Tehlikeli oyunlar: Yalnızlık

Göğsünün daraldığını biliyoruz. (Hicr, 97)
Yalın kelimesinden türeyen yalnızlık, etimolojik olarak, aslına bakarsanız, çıplaklık anlamına gelir. Yalın, çıplak, yaratıldığı gibi… Kelime, duygusal soslarla da harmanlanarak yanında kimse olmayan, ıssız, tenha gibi günümüzdeki anlamlarını kazanmış. Şairlerin sihirli mısralarında; bazen yüceltilmiş, bazen yerin dibine geçirilmiş… Bir erkeğe gölge, bir kadına köle olmuş… Kentin kalabalık ve kibirli sokaklarında hoyratça hırpalanmış… Bazen bir dervişe çile, bir Ebuzer’e müjde, bir Yusuf’a zindan, bir peygambere mağara olmuş…    Hasılı, insanlık tarihiyle yaşıt bir kavrama dönüşerek, insanoğlu için, cennet sürgününün en büyük ceza veya ödüllerden biri olmuş! 
**

Gerçekten çok tuhaf! Ceza ve ödülü, aynı anda bünyesinde barındırabilen başka bir duygu var mı acaba? Hz. Âdem, cennetten önce, tek bir nefis olarak yaratıldı; yalnızlık çekmesin, ünsiyet kurup gönül huzuru bulsun diye de eşi yaratıldı. Cenneti birlikte yaşadılar. Varlığı, bolluğu, sevgiyi, huzuru birlikte... Gönül huzurunun, cennetinin, eşinin, insanlığın annesinin dünyanın bambaşka köşesine sürgün edilmesi, Hz. Âdem için büyük bir ceza idi. Cennetten sonrası yokluktu. Yokluk tek başına yaşanabilir miydi? Varlığı mükemmel bir şekilde var eden, yokluğu da mükemmel bir şekilde var etmişti.
**
Yalnızlık, inzivaya bulunmaz bir gerekçedir. Bütün genişliğine rağmen bir münzeviye dünya dar gelir. Arayış arzından kovulan, elbette kaybolur. Bir daha kaybolmamak için aramaya başlar. Rabbini, eşini ve kendini arar. Bu ıssızlık, tenhalık, çıplaklık duygusu olmasa insanoğlu belki de ne Rabbini ne eşini ne de kendini arardı. Yalnızlık, bir bakıma, aramanın bütün gerekçe ve sonuçlarıdır. İşte Âdem’in yalnızlığının ödülü de budur: Biteviye aramak. Rabbini, eşini, dengini, kendini…
Yalnızlığın nimet mi yoksa külfet mi olduğunu, genelde, yaşarken bilemez insan. Nimet veya külfet olmasını sonucu belirler, yani bitişi. Niçin yalnız kalır insan? Tercih mi etmiştir yoksa maruz mu kalmıştır. Bazı şeylerin sonucuyken bazı şeylerin sebebi olabilir. Depresif bir boşluğa dönüşebileceği gibi, bir anlam arayışına da gebedir. Yani, ya iyileştirir ya da tüketir. 
**
Kentin günahkâr sokaklarından, kalabalıklardan, hayatını yaşa zırvalarından, kadın erkek ilişkilerinden, sanal şecaatlerden, ideolojik duyarsızlıktan, reel politikten ruhunu kurtarmaya çalışıp modern mağaralarına kaçan arayış neferleri bilmelidir ki; seçkin ayrılıklar, berceste yalnızlıklara namzettir. Her hüzün, bir hammaddedir. Bir köle gibi satılmış olmak veya zindanlara düşmek sultan olmaya engel değildir. Ateş yığınları serindir İbrahimlere. Aramak bulmaya, bulmak olmaya ulaştırır. Arayana yoksunluk vermez yalnızlık…
**
Aramaya devam edeceğiz, kalabalıklara karışmadan ve fakat bu toplumun bir parçası olduğumuzu bilerek aramaya devam edeceğiz. Fildişi kulelerden Kabe’yi göremesek de, yalnızlığı kutsamadan, Hiraları aramaya devam edeceğiz ve bileceğiz ki; kimse olmasa da Allah bizimle beraberdir. Elbette her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.
Kuşluk vaktine,
Karanlığı çöktüğü vakit geceye ant olsun ki;
Rabbin seni terk etmedi, sana darılmadı da…

İletişim: [email protected]


Önceki ve Sonraki Yazılar