Misket bombası

Bir başka ülkeye, bir başka denize gideceğim,

Bundan daha iyi başka bir kent bulunur elbet.

yazgıdır yakama yapışır neye kalkışsam

ve yüreğim gömülü bir ceset sanki. (Kafavis)



Bu yazı hiçbir şeyden haberi olmayan, içinde bulunduğu coğrafyada vahşeti, kanı, kötülüğü, tahakkümü, savaşı, bombayı, mayını, silahı, zulmü gören çocuklar için yazılmıştır.  
Ağlatmayın beni, benim daha gözyaşlarımı silecek ellerim bile yok... (mayın patlamaları yüzünden elini kaybetmiş bir çocuğun sözü) 

Ben Filistin'de doğdum, ben Kabil’de doğdum, ben Şam'da doğdum. Ben Arakan’da doğdum.
Bizleri gökyüzüne bakmaktan, yavru kedilerle oynaşmaktan, çocukluğumuzu yaşamaktan mahrum ettiler. 

Misket oynayamadık, çünkü üzerimize misket bombaları yağıyordu. (Terör devleti İsrail’in kullandığı bomba, Misket bombası, yüzlerce küçük bombadan oluşuyor. En büyük tehlikesi ise bombaların tamamının yere düştüğünde patlamaması. Saldırı sırasında patlamayan bu parlak ve sarı renkteki küçük bombaların kurbanı ise genellikle ne olduklarını bilmeyen küçük çocuklar oluyor. Bu bombalar, mayınlar gibi yıllarca fark edilmeden düştükleri yerlerde üzerlerine basılmayı bekliyor.)
Saklambacı akranlarımızla, arkadaşlarımızla değil, zalim ve terör devletlerinin silah ve askerlerinden saklanarak oynadık. 
Annemi gördüm, kucağında kardeşimle dikenli tellerin arasından yara bere içinde geçmeye çalışıyordu. Üzerine namlular doğrultulmuştu. Dikenler yüzüne batmıştı geçerken, kan damlaları kardeşimin başına damlıyordu.
Babamı gördüm zalim askerler tarafından gözümün önünde dövüldü. 
Bunlara rağmen beni güldürmeye, benimle ilgilenmeye çalışıyordu.

Silah sesleri, kurşun izlerini görmeyim, duymayayım diye bana şarkı söylediler. Bizler şarkıları bunun için dinlerdik. Duymamak için…

Bizleri dövüp tutukladılar. Hiçbir şeyden haberimiz olmadığı halde hapishanelere attılar. Babam “oğlumu görmeme izin verin, bırakın oğlumu”, diye bağırırken kendisine küfürler edilerek şiddet uygulanıyordu.

Cuma namazından çıkarken ses bombası attılar, mermilerle saldırdılar. Kırmızı rengini sevmiyordum artık. Üzerime sıçrayan kanların rengini…

Babamı gizli istihbarat teşkilatı kaçırdı, ona terörist dediler, ülkelerinde sorgulayıp işkence ettiler. Soğuk bir gecede çıplak bir halde bırakıp beton bir duvara zincirlediler. Cenevre sözleşmesinden bahsediyorlardı, cesedini bize iade etmediler. Babamı öldürdüler. Cesedi ortada yoktu. Yaptıklarının insanlık dışı olduğunu kendi hükümetleri de bildiği halde bir şey yapılmadı. (Gül rahman)

Çocukluğumuzu yaşayamadık! Ve bu dünyayı bize zindan edenlerin dünyaları başlarına yıkılsın. Ve bize yapılan zulümleri güçleri varken sadece kınamakla yetinenleri Allah bilmektedir. Bizlere dua edenleri, zalime karşı yanımızda duranları Allah bilmekte ve görmektedir.

Müslüman olduklarını söylüyorlardı. İnananlar kardeştir, diyorlardı. Bu nasıl bir kardeşlikti ki burada çocukları, kardeşlerimizi öldürürken ses çıkarmıyor, gücü oldukları halde yardım etmiyorlar, sadece kınıyorlardı?

Bizde zeytin ağaçlarının gölgesinde huzur ve güven içinde silah seslerinden, annemizin babamızın acılar içinde feryat etmeden yaşayabildiği bir başka ülkede, bir başka kentte yaşamak isterdik.

Bizde sizlerin ülkesinde olduğu gibi yavru kedilerle oynaşmak, arkadaşlarımızla ölmeden oyunlar oynayarak çocukluğumuzu yaşamak isterdik.

Buna engel olanları, buna engel olanlara engel olmayanları Allah bilmektedir, görmektedir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
3 Yorum