GÜNAH ÇIKARMA

 Dünyada ve Türkiye’de televizyon yayıncılığının etkisi ve önemi eskiye göre çok çok azaldı. Buna rağmen yine de bazı kesimlerde; yaşlı insanlar ile kırsal kesimlerde yaşayan insanlar tarafından hatırı sayılır bir kitle televizyon izlemektedir. Ülke yangın yerine dönmüş, neredeyse her şey kül olup bitmek üzere ama televizyonlar vur patlasın çal oynasın işin gırgırındalar. Sanki bu millete yapılabilecek en büyük düşmanlığı yapan kuruluşlar olmuşlar. Malesef sahipleri veya yöneticileri sözde Müslüman-dindar kişiler!...

***

Sürekli hayasızca yayınlar, namus ve aile kavramını hiçe sayan, gayri İslami tavırlar sergilemekteler. Yahu kime düşmanlık yapıyorsunuz siz? Olmaz olsun sizin gibi dindarlar! Bu televizyonları seyreden halk artık hipnoz olmuş, uyumuş, ayakta gezen zombiler durumuna düşmüşler.

***

 Bu ülkenin durumundan sorumlu insanların yaptığı yanlışlar hep bu sahte Müslümanlar tarafından alkışlanmış ve sürekli destek görmüştür. Şimdilerde ise yavaş yavaş bir kaç kişi kafasını kaldırıp “ Böyle de olmaz ki!” demeye, başladı.

***

Hâlbuki ben hep uyardım, biz hepimiz elli küsür yıldır uyarıyoruz. Yirmi yıldır da uyarmaktayız, ama hâlâ direnen ve inat edenler var. Kim ne yaparsa yapsın, kim ne derse desin; bu gün durum çok vahim. Bu pahalılıktan bu gidişattan zarar görüp kötü bir duruma düşenin günahını siz çekeceksiniz. Zümer Suresi'nin 47.ayetinde “.... hiç tahmin etmedikleri(hesap etmedikleri) yerden hesap verecekler.” Buyrulmaktadır. Ancak burada yapılacak iş: Bakara Suresi 160 ta ve daha bir kaç yerde müteşabih şekilde okunan ayetlerde olduğu gibi:“İllelleziyne tabuu ve eslehuu...” “Tövbe ederler ve (işi) düzeltirler.” Yani bunca inadınıza ve isyanınıza samimi bir şekilde tövbe edeceksiniz, bir de işi düzelteceksiniz. Yani hakkı savunan, doğruyu söyleyenlerle beraber olup meselenin ıslahı için çalışmalısınız. Yoksa Hıristiyanların günah çıkardığı gibi (camın arkasından papazın önünde günah çıkarmak) gibi olmaz. Ağızdan bir-iki lâf edip yirmi yılın telafisi olmaz.

***

Önceden fakir-fukara ne yiyecek, nasıl geçinecek, diyorduk. Şimdilerde ise öyle demiyoruz, artık. Şimdi: “Bu millet nasıl geçinecek, bu milletin dayanacak gücü kalmadı, artık bıçak kemiğe dayandı.” Diyoruz. Bu sıkıntı önemli bir sıkıntıdır. Açlık-yokluk ve yoksulluk bir çok kötülüğün anasıdır. Bunu başka yerlere çekmenin bir anlamı yoktur. Bir kişiye (memur, emekli, çalışan, işçi...vs.) verilen 6-7 bin lira para yetmiyor. Durum gerçekten vahim. Rakam büyük değeri çok küçük, hiç değeri yok. Ama insanlardan bazıları inatla yanlışı savunmaya devam ediyorlar. Bir de vızzıklayıp insanların, gençlerin kötü huy ve davranışlarından yakınarak güya birisini kutsayıp: “ O ne yapsın, insanlar bozuk.” Diyerek Allah'a isyan ediyorlar. Bir de yalan söyleyip; pahalılığı vatandaş kendisi yapıyor gibi iftira atarak günah işliyorlar.

***

 Çünkü pahalılık ve paranın değer kaybetmesi vatandaşın suçu değil, idarecilerin suçudur. Bir ülkenin topluca büyüğünden küçüğüne bozulması yine yönetenlerin suçudur. Bu şekilde birçok madde sıralayabiliriz, ancak akıllı, merhametli, sevimli ve rasyonel politikalar ve hizmetlerle toplum kazanılır. Yoksa baskı ve korkutmayla bir yere varılmaz

Allah herkese akıl-fikir versin, hatalarından tövbe edip hatanın tamiri için Kur'an'a uygun hareket eden kullarından eylesin.

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar