Korona'nın Konyalı ile imtihanı

Geçen gece bir rüya gördüm ki sormayın. Hayır hayır,  tabi ki sorun; sorun da anlatayım. Ama önce bir “Allah hayra getirsin.” diyelim hep birlikte. Duamı da aldığıma göre gelelim rüyaya : Efendim, rüyamda iletişim fakültesi son sınıfta okuyorum. Bitirme tezim için de Korona ile röportaj yapmam isteniyor. Bu imkansız deyip başlıyorum kara kara düşünmeye. “Ben nereden bulacağım Korona'yı, hem diyelim buldum, nasıl ikna edeceğim röportaj için? Bitmeyecek bu okul anlaşılan!” 

Neyse,  ben böyle üzüntü ve çaresizlikle mücadele ederken gribe yakalanıyorum. Günlerce yatak döşek yatıyorum. Babaannemin şifalı çorbaları,  ıhlamur, zencefil derken bir hafta sonra iyileşmeye başlıyorum. O esnada sevgili (!) influenza (grip) virüsüm:

“Elimden çok çektin be Sevgi,  var mı benden bir dileğin? “ diyor. Garipsiyorum, bir virüsten ne istenir ki?! Bir daha gelme bana mi desem acaba diye düşünürken , Arşimet  misali “Evreka” diye bağırıyorum. Buldum, buldum! Beni Koronagillerden biri ile tanıştırmasını istiyorum, ne de olsa akrabasınız diyerek. Önce tuhaf tuhaf yüzüme bakıyor, bu kadın kafayı yemiş dercesine. Sanki kendinin bana isteğimi sorması normalmiş gibi! Neyse ki kabul ediyor isteğimi, nasıl mutlu oluyorum anlatamam. 

Üç gün sonra sabah saatlerinde kapının zili heyecanlı heyecanlı çalıyor. ( Tuhaf mı geldi öyle çalması? Acı acı çalıyor deyince inanıyorsunuz ama.) Kapıyı açmaya giden babaannemin,  “Kim o? “ dediğini duyuyorum. Dışardaki ses: “Ben Korona!” diye cevap veriyor. Bunu duyan babaannem terliği kapıp,  “ Vurgunu yiyin gelesice,  gavurun dölü. Sensin ha! Git burdan Allah alasıca! “ diye başlıyor bağırmaya. Kapıya koşuyorum hemen. “Babaanne dur, bağırma.  O,  benim misafirim. Sen kenara çekil hele.” diyor ve kapıyı açıyorum. Babaannem elinde terlik öylece kalakalıyor.

Misafirimi balkona götürüyorum. Tokalaşmıyoruz tabi, sosyal mesafe de önemli! Korona’nın bana ayıracak çok vakti olmadığını öğrenince hemen röportaja geçmek istiyorum. Bu arada babaannem gözleri fal taşı gibi açılmış bir vaziyette,  elinde terlik; hem salavat getiriyor hem de uzaktan bizi izliyor. Biz de başlıyoruz sohbete: 

_ Öncelikle hoş geldiniz Bayan Korona,  beni kırmayıp davetime icabet ettiğiniz için teşekkür ederim. (Bu esnada babaannem, “ Milleti gırıp geçirdi ama gara yire giresice, depesi üstü gelesice, siydi vakasına uğrayasıca!”diyor. Babaanneme, yalvaran gözlerle bakıp susmasını istiyorum. Röportaja devam ediyorum.) Nasılsınız? 

_ Hoş buldum,  çok iyiyim. Nasıl iyi olmam ki, tüm dünyayı dolaştım. Benim olma ihtimalim olan her yer boşaltıldı; her yer, her şey bana hizmet ediyor! 

Dedikten sonra şuh bir kahkaha atıyor. Ama o anda atılan tek şey kahkaha olmuyor! Babaannem avını 12 den vuran avcı misali terliği fırlatıyor ve Bayan Korona’yı oturduğu sandalyeye yapıştırıyor. Bir taraftan da üzerine kolonya döküyor, öldürdüğünden emin olmak istercesine. 

Sonra sahne birden değişiyor ve  babaannemle, Konyalım türküsü eşliğinde penguen dansına başlıyoruz. 

“Hey heeeeeeeeyyyy

Hani ya da benim elli dirhem koronam koronam

Üç kez vursam koronayı avlasam of of

Konyalım yürü 

Yürü yavrum yürü,  fistanını sürü 

Şimdi de geçti burdan Konyalının biri” 

Hayır diyelim hayır olsun inşaAllah. Kim bilir belki Korona’nın  sonu yakındır. Kim bilir belki aşıyı da bir Konyalı bulacaktır. Kim bilir? Kimse bilmez. Ama bildiğim bir şey var,  artık benim geceleri uyurken üzerimi sıkı örtmem lazım.  Anladınız siz onu! ;) Hadi o zaman penguen dansına. Konyalım yürüüüü....Nam-ı diğer Seyyahedibe

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.