Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

Ramazan geldi

Çağdaş ve modern hayat, insanın fıtratını yok etme pahasına, herkesi birbirine benzetme adına, popülist kültürü zihinlere ve davranışlara var gücüyle pompalıyor. İnsanlar ne olduğunu, nasıl olduğunu bilmeden, âdeta akan selde sürükleniyorlar. Geçmişten bu yana sanâyileşme ile berâber gelen, mâneviyâtın hayattan sürülmesi hâdisesi, insanların ruh dünyâlarında onulmaz, tâmiri uzun seneler alacak tahribatlar oluşturmuştur

Günümüzde ‘ahretsiz bir dünya’ tasarlanıyor. İnsanın önüne, his ve duygunun, mâneviyat ve birikimlerinin hiç hesâba katılmadığı, tamâmen istek ve arzuların peşinde ömür tüketildiği bir hayat tarzı konuyor. Gerçek o ki, asrımızda bütün bir insanlık, ‘dünyevîleşme krizi’ yaşamaktadır. Maalesef uzun senelerdir beşeriyetin bütün insânî yönleri zayıflatıldı, kurutuldu, felç edildi. Bu büyük bir ahlâkî buhrandır. Neticede insan haramlarla arasına sınır koyamadı, edeb gitti, hayâ bitti, günah işleme sıradanlaştı, duyarsızlık, umursamazlık, merhametsizlik, vicdansızlık revaç buldu. Şimdi hevâ ve hevesleri peşinde ziyan olan bir insanlık var önümüzde… Hakikaten yazık oldu! Ancak bu acı tablo, bugünkü yaşanan sistemin, sonuç bilançosudur.

Halbuki geçmişten geleceğe şerefli mâzimizin bize miras bıraktığı, bir başka tablomuz vardır bizim. O tablo, ‘faziletler medeniyeti’nin inşa ettiği, dini, yaşantının merkezine alan, ahlâkî hamidiye sâhibi, dünyânın arkasından gıptayla söz ettiği bir hayat tarzıydı. Bu şerefli mâziyi oluşturan fertler, şahsi nefsleri, hevâ ve arzuları peşinde değil, onlar, ‘bütün bir insanlığı ihya’ prensibinden hareket etmişlerdi. Bizim de amacımız, sizlere mâziyi hikâye etmek, geçmişle övünmek değildir. Onlar nasıldı? Biz nasılız? Nasıl tekrar dirilebiliriz?’e cevap aramaktır.

‘Böyle bir zamanda, güçlü bir iman irâdesiyle nefsine hâkim olabilmek, kendini ve sorumlu olduğu insanları cehennemden koruyabilmek; nefis terbiyesini çok daha hayâtî bir zarûret kılıyor. Târihimize baktığımızda görüyoruz ki ecdâdımız, nefis terbiyesini, tekke ve dergahlar vâsıtasıyla toplumun âdeta kılcal damarların kadar teşmil edebilmişti. Bugün bu müesseselerden mahrum olsak da mümin, hiçbir ahvalde, mazâret ve bahânelerin ardına saklanmamalıdır.’ (Altınoluk dergisi, Osman Nuri Topbaş, Mânevî Terbiye Mektebi-Ramazânı Şerif, sayı: 364, sene:2016, s.32)

İşte şimdi şu demlerde, nefsi terbiye edebilme, gönlü diriltebilme mevsimi var önümüzde. On bir ay özlemle beklediğimiz mübârek Ramazan ayında; nice çorak kalpler mümbit bir hâle gelebilir, mânevî hayâtımız ihya olabilir, değil mi? Neden olmasın? Sene boyu bozulan his dünyâmız, Ramazan ayının ulvi zemininde ibâdeti taatlarla, zikrü tesbihatlarla, tevbe ve istiğfarlarla düzelebilir. Zira ibâbet, rûhu tâmir eder, onu yüce âlemlere kanat açtırır. Asil Kur’an’da: “Ramazan ayı ki, insanlara hidâyet rehberidir.” (Bakara, 186) Buyruluyor. Âyette vurgulandığı gibi, bu rahmeti engin ay, gafletten kurtulmanın, benlikten arınmanın, hidâyete erişmenin ayıdır. On bir aydır beklenen, Ramazan ayının kutsi gün ve gecelerinde yürekler Hakk’a açılır, ahlaklar kâmilleşir, kötü duygular ıslah edilir.

Yaşadığımız asrın menfîliklerine bulaşmamanın zeminini oluşturma adına, Ramazan ayının güç devşirme, rûhu arındırma, nefsi dizginleme temrinlerinden her Müslüman istifâde etmelidir. Nefsi eğitmek, hayırla donatmak rûha seviye kazandırır. Şu hakikat ki, insan rûhu fâni zevklerden çok, bâkî lezzetlere yönelmedikçe gönlü pozitif anlamda merhale kat edemez. Ramazan ayının feyizli zaman dilimleri, Müslüman’ın ruh dünyâsını ihya etmek için en kâmil demlerdir. Bu hususta Mevlânâ Hz. buyururlar; ‘Ramazan geldi, artık maddi yiyeceklerden elini çek ki, gökten mânevî rızıklar gelsin. Bu ay, gönül sofrasının kurulduğu aydır. Gönlün, bedenin hatâlarından kurtulduğu aydır. Gönüllerin aşk ve iman ile dolduğu aydır.’

Gönül, ruh, zikirle ihya olur. Âyeti kerimede buyruluyor ki: “Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (yâni her mekan ve her zeminde) Allâh’ı zikrederler.” (Âli, İmran, 191) Mümin yaşantısının hiçbir aşamasında Hakk’tan gâfil olamaz, o dâim Rabb’ini zikreder, fikreder. Müminin hayat rotasını, nefsi ve onun istekleri değil, din ve onun hükümleri çizer. Mümin istikâmet insanıdır. Zerre şaşmaz, kaymaz. Müslüman yaşadığı sürece, hem kendi hem çevresiyle olan münâsebetlerinde, İslâmî ölçülere riâyet ederek, başına gelen şeylerde imtihan üzere olduğunun idrâkı ile yaşamalı, elini-dilini-belini günahlardan korumalıdır. Peki, bu uyanıklık nasıl olacak? İşte mümbit, bereketli bir rahmet iklimi Ramazan ayındayız. Müminler olarak sene boyu büyük bir şevkle bekledik. Gönül testimizi doldurma zamânı şimdi. 

Mübârek Ramazan, orucuyla, iftarları, sahurları, terâvihleri, mukâbeleri ile ruhu hayırla doldurmak için mükemmel bir vasat. Câmiler, iftar sofraları, fakir-fukara hizmeti gönlümüze bayram ettirecek, içimizi aşkla, şevkle, heyecanla dolduracak mümine özel imkanlar. Ramazan, rûha güzel elbiselerin giydirileceği, en nezih ortamdır. Ne güzeldir Müslüman olmak! Mükemmel dînimizin, insanın hal ve ahvâline kalite katacak çok güzel temrinleri vardır. Denemeyen pişman olur. İnsan Ramazanla bedensel ve ruhsal yönde, en kâmil mânâda ihya olur. Ahlak güzelleşir, Ramazanda insan kötü bir davranış yapamaz Cenâbı Hakk’dan korkar, çekinir. Hep yardım etmek, ibâdet etmek, gönül kazanmak ister. Bunlar güzel ahlak sâhibi olmak adına, kişiye muhteşem güzellikler katar.

Ramazanınız ve cumâlar mübârek olsun. En kâmil istifâdeler diliyorum.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.