Korkularımız

Korku nedir? Tarifi var mıdır? Ölüm korkusu, yalnızlık korkusu, kaybetme korkusu yükseklik korkusu vs. bu listeyi uzatabiliriz. Bu gün üzerinde durmak istediğim korku bunların hiçbiri değil. Farkında bile olmadığımız bir korku belki de. Fikirlere duyulan korku, asıl korkmamız gereken cehaletken hem de. Kime sorsak özgürlükten, demokrasiden, haktan ve adaletten dem vurabilir, methiyeler dizebilir. Ama yaşamaya gelince ara ki bulasın özgürlüğü. Özellikle söz konusu fikir beyan etme özgülüğü olduğu zaman müthiş bir linç ve kısıtlamalarla karşı kaşıya kalabiliyoruz. Ben bu durumun düşüncelere duyulan korkudan kaynaklandığını düşünüyorum. Aksi takdir de yaşı sekseni aşmış, yaşamı boyunca güzel eserler üretmiş, birçok insanın gönlüne dokunmuş bir şairden neden korkar ki insan? 

**

Anlam veremediğim şeylerden biri de bu olmuştur. Tarih boyunca hayatta olan veya ebedi yaşamına göç eylemiş şairleri, yazarları bir türlü rahat bırakmayışımıza şaşıyorum. Onlar belli acılarla yoğurulmuş, duyguları göğüs kafesine sığmadığı için dizelere dökülen ve araştırın göreceksiniz hep bir çilenin tortusuyla yaşamış, yaşamakta olan insanlar. Hayatında hiç Nazım Hikmet okumamış biri onu vatan haini olarak -vicdanı bile sızlamadan-ilan edebiliyor. Necip Fazıl’ın bir satırını bile görmemiş bir insan ona “gerici” diyebiliyor. Sezai Karakoç, Allah hayırlı ömürler versin hala hayatta ve gidip kendi ağzından düşüncelerini dinlemek varken zalimce linç ediliyor sosyal medyada. 

**

Israrla anlamak istemediğimiz şey şu ki, insanları düşüncelerinden dolayı yargılamak bizim haddimiz değildir. İnsanları okuduklarıyla, dinledikleriyle, izledikleriyle ayrıştırmak barbarlıktır bence. Görüşümüze uysun uymasın her kitap okunmalı, ezgisi kulağa hoş gelen şarkılar dinlenmeli. Ama bizim içimizde öyle bir korku var ki. Bilen bilir tarih de yazmıştır okuduğu şiirden dolayı hapis yatan siyasetçileri, “dünya dönüyor” dediği için öldürülen felsefecileri. Bizim korkumuz bu insanların etkilediği çevrenin kurulu bir düzeni değiştirebilecek güce sahip olmasıdır. Evet, doğrudur aslında. Şiir okuyan insanlar duyguludur, içlidir hassastır. Kimseye bir zararı dokunmaz. Büyük bir dünya görüşüne sahiptir, ufku geniştir. Biz içine sıkışıp kaldığımız puslu camlar ardındaki dünyamızın aydınlanmasından korkuyoruz. Size empoze edilen; “Güçlü olan haklıdır.” Oysa işin aslı şudur ki; “Haklı olan güçlüdür. ”

**

Şimdi ön yargılarımızı, değişim korkularımızı bir kenara bırakalım. İnternetten bir şiir açıp okuyalım. Nazım Hikmet’den “Tahir ile Zühre”, Necip Fazıl’dan “Kaldırımlar”, Sezai Karakoç”dan “Monaroza” Orhan Veli’den İstanbul’u Dinliyorum”… Hissederek okuyun, yaşayarak okuyun. Sonra tekrar düşünün fikirler kokmak için mi yaşamak için mi? Bütün bu insanlar ve eserleri bizim manevi değerlerimizdir. Kültürümüzün birer parçasıdır. Zaten Anadolu kültür mozaiğinden oluşan inci değil midir? MONAROZA…

İyi ki bilmiyor kalabalıklar
Yağmura bakmayı cam arkasından
İnsandan insana şükür ki fark var
Birine cennetse birine zindan
İyi ki bilmiyor kalabalıklar

…Sezai KARAKOÇ

Önceki ve Sonraki Yazılar