Hüzeyme Yeşim Koçak

Hüzeyme Yeşim Koçak

Kabuklar

Kendini savunacağın, adanacağın; yüklenip, geleceğe taşıyacağın, nesillere armağan edeceğin hiçbir kutsalın gelişip, hayat bulmasın…

Ne o, ne bu. O değil şu… Birbirini tekzip eden, yıkan, lânetleyen görüşler. Ki ortada hiçbir şey kalmasın, hiçbir kaide, ahlâki değer yaşamasın.

Dünya böyle anlamsızsa, boşsa; ne için çaba gösterilsin, uğraşılıp, mücadele edilsin.

Her şey satıhtadır, kabuktadır. Soyulunca, kırılınca söz de, öz de bırakılmasın.

Gücü eline geçirmeye gör, temsilin, iyi numunelerin de önemi bulunmaz. Örnekleri, kavramları, değerleri durmaksızın değiştirebilirsiniz. 

Zaten her durumda, ne pahasına olursa olsun, rol model, baş tercih, ebedî seçenek sizsinizdir.

Bütün yollar, avuntular, uzanan kollar, çılgın rüyalar size çıkmalıdır.

Gençlik zamanlarımızda; vatanını milletini seven, manevî kıymetleri sahiplenen kimselere karşı ayrı bir güven, sempati duyardık.

Onlara yöneltilen ithamlara itiraz etmekle epey bir vakit geçti. Söz gelişi ülkücü-mafya söylentileri bizi üzerdi.

Şimdi bakıyorsunuz, hayal bile edemeyeceğiniz ağızlardan, mafya liderleriyle yol arkadaşlığı, dostluk vurgusu yapılıyor.

Yıllarca, kandırılmış gençlere yazıklandık. Meğer kimler kimler, hem de seri şekilde aldatılırmış.

Devlet sırrı önemsenirdi. Ser verilir, sır verilmezdi. Acaba, Kozmik odalara, hangi kılavuzlarla girilirdi.

Senelerce basın yayına, sinemaya, edebiyata hâkim olan ağzı salyalı, çirkin, namus düşmanı muhafazakâr tiplemesine tepki koymakla, kınamakla ömür bitti.

Rüşvete haram dedik. Liyakat, ehliyet, adalet diye ünledik.

İstiklâl vurgusu yaptık, Haçlıya savaş ilan ettik. Tanrı-Hıra dağlarınca hedef büyüttük.

Fakat bakıyorsunuz bunların âdeta hiç ehemmiyeti yokmuş. İlkeler yerle bir, herkes birbirine fütursuzca saldırıyor.

 Kimin nerde olduğu, neye göre hareket ettiği, çizgisi belli değil. Her şey kirletiliyor, çürüyor, geride kalıyor.

Zil zurna sarhoş âdemler gibi, sağa sola gidiyor, ona buna çarpıp duruyor, etrafa lâf atıyor, omuz vurup, sarkıyor.

Sonra kalkıyor, takla atıyor, nara atıyor, en mühimi “kafa” atıyor(sunuz).

Müslümandan terörist olamaz, bunlar münferit şahıslardır diye düşündük.

Ancak gözümüze sokuluyor ki, birilerinin âleti de olsalar, pekâlâ mümkünmüş, pekâlâ zemin bulur, kabul görür ve fert, ülke, dindaşlık gözetmeksizin üstümüze yürürmüş.

En azından böyle korkunç bir görüntü verilir, güvendiğiniz dağlara karlar yağar, tehlike katmerlenir...

Bütün inançlar sömürülür, alaşağı ve ziyan edilirken; aslında hayat da mânâsızlaştırır, tüketilir.

Esasen üste çıkan, suretler, öndekiler kimler olursa olsun, uluslararası egemen güçlerle de paralellik, uyum görülür.

Özgüdümle (!) eşgüdümle siyaset yürütülür. Kabuklar, dışla örtüşür.

 Sadece fikirler, mefhumlar yüzeyde, kabukta kalmaz. Bazı kişilikler, ruhlar da, kendi gibi kabuklarla birdir.. öpüşür.

Elbette, bir gün kabuklar da kurur. Dağılır, paramparça kalır.

Meydan; gerçek temsillere, yüksek hakikate kalır.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.