Pandemiye farklı bir bakış

 

 

Ünlü yönetmen Tarkovski’nin sözü kulağımda: ‘’Kendinizi, kendinizle zaman geçirmeyi yalnızlık sanmayacağınız şekilde yetiştirin.’’ Aslında yalnızlık bir velinimettir, anlayana. Bence pandeminin en büyük avantajı varsa o da; insanların, hayatı topyekün değerlendirebilmesine olanak sağlaması, bu sayede kendine yolculuk yapması, öte yandan toplum ve birey paradigmasını çarpıcı bir şekilde açığa çıkarması oldu. Etki alanının sadece sağlıkla sınırlı kalmadığı birçok stratejik ve kritik alana sıçrayan bu küresel krizin elbette ki psikososyal sürece de etki etmemesi beklenemezdi; yeni bir psikolojik vaka ortaya çıktı (koronafobi) . Bu bağlamda sanırım stresimizi yönetmemiz fazlasıyla önem arz ediyor.

**

Hayatımızı pandemi öncesi ve pandemi sonrası diye ikiye ayırdığımız bu mücadele; zannediyorum ki, düşünsel olarak ufkumuzun derinliklerinde birçok kapıyı araladı. Öyle ki, pandemi sonrasında sanatsal patlamaların yaşanabileceğine inanıyorum. Çünkü sanatçıların yaratıcılıklarını tam kapasite kullanabilmeleri için kendileriyle baş başa kalmaya ihtiyaçları vardır. Kültür-sanat kamu nezdinde en büyük birleştirici ve iyileştirici güçlerden biri olurken, bu durum; sanatçıları da eserlerini icra etmek hususunda körükleyen bir unsur oldu. Kitap okumaya olan ilginin arttığı da gözlerden kaçmamalı. Velhasıl, krizden fırsat yaratmak bizim elimizde…

**

Önceliklerimiz neydi, ne oldu? Kısa vadeli tüm planlarımızın üzerinde poyraz etkisi yaratan bu süreç, gözümde eli sopalı öğretmen imajı çiziyor zira ikisi arasında sadece ceza yöntemi farklılığı var ama ikisi de hayata dair önemli bilgiler aşılıyor. Devlet nezdinde bakacak olursak, sosyal devlet anlayışının önemini kavrarken, bilime muhtaç olduğumuzun da bilincine vardık. Dünya’nın 196 ülkesinde görülen bu salgın yaşamı adeta durdururken insanlığın doğaya yıkıcı etkisini de gözler önüne serdi; tüm dünyayı kasıp kavuran sosyal medya paylaşımlarıyla doğanın insansız nasıl düzene girdiğini de şaşkınlıkla izledik.

**

Bizim için çalışan tüm kamu sektörüne, -özellikle sağlık sektörüne- minnet duyduk. En önemlisi yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgi, her gün titizlikle açıklanan verilerle yanıbaşımızda çizildi! Peki neyin daha fazla farkındalığını edindik, dersiniz:

-Ölüm, çarpıcı bir gerçektir. Ölümü düşünmeye başladığınız an tüm felsefî olgular beyninizi çepeçevre sarmaya başlar, dahası; sorgulamak dürtüsü de dimağınızda büyüyüverir. Aldığımız her nefes için şükretmeli, yaşamın kıymetinin, bu zorlu zamanın süzgecinden geçerken ayırdına varmalıyız…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar