Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

Recep Ayında Hedefli Yaşamak Üzerine

‘Din bir nasihattır’ denir. İnsanın iyiye teşvik ve kötülüklerden men edilmeye yönelik bir fıtrı yanı vardır. Kişinin melekî tarafı kuvvetliyse hayrı, iyiliği, güzelliği almaya meyillidir. Şeytânî yönü güçlüyse, iyiliğin semtinden geçmez, hayra kulaklarını tıkar, böyleleri kötülüklerin yanında zaman zaman da kötülüklerin tam tamına içinde olur. Artık durumuna göre. Rabb’im bizi doğru insanlarla berâber eylesin. Kendi dostlarından, hayırlı dostlar ve arkadaşlar versin inşaALLAH.

İnsan dâima hedefli yaşamalıdır. Hedef, kişiye yaşadığı hayattan zevk almayı sağlar. Aslında hedef bir değer kavramıdır.

Hedef bir değer ise, değerli hedefler nasıl bir kıymet olur bir düşünelim! Hedefsiz yaşayan insanlar zihinlerini, duygularını, fikir ve kanaatlerini toparlayamazlar. Böyleleri dağınık yaşarlar, yaşadıkları hayat sâdece anlık ve nefis eksenlidir.

Ama kendine hedef çizenin yönü ve rotası bellidir ve o istikâmette ilerler. Hedefsiz insan çapsız, sığ, oraya-buraya sürüklenir vaziyette değersiz bir hayat yaşar. Bu kişiler kendilerine dayatılan gündemlerden kurtulamazlar. Bu sebeple hedefli insanlar hangi sahada olursa olsun başarılı olurlar. Sol zihniyette olanlar dahi kendilerine hangi hedef koydularsa, o hedefe varmak için gösterdikleri çabalar sonucu amaçlarına ulaşırlar.

Bu anlayışı sağ cenaha koyduğumuzda, mâneviyat yolunda kendine hedef koyanlar, müstakîm bir yolda ilerler. Eğer hedef; ‘Yaratıcıya güzel bir kul olmak’ olursa bu ne mükemmel bir hedeftir! Bu kavram aslında, Kur’ânî bir kavramdır: Meselâ; müminin hedefi rızık kazanmak olursa ona, ‘imşû=yürüyün’ deniyor, namaz kılmak olursa, ‘fes’av=koşun’ deniyor. Hedef cennet olursa, ‘sâirû=acele edin’ deniyor.

Yine hedef, ‘Allah Teâlâ’ olursa, ‘Fe firru ilallah=Allah Teâlâ’ya bir tehlikeden firar edercesine koşun’ deniyor. Hal böyle olunca yüceler yücesi Rabb’ül Âlemin’in ayında hedef, O Kâinâtın Mutlak Hâkimine kendimizi takdim etmek, af ve bağışlanma dilemek, O’nu her şeyden fazla sevdiğimizi göstermek olmalı, kanaatindeyiz. O zaman Cenâbı Hakk’ın ayında diller, O’nu söylemeli, kalpler O’na yönelmeli. Allah Teâlâ’yı memnun edecek işleri hayâta koymalı, değil mi?

Hep söyleriz; ‘seven sevdiğini çok anar’, en çok Rabb’imizi sevdiğimize göre, O’nu çok analım ki, O’da bizi ansın. Yüce Kurânı Hakim’de: “Artık siz beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin, bana nankörlik etmeyin.” Buyruluyor. (Bakara, 152) Allah Teâlâ’yı anmak zikretmek dille, kalple ve dahi davranışlarla mümkündür. İnsan dili ile Hakk’ı zikrederken bir kenara çekilerek, kendini söylediklerine iyice vererek yapabilir bu hal kişiye muhteşem mânevi birikimler sağlar.

Ama zikretmek illa bu şekilde olmayabilir. Meselâ kişi herhangi bir işi yaparken dahi, kalben Hakk’a yönelir, dili ile sessizce Cenâbı Hakk’ı zikredebilir. Ancak böyle kişiler, pek tabi ki, hal, davranış ve sözleriyle zikir ehli olduğuna yaraşır hal üzere olmalıdır.

Her mümin Cenâbı Hakk’ın ihsan ettiği sonsuz, sayısız nimetlere şükretmesi, hamd etmesi, nankörlük etmemesi ondan beklenendir.

Kişinin Rabbi Teâla kendisine ne verdiyse, O’nun istediği şekilde kullanması, O’nun yoluna sarf etmesi Allah Teâlâ’yı hoşnut eder. Netice de müminin, hem dünyası güzelleşir hem de ahrette derecesi artar. İşte Cenâbı Hakk’ın ayında O’nu anarak, O’nu senâ ederek dilimizi doğrultalım, O’nun muhabbetini yüreğimizin merkezine oturtalım. Mesela, neler yapılabilir bu hususta?

İbnu Mes’ud (r.a)’den gelen bir hadisi şerifte; Rasûlullah aleyhissalâtu vesselam; her kim, ‘Estağfirullâh’ellezi lâ ilâhe illa hûvel-Hayye’l-Kayyûme ve etûbü ileyh’ –yâni: Kendisinden başka bir ilah bulunmayan, ebedi bir hayatla dâima diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olup kâinâtı yöneten Allah Teâlâ’dan beni bağışlamasını diler ve günahlarımdan tövbe ederim.’- Diye yalvarırsa, savaştan kaçmış bile olsa günahları bağışlanır.’ Buyuruyor. (Ebû Dâvud, Vitr 26, Tirmîzi, Daavat 118) Yine;

Müminlerin annesi Cüveyriye Bint’il Hâris (r.a)’den rivâyet edildiğine göre; Rasûli Ekrem bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, Hz. Cuveyriye namaz kıldığı yerde oturmakta iken, erkenden evden çıktı.

Kuşluk vakti tekrar eve döndü. Hz .Cüveyriye’nin hâlâ yerinde oturmakta olduğunu görünce; ‘Yanından ayrıldığımdan beri hep burada oturarak zikirle mi meşgul oldun?’ diye sordu. Evet denince; ‘Senin yanından ayrıldıktan sonra üç defa söylediğim şu dört cümle, senin sabahtan beri söylediğin zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından onlara eşit olur: Subhânallâhi ve bi-hamdihi, adede halkıhı ve rıza nefsihi ve zinete arşihi ve midâde kelimâtihi’ –Yâni; Yarttıklarının sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, arşının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allah Teâlâ’yı ulûhiyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamd ederim.’- buyurdular. (Müslim, Zikir 79/ Eb’u Dâvud, Vitir 24)

O halde kıymetli okurlar Rabb’imizin ayı olan Recep ayının ortalarına geldiğimiz şu mübârek günlerde ve de bilhassa Cuma gününde, Kâinâtın Mutlak Hâkimi’ni anıcı, hoşnut edici zikir ve tesbihatları dilimizden düşürmeyelim inşallah efendim. Hayırlı, bereketli Cumâlar diliyorum.


 


 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.