Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

MÜJDE VE HUKUKÇULARIN TEKLİFİ

Öncelikle ‘Karadeniz’in Sakarya havzasında bulunan doğal gaz kaynakları ülkemize ve milletimize hayırlı olsun’, diyerek başlayalım efendim. Yanı sıra bu tabi kaynaklarımızın keşfi için emek sarf eden, gâyet ciddi çalışmalarıyla vatanın enerji açığının kapatılması adına alın teri döken görevlilerimizi en baş katmanından, en son basamağına kadar tebrik ediyor, ‘Rabbim yollarını açık etsin’, diyoruz. Hakikaten hayır ve hasenatta dünyâda nerdeyse yarışılamayan Türkiye’ye, Mevla Teâla bereket imkanları sunuyor. ‘Şükrederseniz artırırım’ diyor. Mazlum ve mağdurların duâsı, hâlisâne vatan için çalışıp didinme çalışmaları semerelerini verdi, veriyor, verecek inşaALLAH. Durmak yok yola devam. Gelecek Türkiye’nin olacaktır Cenâbı Hakk’ın izniyle. Hamdolsun bugünleri gördük. Vatanı için gecesini gündüzüne katarak çalışan Türkiye sevdâlılarına selam olsun, kutluyoruz onları.

Efendim bilindiği üzere bir süredir ‘İstanbul Sözleşmesi’ni yazıyoruz. Yanlıştan dönülsün, değerlerimiz hafife alınmasın istiyoruz. Konuyla ilgili zevâtın bu işi enine boyuna ince eleyip sık dokuyarak neticeye bağlamasında yarar var. Yetkilerin yazılarımızı dikkate alması açısından daha söylenecek şeylerin olması hasebiyle bu yazımız da aynı konuyla ilgili olacak.

Bilindiği üzere bütün bir insanlığın en temel değeri ‘fıtrat’tır. Fıtratın bozulması insanlığın iflâsıdır. Aynı zamanda ‘fıtrat’ beşeriyete emânettir. Bu sebeple fıtratın korunması insanlığın devâmı için esastır. Fıtrat konusuna sâdece din veçhesiyle bakılamaz. Aynı zamanda fıtrat husûsu insan hakları kapsamı içinde yer bulur ve sınırları da aynı çerçevede belirlenen ana ölçülerdir. Fıtratın muhafazası tüm insanlığın görevidir ve kendi faydasınadır.

Pek çok araştırmacının dediği gibi biz de diyoruz ki, İstanbul Sözleşmesinde fıtrata aykırı hayat tarzının yollarını açıcı maddeler vardır. Böylesi bir hayat tarzı ne bizim toplumumuza ne de tüm insanlığın normal yaşadığı hayat biçimine yakışmayacak şekildedir. Daha önce bahsedildiği üzere bu sapkın davranışların serbest olmasını sağlayacak maddelerin, bizler toplum olarak iptal edilmesini istiyoruz. Aslında bu sapkınlığı özendiren hayat tarzının hemen hemen tüm cihetleriyle toplum genel ahlâki değerlerine tam tamına ters olduğu ortada iken bu işin bu kadar sürüncemede bırakılması hiç hoş değildir. Âcilen ve ivedilikle artık bu konunun çözülmesi lâzımdır.

Hep söyleriz eskiler yanlış şeylerin durmadan konuşulup ayyuka çıkarılmasını doğru bulmazlardı. Kendileri derhal çözüm üretirler ve gündemden kaldırırlar, insanların kafasına gereksiz, şeytâni şeyleri sokmazlardı. Bunca yazarlar, araştırmacılar, STK’lar, toplum halk kesimi ‘itiraz ediyor, çocuklarımız zehirlenmesin, ahlaksızlık evlerimizin içine kadar girmesin’ diye bas bas bağırıyorlar. Daha ne bekleniyor ki?

Sözleşmeden çekilelim istiyoruz ama eğer bu resmi olarak zor görünüyorsa o zaman yapıcı farklı adımlar atılabilir. Konuyu inceleyen hukukçular; sözleşmenin 72.maddesinde, ‘devletlerin sözleşmeyi değiştirme teklifinde bulunabilme hakları var’, diyorlar. Yine sağduyu sâhibi hukukçular; ‘Sözleşmenin kavramsal çerçevesinde fıtrata aykırı yorumlara kapatan teklifi, sözleşmeye taraf ülkelere gönderilmeli hatta dünya üzerinde bu konu tartışmaya açılmalıdır. Kadınları ikinci sınıf gören Avrupa târihinin karanlıklarından gelen feminist anlayışın mı yoksa fıtratı merkeze alan İslam düşüncesinin mi kadın hukûkuna daha anlayışla baktığını dünyâya anlatması için bu iyi bir fırsattır.’ Teklifinde bulunuyorlar. Kutluyoruz kendilerini. Biz de aynı fikirdeyiz. Avrupa’nın bağnaz, köhne, yanlı, çıkarcı bakış açısıyla gelinen nokta ortada. Kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşmüş durumdalar. Hatta bu sözleşmeyle battıkça batıyorlar. Bu arada kendileriyle birlikte onların peşi sıra gidenleri de batırmak ve bitirmek niyetindeler. Ve bundan da zerre sıkılmadıkları gün gibi ortada! Bu dehşetengiz bir sorumsuzluktur bize göre.

Türkiye bu tür bir sözleşme değişikliği teklifinde bulunduğunda kabul edilip edilmeyeceği meçhul ama olsun. Türkiye’nin böyle bir girişimde bulunmuş olması bir defa dînen ‘emri bil mâruf’ yapması demektir ki, bu dünya çapında muhteşem bir şeydir. Diğer taraftan Türk halkının ahlâkî duyarlılığını gözler önüne serecektir ve bu ahlaksızlık vesikası tüm dünyânın gündemine taşınacaktır. Kimse itibar etmese bile yalnızca bu teklif algı olarak Avrupa’ya ve dünyâya bir ‘ahlak manifestosu’ olarak yeter de artar bile. Biz inanıyoruz ki dünyâda bu ahlaksızlık durumundan hoşlanmayan insanlar da var. Onların zihninde İslam düşüncesinin sâdece algısını bırakmamız bile bizim değerlerimizin yansıtılması adına mükemmel bir fırsat olacaktır.

Sonuçta onların bizim teklifimizi reddetmeleri, bizim endişelerimizin haklılığını gösterir böylece kolayca sözleşmeden çekilebiliriz. Böyle bir girişim haklılığımız ortaya koyucu, doğruyu duyurucu, ahlaksızlığı ifşa edici güzel bir yatırım olur. Haydi iş başına…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum