Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

İslam bir bütündür (2)

 

İslâm dininin, muamelat, ukûbât münâkehât ile ilgili nassları da evrenseldir. Çünkü İslâm, barış ve esenlik dinidir. Bu yüce dinin gönderiliş gayesi, bütün dinlere üstün kılmak suretiyle barışı ve adaleti sağlamaktır.

Allah (c.c.) şöyle buyurur: “O, Peygamberini hidayet ve hak din ile gönderendir. (Allah) o hak dini bütün dinlere üstün kılmak için (böyle yaptı); şahit olarak Allah yeter.” (Fetih, 28)

İkincisi, ulusalcılıktır. Ulusalcılık, ümmet-i Muhammed’in tevhidine ve siyasi birliğine karşı çıkmak, demektir. Bu sebeple ulusal devlette, din, tanrı ile kul arasında bir şeydir. Din vicdan işidir. Dolayısıyla dinin fert ve toplum hayatında bir yeri yoktur. Yani dinin fert ve toplumun hayatına yansıması kabul edilemez. Ayrıca ulus devlette din, devletin tekelinde olur. Mesela Mısır devrik Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek zamanında el- Ezher Üniversitesi’ne (al-Azhar al-Šarīf) faizin hükmü sorulur. el- Cevap: “Lehinde mi aleyhinde mi hüküm verelim.”

Prof. Dr. Fehmi Baykan bu konuda özet olarak şöyle demektedir: “Şer’i denen kuralların ancak çok az bir kısmı Kur’an’daki hükümlerden oluşur. Şer’i denen kuralların çoğu Kur’ani değildir. Zaten Kur’an’da kanun hükmü tarzındaki ceza hukuku, medeni hukuk kaideleri çok az ve sınırlıdır. Kur’an bir kanunname değildir. Şer’i hukuk tabir edilen, fakihlerin geliştirdiği kurallardır. Bunlar, Müslüman memleketlerinde farklı olduğu gibi mezhepler itibariyle de farklıdır (fıkh-ı Hanefi, fıkh-ı Malikî, fıkh-ı Şafiî gibi). Doğrusunu isterseniz, fıkıh kurallarının kısmı azamisi (la teşbih) laiktir, dünyevidir, bunların çoğu Kur’anî değildir.

Kur’an’da medeni hukukla (miras, evlenmeye ehil v.s.) ilgili ceza hukukuyla (cinayet ve ölüme sebebiyet verme, hırsızlık, zina iftirası gibi) ilgili çok mahdut hüküm vardır. Sadece Kur’an’daki kanunname tarzı hükümlerle iki haneli bir mezra bile yönetilemez. Kur’an bir kanunname olarak hiçbir zaman yetmemiştir. Bu yüzden, daha Peygamberin zamanından başlayarak (Müslümanların ona danışması) sünnet, icma-i ümmet, kıyas-ı fukaha ile kurallar ihdas etmiştir. Dini hukuk diye, İslâm hukuku diye büyüttükleri büyük ölçüde efsanedir. Ben bu hukuku dinî görmüyorum. Yetkililerin Kur’an-ı temel veya nihai otorite almalarının sebebi, kendi koydukları kuralları meşrulaştırma gayretidir. Her kanun koyucusu yasama faaliyetini meşrulaştırmak ister.” (Demokrasi, Laiklik Ve Teokrasi (Şeriatçılık) Üzerine Bir Derkenar. s.34.)

Ey zavallı adam! Söylediğinin bir mesnedi var mı? “işkembe-i Kübra’dan atıyorsun. Koskoca İslam tarihini görmezden gelerek böyle saçmalıyorsun.

Kur’an-ı Kerim şöyle der: “Allah inananların velisidir. Onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkâr edenlerin velileri ise tağûttur. Onları aydınlıktan karanlıklara sürüklerler. İşte onlar cehennemliktirler. Onlar orada temelli kalacaklardır.” (Bakara, 257)

Söyle bakalım: Beşeri hukukun ürettiği seküler hayat, kapitalizm, komünizm, faşizm ve diğer ideolojiler, insanı selâmete çıkarabildi mi? Kapitalizmin vahşiliği ortadadır; çünkü kapitalizm yapısı gereği faiz, kumar, fuhuş gibi sektörler vasıtasıyla dünya gelirinin yüzde 90’nını elinde toplamaktadır. Bunu öngören Batı hukuku modern ve çağdaş hukuk oluyor da; “…Servet, sizden zengin olanlar arasında dönüp- dolaşan bir devlet olmasın…” (Haşr, 7) buyuran ve gayrimeşru kazanç yollarını yasaklayan Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu İslâm hukuku niçin büyük ölçüde efsane oluyor?

Müşrikler, Kur’an-ı Kerim’e esatir derlerdi. “İçlerinden, (Kur’an okurken) seni dinleyenler de var. Onu anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler (gereriz), kulaklarına ağırlık koyarız. Her türlü mucizeyi görseler de onlara inanmazlar. Hatta tartışmak üzere sana geldiklerinde inkâr edenler, “Bu (Kur’an) evvelkilerin masallarından başka bir şey değil” derler.” (En’âm, 25)

Kur’an-ı Kerim bir kanunname değil,” doğrudur. İslâm hukukunun ana kaynaklarından biridir. Bu hukukun ikinci ana kaynağı sünnet’tir. Müçtehitlerin görevi, bu iki ana kaynaktan faydalanarak hukuku ortaya koyup geliştirmektir.

Abbasiler devrinde hukuk kanunlaştırılmak istenmiş; fakat İmam-ı Malik, (d.h.90 / 709; ö. h.179 / 795) içtihat hürriyetini kısıtlayacağı endişesi ile bu öneriyi kabul etmemiş ve o günün halifesinden çeşitli bölgede yaşayan insanların benimsediği hukuk kurallarına müdahale etmemesini istemiştir.

Resul-i Erkem (sav.) Efendimizden beri yapılan iş budur. Beldelerin ihtiyaçları ve sorunları aynı olmaz. Bu sebeple kanunlaştırılmış bir hukuku bütün bölgelerde uygulamak doğru olmaz. Bunun idrakinde olan İngiliz Arnold Joseph Toynbee (d.1889 /ö. 1975) şöyle der: “Ekonomi alanında, serbest yatırım ile sosyalizm arasında uzlaştırıcı (yer ve zamana göre değişebilme esnekliğine sahip) çalışma düzenleri bulun…”

Fıkıh kurallarının kısmi azamisi laik değil, hepsi Kur’anidir. Çünkü fıkıh kuralları Kitap ve Sünnet ışığında ortaya konmuştur. Sahabenin sözleri de, icraatları da hadis kabul edilir. Bu itibarla, ‘Hulefa-i Râşidin’ denilen dört halifenin icraatları da sünnete dâhildir. Kur’an’daki kanun hükmü tarzındaki ceza hukuku ve medeni hukuk kaideleri az değil, kıyamete kadar yeterlidir.

Yukarıda geçen ayet-i kerimede ifade edildiği gibi “Servet, aranızda zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın” buyrulmaktadır. Bu hükmü geliştirmek müçtehitlerin görevidir. Bir misal daha verelim: “Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah’ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.” buyrulmaktadır. (Enfâl, 60)

Sahabe-i Kiram Resul-i Ekrem’e”

-Kuvvet nedir? diye sorar.”

O da:

-Atmak” buyuruyor.

İşte bu genel hükümleri geliştirmek müçtehitlerin görevidir. Kur’an-ı Kerim ve Sünnet bu gibi konular hakkında ayrıntılara girmez.

Sonuç olarak diyoruz ki; İslam itikat, amel ve ahlak esaslarıyla bir bütündür. Muamelat kısmını reddetmek veya gücü yettiği halde uygulamamak ve uygulanmasına engel olmak insanı küfre götürür. Hoşça kalın. BİTTİ.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum