Kız halaya

Bir çocuk var. Tabi ilkin erkek olduğunu düşüneceksiniz onun. Çünkü erkek çocuktan, yalnızca bir ‘çocuk’ diye bahsedilir genelde. Fakat bu çocuğun cinsiyeti kızsa, ‘kız çocuk’ denilir. Yazıyı yazan ve kendi çocukluğundan bahsetmek isteyen bir yazar örneğin, kadınsa eğer, “ben küçük bir kızken” diye başlar cümlesine çoğunlukla, dikkat ederseniz. Herhalde işe bir sevimlilik ve bıcırlık katılmak isteniyor böyle yapılarak. Çoktan kabul görmüş bir ‘küçük kız’ tatlışlığını kullanmak lazımdır ki, muhabbet, hoşgörü ve şevkat duyguları daha kolay okşanabilsin, okuyucunun yüreğinde. Oysa çocuk sözcüğünün bir cinsiyeti yoktur bana göre. Henüz açığa çıkmamış, gününü bekleyen bir potansiyeldir cinsiyet onlarda, yalnızca. Neyse. Artık konuya girelim, daha fazla dağılmadan. Çocuktan bahsedelim.

O sırada yanında annesi var. 7 8 yaşlarında olsa gerek, bu ‘kız çocuğu’. İlk bakışta kesinlikle annesine benzetirsiniz onu. Konuşma tarzı, mimikleri ve verdiği tepkileri bile annesininkiyle hemen hemen aynı. Saçlarını toplama şekli bile. Yukarıdan bağlanıp tutturulmuş alelade bir topuz… Tabi en çok annesiyle vakit geçirdiği için bu dış faktörleri de bire bir ondan kopyalayıp benimsemesine hiç şaşırmamak lazım. Yüz şekli de benziyor, hem. İnce hatlara; küçük ve biçimli dudaklara ve kalkık, güzel bir buruna sahip. Hani ikisini hiç yan yana görmemiş, uzaktan bakan bir yabancı olsaydım bile, bu ikisinin anne ve kız olduğunu rahatça seçebilirdim. O derece.

Yalnız bu çocuğun halasını da tanırım ben. Zaten asıl halasıyla yakın bir arkadaşlık ilişkim vardır.

Bir gün yeğeniyle yan yanalarken, hiç çaktırmadan yüzlerini inceledim, ince eledim ve dikkatlice kıyasladım. Kızın o zaman ‘aslında’ kime benzediğine karar verdim. Bu çocuk, annesinin evladı olmaktan daha çok, halasının yeğeniymiş meğer. Anladım. Bu kanıya nasıl vardığımı anlatacağım şimdi.

Her insanın sahip olduğu haritalara baktım, yüzlerindeki. Çocuğun yüzeyde ve ilk bakışta annesininkini hatırlatan suratında, derinlere inildikçe, aşağılara gidildikçe, halasınınkiyle aynı rotaların çizili ve işaretli olduğunu fark ettim! Tabi en başta seçilen engebeler, çukurlar, dönemeçler ve ebatlar bakımından görünüşünü ve fiziki coğrafyasını kesinlikle annesinden alan çocuğun yüzündeki ‘esas’ harita, halasınınkiyle aynı adrese çıktı. Koordinatlar bire bir olarak, tamı tamına aynı noktaya varmıyordu elbette ama aradaki fark ve mesafe, birkaç kilometre öteyi geçmeyecek şekilde konumlanmıştı yüzlerinde. Koskoca bir dünya atlasında, yalnızca birkaç kilometre uzaklık nedir ki?

Sonra aradan yıllar geçti. Ne zaman geçmemiş ki? Çocuk, 17 18 yaşlarındaki bir ‘genç kız’ olmuştu artık. Gününü bekleyen o cinsiyet, can bulmuştu. Hayatının nevbaharında, en fazla ilk yazındaydı.

Herkeste olduğu gibi, onu da şahsına münhasır yapan, benliğine ve kişiliğine özgü detayların tohumu çatlamış ve filizlenmeye başlamıştı artık. Eskiden lastik bir tokayla kafasının tepesine bağlayıp düğümlediği gelişi güzel topuz, oralarda hiç görünmez olmuştu şimdi. ‘Kendi’ istediği şekilde, uzun saçlarını salık bırakmıştı…

Anneyle ve özellikle de halayla olan arkadaşlığımız hiçbir kesintiye uğramamıştı bir de, aradan geçen bu 10 senede. Yıllar önce yaptığım o kıyas ve tespitler, hala aklımdaydı…

Gün yüzüne çıkmıştı daha doğrusu, tüm bunlar. Kızın tepkileri, mimikleri ve konuşma tarzında da, saç toplamasındaki -ya da toplamamasındaki- değişim, ayan beyan görünür bir hale bürünmüştü. Tabi coğrafya en fazla ne kadar değişebilir bir insan ömründe; hala annesine benziyordu bizimki. Yalnız, yüzündeki gömülü ve derinlere işleyen o haritada biraz yol alınmıştı, gördüğüm kadarıyla. Kız büyük ihtimalle farkında bile değildi, halasının ayak izlerini takip ettiğinin. Belki hiçbir zaman anlamayacaktı da. Fakat pusulanın ibresi, yine halayı işaret ediyordu. Güneydeki anne, her ne kadar daha ‘sıcak’ olsa da, hiçbir zaman kuzeyi göstermekten vaz geçmeyen, o son sözün sahibi pusula…

Sonra annesi geldi yanımıza. “Kızım!” diye bağrına bastı onu;ho günlerdir halasında kaldığı için özlediği kızını. Saçındaki lastik tokayı önce bir çıkartıp, topuzuna yeniden hayat verdi özensizce. Görümcesine dönüp, “salık saç sana çok yakışıyor.” Dedi. “Zaten saçlarını hiçbir zaman bağlı görmedim ben”.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum