Sadık Küçükhemek

Sadık Küçükhemek

Hükümet varlığını sürdürebilecek mi?

Yoksa ANAP gibi dağılacak mı? Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, “Ümmeti bölmeyin” diyor. Buna rağmen AK Parti içinden iki parti doğmak üzere: Biri, Sayın Ali Babacan’ın; diğeri Sayın Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nun kuracakları partiler. 

Sayın Babacan, AK Parti’den istifa etmesinin sebebini şöyle açıkladı: “Kendi ilkeleriyle AK Parti arasındaki derin farklılıklar.”

AK Parti’nin ilkeleri şudur: Yasaklara, yolsuzluklara ve yoksulluğa karşı mücadele.

Yasaklarla mücadele, hürriyetin önünün açılmasını, yolsuzluklarla mücadele, alın terinin gasp edilmesinin önlenmesini, yoksullukla mücadele, halkı kapitalizmin pençesinden kurtarmayı hedefliyordu. 

Sayın Babacan, AK Parti’nin bu prensiplerden uzaklaştığını dolayısıyla artık AK Parti’nin ülkenin sorunlarını çözemeyeceğine inanmaktadır. Sayın Davutoğlu da aynı görüştedir. Bu sebeple her ikisi de parti kurma aşamasına geldiler. 

Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan, “Bu bir projedir” diyor. Sayın Erdoğan’ın bu partilerin kurulmasını engellemek için böyle söylediğine inanmıyoruz. Şayet böyle ise Sayın Babacan’ın ve Sayın Davutoğlu’nun kuracakları partilerin başarılı olma şansı yoktur. Bu kıymetli insanların da bir projenin bir parçası olacaklarına inanmak istemiyoruz. Çünkü birlikte yola çıktılar ve AK Parti  güzel hizmetlerde bulunmuştur. Mesela harp sanayinde, eğitimde, sağlıkta, bayındırlık alanında yapılan hizmetleri inkâr etmek mümkün değildir. Suriye’de kullandığımız silahların %’de yetmişi yerli olduğu açıklandı. Milli Eğitimde, kara tahtadan akıllı tahtaya, ikili eğitimden tekli eğitime geçtik. Sınıflarda öğrenci sayısı 40-50’den 25- 30’a düştü. Başörtüsü ve kat sayı zulmü (!) sona erdi.  Sağlıkta, parası olmadığı için hastanelerde rehin alma (!) kaldırıldı, yenden inşa edilen hastaneler ve şehir hastaneleri baha biçilmez hastanenlerdir. Bayındırlıkta, yapılan hava alanları, köprüler, tüneller, şehirlerarası çift yönlü karayolları ve bölünmüş yollar kendini göstermektedir. 

Bu güzel gelişmeler devam ederken 2013 yılında Gezi Parkı olayları patlak verdi.  15 Temmuz 2016 yılında FETÖ darbe girişimi gerçekleşti. Hükümet bunların üstesinden gelmesine rağmen hukukta, yargıda, adalette ve işi ehline verme konusunda bir türlü başarılı olamadı. Bunun sebebi, “Kendi ilkeleriyle AK Parti arasındaki derin farklılıklar” mıdır? Yoksa AK Parti, iktidar sarhoşluğuna kapılarak davasının ilkelerini unutması mı? Veya Gezi olaylarının arka planında görünmez bir gücün etkisi mi?

Herhalde bunların hepsi etkili ki, ailenin kökünü dinamitleyen İstanbul Sözleşmesi’ne (2014) imza atıldı.

Cinsiyet Rollerinin Değişimi ve Dünyevileşme konusunda bir tebliğ sunan Sayın yazar Sema Maraşlı şöyle diyor: “Aile konusunda hükümetimiz hatalı bir politika takip ediyor: İstanbul sözleşmesi, kadınların elinde kocalarına karşı sopa olarak kullandıkları 6284 kanun maddesi, ömür boyu nafaka, eşit mal paylaşımı, boşanma sonrası babadan koparılan ve haczedilerek görülen çocuklar, kanunlar sebebiyle boşanmanın zulme dönüşmesi, 18 yaş altında dini nikâhla evlenen erkeklerin cinsel istismarcı sayılıp hapse atılması gibi pek çok zulme dönüşen kanunlar var. Öncelikle kanunların düzeltilmesi gerekiyor.” (1)

Atamalarda ehliyet ve liyakat esas alınmadı. Mesela Haber Türk’te bir ay önce yayınlanan bir programda bütün konuşmacılar şu konuda ittifak ettiler: Önceki Sağlık Bakanı “Menzile mensupmuş, Sağlık Bakanlığı’nı mensup olduğu cemaat ile doldurmuş, bunu dengelemek için şimdiki Sağlık Bakanı’nın başka bir cemaatten olmasına dikkat edilmiş. 

Bütün kurumlar genelde böyle, atama yetkisi olanlar, meşrebine mensup olanları (ister ehil olsun ister olmasın) atamaktadır.  Bu sebeple bankamatik memurlar çoğaldı. Bilhassa Milli Eğitim’de 5-6 sene önce bir cemaatin mensuplarını yerleştirebilmek için İlçe Milli Eğitim Müdürlerinin kahır ekseriyeti görevden alındı öğretmenliğe döndürülmedi. Öğretmenliğe döndürülürse tenzil-i rütbe olurmuş(?!) AK Parti kurulmadan önce döndürülüyordu, bunların aslı öğretmen değil mi? İl Milli Eğitim Müdürlüklerine imza atıp dönüyorlar. Bu durumda hiç bir memurun tırnağı ile kazıyarak yükselmesi mümkün değildir. Bu durum beyin göçünü hızlandırabilir.

Bu meseleler kangren hale geldi, hükümet bu meselelerin üzerine eğilmeli. Bizce bu meseleler hukuk çerçevesinde halledilmesi gerekir. Zulme dönüşen kanunlar kaldırılmalı. Bu konuda STK seslerini yükseltmeli, Adalet Bakanlığı harekete geçmeli. Atamalar ve görevden alma bazı kriterlere ivedilikle bağlanması gerekir. Aksi halde bütün kurumlar çökebilir ve sosyal barış bozulabilir, ekonomideki daralmayı, yolsuzlukları, israfı ve güven bunalımını işi ehline vermemeye bağlamak çok isabetli olur. Çünkü bir Prof. Yazarın dediği gibi, “Bu Bakanlar ile bir yere varılamaz.” Akit yazarı Sayın Dilipak da şöyle diyor: Bu kadro ile bu yolsuzlukların, adalet, aile gibi uzun bir liste halindeki krizlerin üstesinden gelmesi zordur…(2)

Özet olarak dile getirdiğim bu hususlara hükümet eğilmez sadece başka mecralarda mücadele ederse partiler kurulmasa bile varlığını sürdürebilir mi ne dersiniz? Hoşça kalın. 

Kaynaklar 

1.Sivil Toplum ve Dünyevileşme Sempozyumu 15. Ufuk Turu, s. 150.

2. Akit gazetesi, Siyaset ve ip canbazlığı, 23 Eylül, 2019 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.