İKİ VAİZ

Rasûlullah (s.a.v): Size iki vaiz bırakıyorum. Biri konuşur öbürü susar. Sahabiler sordular: -Bu vaizler nedir ya Rasûlullah? Buyurdular ki:-Konuşan vaiz Kur’an-ı kerimdir, susan vaiz ise ölüm.

Bu dünyadaki yaşam belirtisi, hayat alameti olarak yemek- içmek, hareket etmek, üremek vb. gibi konuşmakta önemli bir işlevdir. Ağzımızla konuşmak bu dünyaya ait bir ameliyedir. Öbür dünyada da konuşacağımızı Kur’an bize haber veriyor. Ancak benim buradaki bahsettiğim bizi sorumlu tutan her türlü konuşma şeklinden bahsediyorum. Ağzımızdan çıkan her sözden yarın sorumluyuz, hesap vereceğiz. Onun için hadisi şerifteki konuşan vaiz: Kur’an; işte o Kur’an’la konuşacağız. Kur’an-ı konuşacağız. Yani “Hakkı tavsiye; Hak olan bu kitabın tümünü, tüm ayetlerini okuyup tavsiye etmeliyiz. Bir de her türlü bela musibet ve zorluğa karşı sabrı tavsiye etmeliyiz.” Bununla birlikte Rasûlullah (s.a.v)’ın hadisleri ve sünnetiyle konuşmalıyız. Rasûlullah (s.a.v)‘ın siyerini, hayatını konuşmalıyız.

Gerçi susmanın daha güzel olduğu durumlar çoğu zaman belirtiliyor. Aleyhisselatüvesselam Efendimiz “Ya hayır konuş, yahut sus.” Hadisi şerifleriyle; yalan konuşmaktansa, yanlış konuşmaktansa, sulu cıvık terbiyesiz konuşmaktansa susmanın daha hayırlı olacağını haber veriyor. Atalarımız da bu konuda “söz gümüşse, sükut altındır.” demişlerdir. Bütün bunlardan çıkan sonuç özet olarak: konuşmamak, susup tat olmak değil, konuşmalarımızla cennet kazanıp, cehennemden uzak kalmaktır. Yine Peygamberimiz (sav) “Bana iki çenesi ile iki bacağı arasını koruma konusunda garanti verene, ben de cenneti garanti veririm.” Buyurmuşlardır. Ama bunların hepsi yaşayanlar için, ölüm ise; mecburi susmadır.

Evet susan ölüm, susturan ölüm. Hayat boyunca konuşan her insanı susturan ölümden bahsediyoruz. Bir zamanların (kendi zamanımdan söz ediyorum.) çok konuşan, nutuklar atan başbakanları artık ebediyen sustular. Bir zamanların kürsüleri çınlatan hatipleri de sustular. Yine bir zamanların herkesi güldürmeye çalışan komedi artistleri de, yazarları da sustular. Bir zamanların Allah-Allah diyen zikir ehli, fikir ehli ve bütün dünyaya hakkı hakikati haykıran mücahitler de sustular. Bir zamanların köpekleri de artık ebediyen havlamamak üzere sustular. O güzel sesleri, şarkı ve türküleriyle herkesi mest edenler de sustular.

Bundan sonra artık ağızlar konuşmayacak, eller, ayaklar ve deriler konuşacak. Ameller konuşacak.” Nihayet oraya vardıkları zaman kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları şeyler hakkında onların aleyhinde şahitlik ederler.” “Onlar derilerine: Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz? derler. Derileri de: Bizi her şeyi konuşturan Allah konuşturdu, sizi ilk defa yaratan O’dur ve siz yine O’na döndürülüyorsunuz” derler.

Hoca Efendi hayattayken ne konuştu nerede konuştu, nasıl konuştuysa onun karşılığını görecek öbür tarafta. Konuşması gereken yerde sustuysa, susması gereken yerde de konuştuysa ona göre muamele görecek. Birçoklarının yaptığı gibi sürekli uyarılmaması gerekenleri uyarıp uyarılması gerekenleri ise uyarmadıysa da hesabını kendisi verecek. Ancak burada bizim önümüze başka bir bahis çıkıyor ve bize yol gösteriyor. Rasûlullah (sav): “ölen birinin ardından dört mü’minin hüsnü şehadette bulunmasını” bir de kırk müslümanın cenazede hazır bulunmasında Allah teala o kırk kişiyi o cenazeye şefaatçi kılacağını” haber veriyor. Yani Müslümanlar kişi hakkında iyi olduğuna şahitlik edecekler. Bu şahitlik edenlerin belli bir kalabalığı oluşturması da önemli oluyor. Yani bu insanlar, evet iyi bir insandı ,hep iyilikleri emreder, kötülüklerden nehyederdi, hep ilimle uğraşır hakkı tavsiye ederdi. Haksızlık-imansızlık karşısında susmazdı gibi şehadetlerde bulunurlarsa ki zaten durum ortaya çıkıyor, Allah böyle kullarını da cennetine koyar.

Emin Saraç Hocamız için de birçok kişinin iyi ve hayırlı şehadette bulunduklarını duyduk, okuduk ve okumaya devam ediyoruz. Ben şahsen bir görmüşlüğüm yok. Ama görüşenler ve onun talebesi olanlar hocanın iyi bir insan olduğuna, çok iyi yetişmiş bir alim olduğuna şahitlik ediyorlar. Allah gani gani rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Bize düşen de hocamızın arkasından rahmet okumaktır.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar