Her kafadan bir ses

İçerisinde yer aldığımız; gerek ülkece gerek Dünyaca olan bu virüs sorununda birçok şey duyduk. Peki ya hangisi doğru olandı? Hangisi bizi gerçekten bilgilendirme konusunda yalansız ve dürüst. Gelin beraber gerçek COVID-19 nedir öğrenelim.

Kısa bir sürede, geniş kitlelere solunum yolu sayesinde ulaşıp,  hastalandırabilecek bir tip virüs. Vücudumuzun bugüne kadar karşılaşmamış olduğu, gardının düşük olduğu (bağışıklık sisteminin savunmasız olması)  covıd-19, hastalanma potansiyeli olan herkesi hasta ediyor, direnci zayıflatıyor ve savaşılamadığı takdir de hüsran ile sonuçlanıyor. Burada, herhangi  bir mikrobun herkesi hastalandırmadığını. Sadece belirli kişilerin hastalandığını ve yine belli kişilerin (kronik hastalığı olanların, zayıf/çok yaşlı) ağır hastalandığını da bilmek lazım.  

Virüs her türlü solunum yolu ile bulaşmaktadır. Yani virüs öksürmek, tıksırmak  ile havada belirli süre asılı kalabiliyor. Virüsü bünyesinde bulunduran bazı kişilerde etkisini göstermiyor ve taşıyıcı hale geliyorlar. Farkında olmadan birçok kişiye virüsün yayılmasında bir rol üstleniliyor. Burada inkübasyon dönemi dediğimiz bir kuluçka süresi bulunuyor. Başlarda 2-14 gün olarak belirlenen bu süre, şu günlerde yurtdışı araştırmacılarının gözleminde 46 güne kadar çıkabildiğini söylediler. Kimimiz de kendini belli eden semptomlar kimimiz de etmeyebiliyor ve taşıyıcılık içeriyor. 

Peki belirtileri ele alalım.

Ateş, öksürük, nefes darlığı listenin başında ve hasta ağırlaşmaya başladığında gözlemleniyor. Halsizlik, vücut ağrısı, burun akıntısı, baş ağrısı da belirtilerde yer almakta. İlerlediği zaman virüs bu durum sizi zatürreye kadar sürükleyebiliyor. Son açıklamalar da; ilk belirtilerin gözde kızarıklık olduğu ve çok ilerlemiş düzeyler de tat ve koku alma duyularının yitirildiği gözlemleniyor. Gözde kırmızı göz hastalığına sebep olan ve insanı özelliklerimize zarar veren bu virüs ile baş etmek sandığımız kadar kolay olmayabilir. Gözünüzde sulanma, çapaklanma ve kızarma belirtileriniz var ise akla Covıd-19 getirmeli ve bir hastaneye gitmelisiniz. Çünkü; farkında olmadan virüsü bünyenize almış ve taşıyıcılık yapıyor olabilirsiniz. Kimler hastalık riski taşıyor? 50 yaş üzeri mi yoksa kronik rahatsızlıkları olanlar mı? Tabi ki de hepimiz değerli okurlarım. Bu hastalık yaş ya da kroniklikten ziyade; vücut drencine, dayanıklılığınıza bakıyor. Söylediğim gibi sizde kronik olmayan bir rahatsızlık varsa bile gün yüzüne çıkarıyor ve ölümün eşiğine kadar sürüklüyor. Bence bu salgında yaş ya da kronik hastalıktan ölünüyor durumu söz konusu normalmiş gibi bahsedilse bile, normal olmayan tek şeyin bu virüsün olduğu kesin. Hepimiz risk altındayız. Kimimiz taşıyıcı olarak sevdiklerimize aktarım yaparken, kimimiz direnemeyip veda etmek zorunda kalıyoruz. 

Bu durumdan korunmak ve sorunsuz atlatabilmek için; dengeli ve düzenli beslenmek, et ve yumurtaların iyi pişirilmesi,  uyku düzenine dikkat etmek, stresle mücadele edebilmek, bol su tüketmek başlıca en önemli noktalardır. Bunlar ile birlikte; öksürürken ağzımızı tek kullanımlık mendiller ile kapamak, ellerimize bulaşır ise bol su ve sabun ile ellerimizi yıkamak, ellerimizi gün içerisinde yüzümüze temas ettirmekten kaçınmak ve mesafelerimizi korumak gerekiyor. Toplum olarak her ne kadar sıcak kanlı olup, tokalaşmayı ya da sevgi göstergesi olarak sarılmayı sevsek de, buna bir süre ara vermeliyiz, yine sevdiklerimiz için. 

Bu olayın başlangıcından bulunduğumuz bugüne kadar bir çok yorum ya da düşünceler döndü ortalıkta. Kimisi Çin kimisi Amerika yaptı dedi, kimisi biyolojik savaş başladı , kimisi ise Allahın insanlara bir uyarısı olarak gördü. Bu söz edilen durumlardan hangisi ise bunu bulmak ya da çözmek yine bize bir çıkış göstermeyecek. Yapmamız gereken kendimiz ve ailemizi korumak, toplumumuzu ayakta tutmak. Bunun için bu süreç içerisinde bir bütün olarak kurallara uyarak, evden çıkmamaya özen göstererek, temizliğimize her zamankinden daha çok dikkat ederek üstesinden gelebiliriz. 

Hem iyi yönünden bakalım bazen olaylara. Bizi olduğumuz psikolojiden çekip almakta da epey yardımcı oluyor. Belki de Dünyamızın biraz kendine gelmeye, temizlenmeye ihtiyacı vardı, hayvanların biraz daha özgürlüğe ve tabiat ananın sessizliğe ihtiyacı vardı. Biz evrene bugüne kadar çok iyi davrandığımızı söyleyemeyiz. Araç egzozları, filtresiz fabrika bacaları ile havayı, çöp atılan ve korunmayan denizimizi, pil ve plastik şişelerimizin atıldığı topraklarımızı yeterince koruyamadık ve bu süreci durduramadık. Belki böyle olması evreni kendine getirecek ve bu hastalığa çözümü yine içerisinde bulunduğumuz Dünyamız verecektir. Tabi yapılan kötülükleri asıl insanları da atlamamak gerek bu durumda. Onlarda bir nebze olsun duruldular. Şimdi sıra bizde TÜRKİYEM. Şimdi birlik olmamızın, evimizde kalmamızın ve hijyeni max seviyeye çıkarmamızın zamanı. Evde kalınca sıkılırım diye düşünmeyin. Bu süreçte benim sizlere tavsiyem; yurtdışında çoğu kişinin savunduğu gibi, elektronik kullanımları azaltmak, bol kitap okumak ya da satranç, tavla gibi oyunlar oynayarak, kendinizi geliştirmek için benliğinize bilgi katarak, yemek yaparak, kendin yap uygulamalarınız ile bulunduğunuz ortamı farklılaştırarak daha güzel bir evde kal süreci oluşturabilirsiniz. Evet söylenen gibi HAYAT EVE SIĞAR ve emin olun sığdırabilirseniz gelecek günlerimiz geçmişteki günlerimizden daha güzel olacak. Bu süreci birlikte aşacak ve kaldığımız yerin aksine daha güzel bir noktadan devam edeceğiz, buna inanın.

Gözlerinize Sağlık




 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
4 Yorum