Hastalık belki rahmettir

 

Bir zat bir biçareyi bir minarenin başına çıkarıyor. Minarenin her basamağında ayrı bir hediye veriyor. Minarenin en üstünde de en büyük hediyeyi veriyor. Adam alt basamaklarda aldığı hediyeleri unutup; keşke bu minare daha uzun olsaydı deyip şekvaya(şikâyete) başlarsa ne kadar bir haksızlıktır. Öyle de insan hiçlikten vücuda gelip taş olmayarak, ağaç olmayıp, hayvan olmayarak, insan olup Müslüman olarak, çok zaman sıhhat ve afiyet görüp büyük nimetler kazandığı halde bazen hastalanmasına şikâyet etmesi, rububiyet-i ilahiyeyi tenkit etmesi, maddi hastalıktan daha musibetli manevi bir hastalıktır. Akıl odur ki: “Sabırlılar o kimselerdir ki başlarına musibet geldiğinde, ‘biz Allaha aidiz ve vakti geldiğinde elbette O’na döneceğiz’ sırrıyla teslim olup sabretsin. 

**

Şikâyet bir haktan gelir. Senin vücudunda azaların organların senin mülkün değil ki şikâyet ediyorsun. Allaha aitsin sen. O seni istediği gibi evirip çevirir, istediği gibi imtihan eder. 

Ey biçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil belki dermandır. 

Ey sabırsız hasta! Şükret. Hastalığında şükredersen ömür dakikalarını birer saat ibadet hükmüne getirebilir.

**

Ey tahammülsüz hasta! Hastalık olmazsa, sıhhat ve afiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir ahireti unutturur. Hastalık sana varoluş amacını hatırlatır. Başıboş olmadığını, bir vazifen olduğunu, gururu bırakmanı, kabre gideceğini, hazırlıklı olmanı hatırlatır.

**

Ey lüzumsuz merak eden hasta! Hastalığın ağırlığından merak ediyorsun. Merak ağırlaştırır hastalığı, merak etmemeye çalış. Yani hastalığın faydalarını, sevabını ve çabuk geçeceğini düşün, merakı kaldır, hastalığın kökünü kes. Diri de olsan ecel muayyen değil, belli değil. Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedi hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, ahireti düşündürür, ölüme hazırlıklı olmaya hazırlar insanı.

Ey dünya zevkini düşünüp hastalıktan ızdırap çeken kardeşim! Madem dünya bize “haydi, dışarı çık” diyecek, feryadımıza kulağını kapayacak, o bizi dışarı kovmadan biz bu hastalıkların uyarılarıyla şimdiden onun aşkından vazgeçmeliyiz. O bizi terk etmeden kalben onu terk etmeliyiz.

**

Evet, hastalık bu manayı bize ihtar edip der ki; ‘senin vücudun taştan demirden değildir. Her daim ayrılmaya müsaid muhtelif maddelerden düzenlenmiştir. Gururu bırak, aczini anla, malikini tanı, vazifeni bil, dünyaya ne için geldiğini öğren.’ Kalbin kulağına gizli ihtar eder.

Hem madem dünyanın, lezzeti devam etmiyor. Hele de meşru olmazsa hem elemli hem günahlı oluyor. O zaman o zevki kaybettiğin için ağlama; bilakis hastalıktaki manevi ibadet ve uhrevi sevap cihetini düşün, zevk almaya çalış.

**

Ey ahiretini düşünen hasta! Hastalık sabun gibi, günahların kirlerini yıkar temizler. Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer, imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker.

Duayı hatırlatır hastalık. “Duanız olmazsa ne ehemmiyetiniz var” demiyor mu seni yaratan. Ehemmiyetli olmaya yol açıyor hastalık. Ehemmiyetli olmayı öğütlüyor hastalık.

**

İsyan yok o zaman, şikâyet yok. Rabbine yönel, O’nun söylediklerini hatırlat kendine; “Sübhansın ya Rab! Senin bize bildirdiğinden başka ne bilebiliriz ki? Her şeyi hakkıyla bilen, her şeyi hikmetle yapan sensin.” (Bakara,2/32)

Teslimiyet… müthiş rahatlatıcı! Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.