Nurten Selma Çevikoğlu

Nurten Selma Çevikoğlu

HİÇ

Bir Hak dostu büyüğümüz insana hitâben; “Ey insan! Hiçbir sermâyen olmadığı halde seni varlıkların en şereflisi ‘insan’ olarak yaratan Rabb’inin karşısında, ‘hiç’liğini unutma! Rabb’inin ‘ol’ emriyle var olduğunu, ‘öl’ emriyle de bir gün can vereceğini hatırından çıkarma! Allah emrettiğinde, gözle görülmeyecek kadar küçük bir mikrobun, yenilmez denilen pehlivanları nasıl yere serdiğinden ibret al!..” Topbaş Osman Nuri, Müslüman’ın Gönül Dünyâsı, İst, 2021, s.271)

Geçmiş senelerde dergahlar varken, o mâneviyat dolu mekanlara girildiğinde, kapı üstlerinde kocaman bir, ‘HİÇ’ yazısı olurdu. Ne demek bu? Bu şu demek, buraya girerken benliğini unut, kibri-gurûru-büyüklük taslamayı bırak. Yâni tevâzu sâhibi, alçak gönüllü ol, başkalarına karşı üstünlük taslama, sâde ol... Nihâyetinde seni yaratan yüce Rabb’ine kul ol yeter. Dünyâya geliş sebebin budur. Dünyâda Hakk’ı ve hakikatleri sırt dönerek yaşama. Asıl hedefin kulluktur. Hayâtı yaşarken, kulluğunu asla hatırdan çıkarma. Yüce Yaratıcıya samimi bir kul olmak isteyen, ‘hiç’ olmayı öğrenmelidir.

Ancak bugün, -geçen yazımızda belirttiğimiz üzere- şahsiyetler öylesine abartılarak insan yetiştiriliyor ki, insanlar ‘hiç olmak da neymiş ya’ fikrindeler. Mesela; ‘Ben koskoca profesörüm, nasıl hiç olurum, olur mu öyle şey?’ veya ‘Ben bu kadar servetimle nasıl hiçim, olmaz canım herkes benim kim olduğumu bilmeli.’ Yâhut; ‘Ben buranın âmiriyim herkes beni tanıyacak, dinleyecek, benim isteklerimi yerine getirecek’ gibisinden densiz, kulluğa ve dahi insanlığa yaraşmayacak sözler ediyorlar. Pek tabi bahsettiğimiz şekilde yetiştirilen bir nesilden, bundan başkası beklenemez. Eskiden tevâzu sâhibi insanlar çoğunluktaydı. Herkes birbirine hoşgörü, müsamaha, adâlet ve alçak gönüllülükle davranırdı. Şimdi nerdeee? Herkeste bir büyüklük taslama edâsı!!! Sanki yeri göğü onlar yaratmışlar… Halbuki yüce kitâbımızda;

“Yeryüzünde böbürlenerek dolaşma. Çünkü sen (ağırlık ve azametinle) ne yeri yarabilir ne de dağlarla ululuk yarışına girebilirsin.” (İsra, 37) “Küçümseyerek insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Zira Allah, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.” (Lokman, 18) Sanki şimdiki şımarık yetiştirilen çocuklara ithâfen: “…Şımarma! Bil ki Allah şımarıkları sevmez.” (Kasas, 76) Buyruluyor. Belki ana-babaları sever ama böylelerini, Allah Teâla sevmez. En Güzel Ahlak Timsâli Peygamberimiz aleyhisselam buyuruyorlar ki; ‘İnsana günah olarak, Müslüman kardeşini küçük görmesi yeter.’ (Müslim, Birr 32) Hz. Ali (r.a) efendimiz de, bu hususta; ‘Bir adamın mevkiinin büyüklüğü, onun ufak bir hizmetini büyük görmene, mevkiinin küçüklüğü de, onun büyük hizmetini küçük görmene asla sebebiyet vermemelidir.’ Diyor. Bunlar fazilet birikimleridir efendim. Yoksa günümüz gösteriş budalalarının sergilediği davranış modelleri asla model olarak alınamaz. Ancak bugün maalesef böylesi densiz, şımarıkça davranışlar, almış başını gidiyor. Yazık! Güzel değerlerimizi yeniden ayağa kaldırma zamânıdır, şu zaman.

İnsanlar sâhip olduklarıyla övüneceklerine, nâil olduklarına şükretseler, kanaatimizce daha hayırlı bir iş yapmış olurlar. İnsanların tüm vâridatları, ilim ve mertebeleri, çoluk ve çocukları kişiler için sâdece ve sâdece imtihan vesilesidir o kadar yoksa övünüp, gururlanma sebebi değildir. Kim neye sâhipse o sâhip oldukları, Cenâbı Hak tarafından kendilerine emânet olarak verilmiş ama bâki bir âlemde hesâbı sorulacak bakiyelerdir. Bu sebeple kişi ömür sermâyesini, ilerde sonucu hüsran olacak bir âkibete kurban etmemeli, kibir ve övünmeyle nefsine pay çıkarmak yerine; ‘Aman Ya Rabb’i! Ne verdinse hepsi Sen’in lütfundandır. Şükür Ya Rabb’i’ demelidir. Bu düşünüş, kişiyi alçak gönüllü yapar. Kendine bir pâye vermemek neticede kişiyi, ‘Hiç’lik makâmına yükseltir.

Hakikat o dur ki, Müslüman benliğini yâni nefsini kibir, gurur, övünme, enâniyet girdaplarından kurtulabilirse, gönül aynası parlar, içi mâneviyatla dolar. Mâneviyat kişiye ahlâkî güzellik kazandırır. Bu her müminin tatması gereken, ilâhi bir hazdır. Yüreğini bu tür çirkin vasıflardan temizleyenler, kalplerinde yüce Yaratıcının gerçek sevgisini hissederler. Böylesi bir kalp arınmış, tertemiz, billurlaşmış bir kalptir. Hepimizin dünya arzusu budur ve dahi, bu olmalıdır.

Şunu da belirtelim, Müslüman’ın kusur ve kötü ahlâkî vasıflarını düzeltip nefsini eğitmesi, Allah Teâlâ’nın kendisine takdim ettiklerine şükretmesi, ciddi bir kulluk vazifesidir. Kendi kulluktaki kusurlarına odaklanan bir mümin, başkalarının kusurlarını konuşacak dermânı kalmaz. Kişinin kendi kusurlarını bilmesi gibi bir irfan olmaz. Kendi kusurları görüp onları yok etmeye uğraşan kişi, eninde sonunda ‘hiç’liğe ulaşır. Ne mutlu ‘Hiç’ olabilenlere!

Kalın sağlıcakla, efendim Cuma gününün hayırları üzerimize olsun inşaALLAH.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum