Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

S/özün düşüşü

Sözün kıymeti düştü. Her an değiştirdiğiniz, bir anlamda esasını gizlediğiniz bir sözün değeri olur mu?

Gerçeklerin farklı veçhesi, değişik bakış açıları olabilir ama sürekli kılıktan kılığa soktuğunuz “sözlü” eylemlerle, bazen hakikat de kendi elimizle yalana dönüştürülmüyor mu?  

Varlıktan ses gelmiyor. Hükmünüz geçmiyor. Biz; hurma kütüğünün, canlı cansızın Güzel S(özümüzden) etkilendiğine, aşk ve muhabbetle cevap geldiğine, sözün canına, şifasına inanan insanlarız.

Son bir kaç aydır neleri konuştuğumuza, dinlediğimize, içinde bulunduğumuz meclislere bir bakalım. Şanlı isimler nelerle birleşiyor, kimler nelerle anılıyor?

Pudra şekeri yüklü gemiler, hiçbir şeyi temizlemeyen, sahibini aklamayan deterjanlar; arsız kul haysiyetsiz yüzleri kapatmış maskeli, kerih reklâmlar, bir zaman ki kanka mafya liderler; nasıl bir milliği(!), inancı barındırdığını anlamadığımız idareler; yazılı çizili söz düelloları, salvoları, çirkin kuşların çağırışları, aşağılamalar…

 Dillerden irin akıyor, söz arıtmıyor. Çalkantı, sarsıntı, belirsizlik, saçma, şiddet, bir çeşit cinnet, türlü illet…

Sıkıysa; kupkuru yavan, günü savan lâflarla millete, el âleme gel de sözünü dinlet!

Plan program, denge, istikrar, istikamet, ölçü, sevgi, edep gibi kelime ve kavramlar vardı bir zamanlar…

 “Sözünün eri” derdik; “el- Emin” sıfatını, lakabını hatırlayıp gönenirdik.

Şahsiyet nasıl tarif edilirdi. İtimat veren, yüksek manevî niteliklere sahip kişilikler nasıl yetişirdi? Şu an geçerli örneklere, piyasadakilere bir bakınız.

Alımlı cazibeli hikâyeler, menkıbeler okuması, nakletmesi kolay.

Güzel(ce) yazması,  yani devirleri aşacak, nesillerce anılacak yeni hikâyele, destanlar söylemesi, hayata geçirmesi iş.

Birinin elinin arkasında türbe önlerinde gezmesi büyük kabahat de;  adaletsizlik, peşpeşe patlayan, sıralanan, inkârı zor kimi yüz kızartıcı zincirli olaylar kime saygısızlık, hadsizlik?

Dinin muhtevasına, çatısına hakaret daha mı önemsiz, hafif?

Gerçekte, nelerin lâfügüzafını, söylemini tutup, binbir hevesle ilan edip yerleştiriyoruz. 

Ve en mühimi, Kimin Sözünü yere düşürüyoruz?

Fevkalâde mutedil(!) tavırlarla meydana çıkıp, gayet sakin, sanki hiç hata, kusur yokmuş, bazılarına “günah işleme özgürlüğü” varmış gibi hadiseleri perdelemek, daha alâkasız tarafa yöneltip, itham ederek yüklemek; yıpranmış lekelenmiş isimleri, yeni görevlerle ödüllendirmek neyin, hangi kutsî aklın eseri?

Akıl etmek, sadece seçim yönetim tutkusu, “dipsiz saltanatlar” cümlesi için mi kuruluyor?

Toplumdan yükselen feryatlar, hangi sorumluluk ve vazife sahiplerine?

Açılmış Pandora kutularının suçlusu, sadece bir asır öncesinin sakinleri mi?

Mütemadiyen bulduğumuz günah keçileriyle, kirli ağız ve Âsi kalplerle bu memleket nasıl kurtulur?

Türkiye vaktiyle İslâm ülkelerinin lideri bilinirdi. Aynı tespiti bugün gönül rahatlığıyla yapabilir miyiz?

Filistin, Doğu Türkistan.. nice mazlum ülkenin, halkın ahlarıyla mustaribiz, azaptayız.

Uyandır! Aydınlat! Sözümüzü, sesimizi güçlendir; selamete çıkar Ya Rabbi!

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum