önceki asılarda Hunlar tarafından kurulup, değişen boylar idaresinde devam edegelen Asya’daki büyük Türk imparatorluğunun 6.asırla 8. asır arasındaki devresinde hüküm sürmüşlerdir. Kül Tigin abidesini ağabeyi’si Bilge Kağan 732’de diktirmiş, ikincisi olan Bilge Kağan abidesini de ölümünden bir yıl sonra 735’te kendi oğlu olan kağan diktirmiştir. Üçüncü olarak verilen Tonyukuk abidesi ise 720-725 senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir.

"Gelecek sınırsız, hesapsız nesillerin bilinçlerinde, onların birliktelik  muvaffakiyetlerinin parıltısını her gün yeniden canlansın diye, uzakta ve yakında bulunan herkesin bunu öğrenmesi için, bilhassa muhteşem bir kitabe yaptık" der Bilge Kağan Kül Tigin abidesinde.

Türkiye Türkçesi ve Kazak Türkçesi doğuda Moğolistan ve Çin içlerinden batıda Arnavutluk’a kadar uzanan çok geniş bir sahada ana dil olarak konuşulan ve yazılan Türk dilinin iki lehçesidir. Bunlardan Kazak Türkçesi, Türk lehçelerinin kuzey-batı(Kıpçak) grubuna, Türkiye Türkçesi ise güney-batı(Oğuz) grubuna girmektedir. Türkiye Türkçesi ile Kazak Türkçesi arasındaki bir takım farklılıklar vardır. Ancak bunlar çok büyük farklılıklar değildir. Bu durum Kazak Türklerini meydana  getiren Kıpçak boyları ile Türkiye Türklerini meydana getiren Oğuz boylarının tarihte komşu olarak yaşamalarıyla yakından ilgilidir. Bilindiği gibi Oğuz Türkleri,1000 yılından önce Seyhun(Sır Derya)ırmağının kuzeyindeki bozkırlarda (bugünkü Kazakistan topraklarında)Kıpçak boyları ile yan yana yaşıyordu.

Eski Türkçeden sonraki dönemde, Türkçe değişik yazı dillerine ayrılmıştır. Türkistan’da yaşayan Türklerin o bölgelerden ayrılarak büyük gruplar şeklinde Hazar Denizi’nin kuzey ve güneyinden, kuzey batıya ve güney batıya doğru göçmeleri, yeni kültür ortamlarının oluşması, İslamiyet’in kabul edilmesi ile birlikte pek çok yeni kavramın halkın hayatında yer etmeye başlaması ve yeni bir yazının kullanılması şeklindeki dış sebeplerle Türkçenin iç yapısında oluşan tabii değişimler ve gelişimler değişik lehçelerin ve yazı dillerinin meydana gelmesine yol açmıştır.

Bu bağlamda yazı dilinde tarihsel bir deforme veya değişim yaşansa da, konuşma dilin de benzerlikler azımsanamayacak derecede ortadadır. Türkiye Türkçesini ve Kazak Türkçesini ele almamız, "dayatılmak istenen farklılıkların" aslında var olmadığıdır.

   →"УҚ" (uK) veya "OK",  →"Тау"(Tau) veya"Dağ",  →"Кісі"(Kisi) veya"Kişi",  →"Йүз"(Yuz)veya"Yüz"  →"Баш"(Baş)veya"Baş",  →"КӨК"(KÖK)veya"GÖK",  →"КУР"(KUR) veya"KUR",D→"АЙ"(AY)veya"AY",  →"ЙаНы"(YaNı)veya"YaN",  →"АҒаш"(АĞaş)veya"AĞaç",  →"О,Ұялу"(Uyalu)veya"O,Utanmak"vs. vs. gibi ve daha fazlası örnek olarak verilebilir.
 

Dildir insanları toplumları toplum yapan, en büyük üretim, en büyük düşünme aracımız ve kişiliğimizi oluşturan. İki boy, tek atanın torunları farklılıkları ve birilerinin dayatması ile "sen A’sın o B aranızda dünyalar kadar fark var" sözlerine kulak asmayıp, nereden geldiğimizi ve bizi nerede tekrar bir kılacak çalışmalar ortaya koyarsak o zaman bütün dünya bizim önümüzde diz çöker. Geçmişini bilmeyen geleceğini de bilemez. Geçmişimizi iyi bilelim ki geleceğe sağlam basalım. Nereden geldiğimizi unutmayalım ki nereye gideceğimizi unutmayalım. Şunu da bilmeliyiz ki, dil yaşatılırsa, medeniyet yaşar. Daha güzel günlerde bir ve tek olma dileği ile.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.